ARKADAŞIMIZ BURCU YILMAZ’IN RÖPORTAJI
TEMA Vakfı Sakarya Temsilcisi Mahnaz Gümrükçüoğlu, termik santralin Karasu’daki tepkiler üzerine Kaynarca’ya kurulmak istenmesiyle ilgili olarak; “100 metre ileride, 200 metre geride ne fark eder? Santral bütün Sakarya’yı etkileyecek. Bu bir cinayettir” dedi.
Sakarya Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Mahnaz Gümrükçüoğlu, termik santralle ilgili sakıncaları şöyle dile getirdi; “Karasu’ya kurulması planlanıyordu. Fransız firma tepkiler üzerine Kaynarca’yı düşünmeye başlamış. 100 metre geride ya da 200 metre ileride kurulmuş ne fark edecek? Karasu ya da Kaynarca’ya kurulsun meselesi değil ki mesele. Mesele, santralin doğuracağı çevre kirliliği. Kaynarca’ya kurulunca etkilenmeyecek mi sanıyorlar? Santral en az 70 en fazla 100 kilometreyi etkileyecek. Yatağan’daki termik santral 70 km’yi etkiliyor. Yani bütün Sakarya santralden etkilenecek” dedi.
Gümrükçüoğlu, “Dışa bağımlı bir şekilde yabancıların kömürünü alacaklar, o kömür santrale çevreyi kirletmeden nasıl ulaştırılacak, atık suyu nereye boşaltacaklar, soğutma suyunu nereden alacak? Etrafı çok daha fazla kirletecekler. Bu kesinlikle bir cinayettir” diye tepki gösterdi.
Yaşam hakkımızın elimizden alınması
Karasu’ya kurulması planlanan termik santralle ilgili Karasu Sivil İnisiyatifi’nin çok önemli bir iş başardığını belirten Gümrükçüoğlu, “Ben de bir sivil toplum kuruluşu temsilcisi olarak destek için çaba sarf ettim, yani tüm sivil toplum kuruluşları olarak onları desteklemek için büyük çaba sarf ettik. Tabii ki enerji üretimi gerekli ama santral kurulacak bölgede yaşayanların yaşadıkları çevreye sahip çıkmaları da çok önemli. Termik santral yapılması demek yaşam hakkının elimizden alınması demektir. Santral doğa ve insanlar için bir cinayettir. Dünyanın sayılı güzelliklerinden olan Acarlar Longozu’nun, santralin 1 km. ilerisinde olmasına rağmen zarar görmeyeceğini söylüyorlar. Buna çocuklar bile inanmıyor. Şimdi de Kaynarca’ya kurulması gündeme geldi. Biz sivil toplum olarak sonuna kadar karşı duruşumuzu sürdüreceğiz” dedi.
Israrla sanayi
Yanlış arazi kullanımına en büyük örneğin ilimiz olduğunu belirten Gümrükçüoğlu, “İlimiz Sakarya Nehrinin getirdiği alüvyal topraklardan oluşuyor. Nehir bize, ‘size en verimli toprakları veriyorum siz tarım yapın’ diyor. Ama biz ısrarla tarım toprağına sanayi yapmak için uğraşıyoruz” dedi.
Küresel ısınmayı yaratan biziz
İklimbilimci ve TEMA Vakfı Sakarya Temsilcisi Mahnaz Gümrükçüoğlu, küresel ısınmanın geri dönülmez bir noktada olduğunu ve meydana gelecek iklim değişimlerinin dünya ve Türkiye için çok ciddi problemler yaratacağını ama doğal çevrede olan her değişikliğin küresel ısınmadan kaynaklanmadığını belirtti. Gümrükçüoğlu, “Her değişimi küresel ısınmaya bağlayamayız. Elbette sel, kuraklık, ısı değişimi gibi iklime bağlı değişimler olacak. Ama Sakarya Nehri’nin yatağı kum ocaklarının açılmasıyla değişiyor. Bu da sellere yol açıyor. Sapanca Gölü’nü korumuyoruz. Suyu yanlış kullanıyoruz. Ondan sonra küresel ısınma deniliyor. Sanki küresel ısınma diye bir canlı var da her şey onun suçuymuş gibi kendimizi temize çıkarıyoruz. Oysa küresel ısınmayı yaratan biziz” diye konuştu.
