Ülkenin gündemi kimine göre ‘Demokratik Açılım’ kimine göre ‘Kürt Açılımı’ olarak adlandırılan malum konu ile dolu. Adil Gür’ün araştırmasında ülke insanımızın yarısı açılımı desteklerken diğer yarısı karşı çıkıyor. Her zaman olduğu gibi yine neyi savunduğumuzu bilmeden, neye karşı olduğumuzu bilmeden otoritelerin, siyasal görüşümüzü temsil ettiğini düşündüğümüz baronların peşine takıldık gidiyoruz.
1984 Yılından bu yana 16 yılda toplam 5 bin terörist, 30 bine yakın vatandaşımız hayatını kaybettiği, bir araştırmaya göre 300 milyar dolar terörle mücadeleye harcanmış. Benim merak ettiğim 25 Yıldır ülkemize bela olan bu sorunun; neden ABD’nin Irak’tan çekilmeye hazırlandığı, Ortadoğu’daki enerji kaynaklarının yeniden paylaşılıp, dağıtımının düzenlendiği bir döneme denk geldiği.
Ve Türk halkı kendi gerçek gündeminin zamanlamasını, planlamasını ne zaman yapabilecek duruma gelecek. Sorun yalnızca terörle mücadelede 35 bin insanımızın ölmesi ise! Şuna ne diyeceksiniz trafik teröründe de her 5 yılda bir 40 bin insanımız ölüyor, 800 bin kişi yaralanıyor. Birisi ağırlıklı olarak bir bölgemizde yaşanırken, diğeri ülkemizin her köşesini kanatıyor.
Trafik sorunu ile terör sorunu aynı şey mi dediğinizi duyar gibi oluyorum. Algılama biçimimizi değiştiremedikçe anlayamayız elbette. Oysa ikisi de tam bağımsızlık onurumuzla doğrudan ilişkili. Yaşama hakkını her tür soruna karşı korumak devletin görevi olmalıdır. Bu durum işsizlik ve yoksulluk içinde geçerli.
Elbette daha demokratik bir ülkede, etnik kültürlerin zenginlik olarak algılandığı bir ülkede yaşamak hakkımız. Vurgulamak istediğim şu: Türkiye ne zaman kendi gündemini kendisi oluşturursa, o zaman sorunlarını çözebilecek duruma gelebilecektir.
İster ‘Kürt Açılımı’ deyin, ister ‘Demokratik Açılım’ dışardan ısmarlama gündemlerle akşamdan sabaha çözülemez. Soruna Türkiye’nin özgün bakışı ve çözüm yoluyla ulaşılabilir. Diğer yollar bizi kaosa sürükler. Elin oğlu adama açılımı yaptırır ‘kapanımı’ zor yaparsın sonra! Tıpkı Irak’a demokrasi götüreceğim deyip; bir buçuk milyon insanı canını alıp ülkesini üç parçaya böldüğü gibi!
Irak’ta açılım tamam ama garibanlar kapanımı nasıl yapacaklar dersiniz. Sorunlarımızın önceliklerini ve çözümlerini, ülke ve dünya egemenlerinin, otoritelerinin buyruklarına göre mi belirleyeceğiz yoksa kendi gerçeklerimize göre mi?
Gelelim Sakarya’nın gündemine; gerçek gündemimiz ne olmalıdır sizce?
Depreme karşı hazırız diyen milletvekiline inat, depreme hazırlıklı olma gerçeği mi?
Tarım ve hayvancılık konularında aklı başında projeler üretmek mi?
Termik santral ve çimento fabrikaları başta olmak üzere çevreyi kirletecek sanayileşmeye karşı çıkmak mı?
İlk ve orta öğretimdeki eğitim başarısızlıklarımızın giderilmesi konularındaki yol haritaları mı?
En pahalı şehir içi ulaşıma sahip olması mı?
Kentsel dönüşüm hileleri mi?
Sakarya’nın da Türkiye’nin de acizliği liderlik ve yönetim zaaflıkların da yatıyor. Topluma yön verme noktasında olanlar kuru hitabet, ağıt yakma ve başkalarının kibarca dayattığı kalıp çözümleri konuşmaktan başka bir şey yapamaz durumdalar. Algılama eksiklikleri gerçek gündem maddelerini görmekten alıkoyuyor! Acizliğimiz kendi sorunlarımızın çözümü ve gündeme alınmasıyla ilgili bir planımızın olmayışı. O yüzden on yıllardır başkalarının planlarının parçası oluyoruz.