Yanlışlarımız bize geri dönecek
Küresel ısınma denilince küresel ısınmanın genel etkilerinden önce bu etkileri daha da şiddetlendiren suyun, toprağın, havanın yanlış yönetimini konuşmak gerektiğini söyleyen Gümrükçüoğlu, “O kadar güzel topraklarda yaşıyoruz öyle kötü davranıyoruz ki, yaşadığımız yere, bir gün farkına varacağız ama çok geç olacak. Sanayi tesislerinden, taş ve kum ocaklarından kaynaklanan kirlilik, taşkın, ova üzerinde yapılaşma, bütün bunlar bizim kendi kendimize yaptığımız kötülükler. Sapanca Gölü ile ilgili birçok yanlış yaptık. Göl çevresindeki yapılaşma, gölü besleyen derelerin kirletilmesi, atık suların göle verilmesi yaptığımız yanlışlar” dedi.
Gümrükçüoğlu, “Öncelikleri para olanlar ve ülke olarak sanayide gelişmeliyiz düşüncesiyle hareket edenler, çevre kirliliğini çok sonra düşünmeye başlıyor. Gelişim için yaptığımız tüm ekonomik faaliyetlerin hammaddesi kirlettiğimiz çevreden elde ediliyor. Dolayısıyla çevre kirlenirse sanayinin de gelişemeyeceği göz ardı ediliyor. Yapılan kirlilikler bize ek yatırım olarak geri dönecektir. Arıtma tesisi olmayan sanayici suyu kirletirse bu bize suyu temizleme masrafı olarak geri dönüyor” dedi.
Suyumuzu iyi yönetmek zorundayız
Gümrükçüoğlu, “Su zenginiyiz diye suyu iyi yönetmiyoruz. Kanun, yönetmelik yok. Su kaynakları konusunda yetkili olan 14 kurum var. Ortadoğu’ya yakın bir bölgede, yani yarı kurak bölgeye çok yakınız. Bu yüzden su kaynaklarımızın iyi korunması gerekiyor. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bir Su Bakanlığı’nın olması gerekiyor. Yarı kurak tüm ülkelerde olan bu bakanlığın ülkemizde hala kurulamamış olması çok kötü. Yıllık kişi başı su kullanımının 1000 ile 1500 metreküp arasında olduğu bir ülkedeyiz. Yani ne su fakiriyiz ne de su zengini. Kritik bir noktada olduğumuz için suyumuzu iyi yönetmek zorundayız” diye konuştu.
Uluslar arası sorunlara yol açabilir
Sapanca Gölü için yapılan çalışmaların net sonuca ulaşmadığını belirten Gümrükçüoğlu, “4. Dünya Su Forumu geçtiğimiz günlerde İstanbul’da yapıldı. Çıkan sonuç ise bütünleşik su yönetimi ve havzalar bazında su yönetimi oldu. Bu bir su kaynağını ve o kaynağı besleyen tüm suları içine alan geniş bir bölgenin yönetiminden o bölgedeki tüm yönetiminin sorumlu olması demektir ki bu sınırı aşan suları olan bir ülke olarak bizim gibi ülkelerde uluslar arası sorunlara bile yol açabilir” dedi.
Yanlış arazi kullanımında örneğiz
Gümrükçüoğlu, tarıma en fazla önem veren ve diğer ülkelere sanayinizi geliştirin öğüdü veren ABD’nin tarım için verdiği teşvikler, su kullanımı ve doğru tarım yasaları sayesinde birçok ülkeye yiyecek satar duruma geldiğine dikkat çekti. Gümrükçüoğlu, tarım ve toprak yasasındaki esnek uygulamalardan dolayı yanlış arazi kullanımlarının önüne geçilemediğini belirterek, “Yanlış arazi kullanımına en büyük örnek Adapazarı’dır. Burada yol yapımı için stabilize malzeme bulmaya çalışanlar toprakta neden bu maddenin bulunmadığını anlayamıyor. Çünkü bu topraklar Sakarya Nehrinin getirdiği alüvyonlardan oluşuyor. Nehir bize, ‘size en verimli toprakları veriyorum siz tarım yapın’ diyor. Ama biz ısrarla tarım toprağında sanayi yapmak için uğraşıyoruz” dedi.
Dünyanın en önemli su kaynaklarından
İstanbul ve İzmit’in doygunluğa ulaştığını, toprak, su ve yol avantajı yüzünden Adapazarı’nın sanayi için gözde yerlerden biri haline gelmesinin sonuçlarının ağır olacağına dikkat çeken Gümrükçüoğlu, “Dünya’nın en önemli su kaynaklarından biri olan Sapanca Gölü, elden gittikten sonra her şey çok geç olacak. Su kullanmak en doğal insan hakkıdır. Suyu savunmak gerekiyor. Birileri gölün yanına su fabrikası kuruyor, suyu şişeleyip satıyorlar. Bu normal değil. 20 yıl öncesine kadar şişe suyu nedir bilmiyorduk. Şimdi şişe suyu petrolden bile daha pahalı hale geldi” diye konuştu.
Balıklar durup dururken mi öldü
Küresel ısınmanın en önemli sonuçlarından birinin sel olayları olduğunu belirten Gümrükçüoğlu, “Yağan yağmur yeraltı ve yer üstü su kaynaklarını besler. Yağış azalması ve toprağın yağan yağışı yeraltına süzememesi demek kuraklık demektir. İklim kuşaklarında kayma söz konusu. Yarın ülkenin büyük bölümü kurak iklim kuşağına geçebilir. Bu durum çevre, sağlık, ekonomi ve sosyal olarak ciddi sorunlar getirecektir. Eğer bu kaynakları kirletirsek su kaynaklarını kullanamaz hale geliriz” dedi. Gümrükçüoğlu, “Yılda 1-2 kez Mudurnu’da görülen toplu balık ölümlerini hepimiz biliyoruz. Balıklar durup dururken neden 1 gecede ölüyorlar? Oradaki sanayi kuruluşları arıtma tesislerini düzgün çalıştırsalar balıklar neden ölsün? Biz çevreyi koruyan tüm yasal düzenlemelere nereden esnetilir diye bakıyoruz” diye konuştu.
Beşiktaş Vadisi ve çimento fabrikası
Gümrükçüoğlu ayrıca, “Beşiktaş Vadisi’nde kurulmak istenen 2 taş ocağına karşı açılan ilk dava kazanıldı. İkinci dava devam ediyor. Ayrıca çimento fabrikasına karşı duruşumuzu ve yaptığımız bilimsel çalışmaları sürdürüyoruz. SASTOP aracılığıyla yaptığımız çalışmalara göre fabrikanın insan sağlığına vereceği zarar ekonomik gelirin 4 katı olacak. Bunun bir de tarıma vereceği zarar, çevreye vereceği zarar da var. Yani neredeyse astarı yüzünden pahalıya gelecek” dedi.
Yabancı kömürle çevreyi kirletecekler
Çevreye zarar vermeyen enerji kaynaklarına geçtiğimiz haftalarda Karasu’da tanıtımı yapılan deniz dalgasından elektrik üretimini örnek gösteren Yrd. Doç. Dr. Mahnaz Gümrükçüoğlu, rüzgar enerjisiyle ilgili de fizibilite (olabilirlik) çalışmalarının yapıldığını söyledi. Gümrükçüoğlu, “Muğla ve Yatağan termik santralleri gibi olumsuz örnekler olmasına rağmen termik santral için istihdam öne sürülerek ısrar edilmesini anlayamıyorum. Bir şeyi yakacaksanız onun emisyonunu yok sayamazsınız. Ayrıca, termik santral için yerli kömür kaynaklarımız kullanılacak denildi. Ama kömürü kalitesi daha yüksek diye Ukrayna ve Avusturya’dan getirecekleri ortaya çıktı. O zaman kömürde dışa bağımlılığımız kalkmalı söylemleri inandırıcılığını yitiriyor” dedi.
Ekolojik dengeyi korumak önemli
Gümrükçüoğlu, hidroelektrik santralleriyle ilgili de, “Su bulunan her yere baraj yapmaya kalkmak doğru değil. Bu ekolojik dengeyi bozuyor. Nehir alanı çöle dönebiliyor. Gaz çıkışı artışı tarım alanlarını etkiliyor, buharlaşma artışı su kaybına yol açıyor. Bu da küresel ısınmanın ilerlemesi demek. Karadeniz’deki Fırtına Vadisi gibi doğal dengeyi bozucu şekilde yapılmazsa hidroelektrik santralleri yapılabilir” dedi.
Çocuğunuz kanser olmasın diye ne yaparsınız
Gümrükçüoğlu, “Çimento fabrikası gündeme geldiğinde ben herkese çocuğunuz kanser olmasın diye ne yapardınız sorusunu sordum. Bunun yanıtına göre istihdamın mı, sanayinin gelişmesinin mi, neyin önemli olduğunun, ne uğruna neyin kaybedildiğinin bilinmesi gerekiyor. Bugün Dilovası’nın kanser bölgesi haline gelmesinin nedeni çok açık. Oradaki tek bir fabrika tüm kurallara uygun bile olsa birkaç fabrikanın bir arada olduğu bir yerde çevrenin tahrip olmaması imkansız” dedi.
Çocuklar çevre kampanyalarında öndeler
Eskiye göre bilgi kaynaklarına kirlenmiş bile olsa ulaşmanın daha kolay olduğuna dikkat çeken Gümrükçüoğlu, “Reklamlarda bile daha az su harcayan ve daha az enerji tüketen çamaşır makineleri tanıtılıyor. Çevre konusunda bilinç düzeyinin arttığı bir gerçek. Üretelim, satalım, alalım, gelişelim mantığı bizi bugünlere getirdi. Bunun acısını da çocuklarımız ve torunlarımız çekecek. Çevre ile ilgili kampanyalarda çocuklar hep öndeler. Büyüdükçe tüketim toplumuna çekilmemeleri ve değişmeden çevre konusundaki duyarlılıklarını kaybetmemelerini sağlamalıyız. Ama genç nesilden özellikle çocuklardan çevrenin korunması adına çok umutluyum” dedi.
Su yönetimi için ciddi çalışılmalı
Ekonomik krizin tüm dünyayı alt üst etmesi gibi yarın olacak bir çevre felaketinin çok ağır sonuçlara yol açacağını ifade eden Gümrükçüoğlu, “Depremden binalarımızı sağlamlaştırarak büyük ölçüde kurtulabiliriz. Ama yarın olacak kuraklık afetinin geri dönüşü olmayacak. Bir eylem planının hazırlanması gerek. Oysa ne uzun ne kısa vadede bir eylem planı yok. Sorun yok, abartılıyor yaklaşımı hakim. Açıklamalar da bilimsel yaklaşımdan uzak. Şu kadar suyumuz var, barajların şu kadarı dolu diye açıklama yapılıyor. Oysa su yönetimi için ciddi çalışmalar yapılmalı, Su Bakanlığı kurulmalı. Su havzalarının yönetimi doğru yapılmalı. Sanayi kuruluşlarının bulunduğu yerler iyi planlama yapılarak seçilmeli. Yani doğru yer, doğru planlama ve doğru yönetim şart. Küresel ısınmanın etkilerinin çok iyi belirlenmesi ve önlemler üzerinde çok geç olmadan çalışılması gerek” diye belirtti.
Doğa insansız var olabilir
Doğanın insansız da varlığını sürdürebileceğini belirten Gümrükçüoğlu, “Tam tersi bizim doğaya ihtiyacımız var. Ama ihtiyacımız olana kötü davranıyoruz. Daha fazla üretmek ve tüketmek mantığıyla hareket edersek kaynaklarımızı koruyamayız” dedi.
Yarın çevre krizi olacak
Önemli olanın kafa yapısını değiştirmek olduğunu vurgulayan Gümrükçüoğlu, “Çevre korumayı lüks olarak görmemek gerekiyor. Bugün nasıl ekonomik krizi konuşuyorsak bu gidişle ne yazık ki yarın da çevre krizini konuşacağız. Krizler her zaman var, her zaman olacak. Önemli olan krizde bir şeyler yapmak kriz masaları oluşturmak değil, riski yönetmek. Riski yönetmeyi bilirseniz kriz olmaz” dedi.