ankara escort, escort ankara bayan, escort ankara bayan escort
Reklamı Geç
Advert
Advert

Şanlı bir destandır Çanakkale Zaferi

Çanakkale Zaferi şanlı bir destandır.. Çanakkale, Türk’ün vatan sevdasının kanla yazıldığı tarihi bir mekandır.. Çanakkale, Şehit ve Gazilerimizin kutsal emaneti bu güzel Vatan toprağımıza, rengini şehidimizin al kanından alan ay yıldızlı al Bayrağımıza ve Ulusal Bağımsızlığımıza sahip çıkmaktır, dün olduğu gibi günümüzde de işgal ve Sevr ve uzantısı bop paylaşımı peşinde koşuşan o haçlı emperyalizmin sinsi şer enktrikalarına karşı daima onurluca karşı durmaktır; bu kutsal vatanı onurluca savunmaktır.! Kemal Koçöz'ün yazısı...

Şanlı bir destandır Çanakkale Zaferi
Bu içerik 812 kez okundu.
Advert

 Türklüğün ve Türk Yurdu’nun ebedi var oluşunun, haçlı emperyalizmin o güçlü donanmasına, o üstün silah gücüne ve o işgal istencine karşı onurlu millî karşı duruşun, ulusal bağımsızlığa sahip çıkmanın, vatan savunmasına yönelişin şanlı bir destanıdır Çanakkale.. Şanlı şehitlerimize, kahraman gazilerimize minnettarız. Bu Büyük Zafer’in, Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünü kutluyor, Şehitlerimizi, isimsiz kahramanlarımızı, ebediyete intikal eden gazilerimizi saygıyla, minnetle, şükranla anıyoruz. Ruhları şad olsun. Çanakkale Zaferi’mizin Yıldönümü ve Şehitler Günü’müz Kutlu Olsun! Yurdumuzun ve ulusumuzun ufukları daima aydınlık olsun.
   
   “Çanakkale içinde aynalı çarşı, 
     Ana ben gidiyom düşmana karşı” dizelerinin yer aldığı “Çanakkale İçinde” türküsü nasıl unutulur, unutturulur? Düşmana, düşmanın işbirlikçilerinin sinsi şer kumpaslarına nasıl adlanılır!? Türklüğün düşmanlarının şirin söylemli yalan sözlerine nasıl inanılır!? Gafletle, ihanetle hangi doğruya varılır!? Kargaşa, bulanıklık ve dağınıklık ve hatta maksadını aşan eylem ve söylemler, dünün işgalcilerine,  hâlâ dünün o şer Sevr paylaşımı peşinde koşuşan, Yugoslavya, Irak, Libya (ve hatta.!) kumpasını kurgulayan o haçlı emperyalizmin işine yarar.! Şirin görünümlü boş sözlerle hamaset yarışı hüner değildir; bu kutsal vatanın ve aziz milletin istiklâli ve istikbali, bu güzel vatanın ve milletin huzur ve refahı önemlidir..  Çok iyi bilinmelidir ki, ecdadımızdan kalan bu vatan toprağında harabeler, enkazlar üzerinde büyük Atatürk’ün önderliğiyle kurulduydu bu feyizli Cumhuriyet..
    
    O haçlı emperyalizmin işgalinden “Kurtuluş”umuzun ve “Kuruluş”umuzun öncüsü Anafartalar Kahramanı Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün;
   “Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayan ı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.” sözüyle tanımladığı “Çanakkale” çok iyi anlaşılmalıdır! Bağından bahçesinden, işinden gücünden, evinden ocağından ayrılan genç, yetişkin, yaşlı ve daha on beşinde diye ayırt edilmeksizin her yaştan vatanseverlerimizin yanı sıra  Lise sınıflarındayken, yüksek okuldayken okulunu yarıda bırakıp vatanın istiklâli için Çanakkale’ye giden ve bir daha geri dönemeyen (ki, bu geriye dönemeyişler nedeniyle kimi liselerin, okulların mezun veremediği Çanakkale Savaşı esnasında) o nice yurtsever şehitlerimizin, elini kolunu, ayağını, gözünü yitirme pahasına o eli silahlı saldırgan emperyalist haçlı düşmanı bu ülkeye ayak bastırtmamaya azim ve gayret gösteren Şanlı Şehitlerimizin ve Kahraman Gazilerimizin bu kutsal Vatan için oluk oluk döktükleri al kanlarıyla, “Yeter ki Vatan Kurtulsun!” diyerek seve seve feda ettikleri canlarıyla yazdıkları Şanlı Bir Destandır Çanakkale..
   
   Vaktiyle, ihtişamıyla dört kıtaya ün salan, atının nalıyla üç kıtaya medeniyet taşıyan Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın bir taraftan taht kavgaları, bir taraftan  ilimden, bilimsellikten, teknikten, endüstriden, sanayiden uzak durup hurafelerden medet umar hale gelmesi, bir taraftan iç ayaklanmalar ve bir taraftan da yabancılara tanınan imtiyaz kayıpları yanı sıra üretimin azalıp tüketimin artması,  gösterişlere, eğlencelere yönelişler, Türklüğü unutturmaya çalışıp ümmet anlayışıyla hareket edilmesi, Türklüğe karşıt olan yöneticilerden Türklüğe hizmet bekleme saflığı, devşirme askerlerden geçmişin o parlak zaferlerine yeniden kavuşulacağı sanısı ve düşman oyunlarına aldanma gafleti, kazan kaldırmalar, şehzadelerin katledilmesi, oluşan gargaşaları fırsat bilen komşuların sorun çıkarmaları ve İstanbul ağırlıklı gayrimüslim azınlıkların entrikaları, sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik çalkantılar, Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın geçmişteki o şanlı günlerini gölgeliyordu.. 
   
   (Ki, Viyana bozgunu (1683), Cihan İmparatorluğu Osmalı’nın gerileyişinin ve çöküşe yönelişinin başlangıcını oluşturdu.. Macar Lideri’nin (Tökeli İmre) yardım isteği bahanesiyle çok kalabalık bir orduyla tam hazırlıksız olarak İkinci Viyana Seferi’ne başlanıldı.(1682) Gerileme Dönemi’nin başlamasına vesile olan İkinci Viyana Kuşatması’ndaki kuşatmaya dair yer belirleme planlaması hatası ve kuşatmanın uzun sürmesiyle oluşan Viyana Bozgunu (1683), adeta çöküşün habercisiydi.. Ki, ilk kapitülasyon imtiyazcısı olarak da bilinen  Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1543’te alınan, 1605’te yeniden güvenliği sağlanılan ve “Estergon Kal’ası” adlı türküye vesile olan ve uzun süre savunulan o Estergon Kalesi’nin düşmesi, İkinci Viyana Kuşatması’nın uzun sürmesi nedeniyle erzak yetersizliğinin oluşması ve gereği tedariklerin yapılaması yüzünden askerin dermansızlığı, birçok atın yemsizlik yüzünden telef olması ve de Türklük karşıtı Nemrut paşa benzeri kimi birlik komutanlarının birbirini çekememezliğine dair ayak oyunlarına yönelmeleriyle meydana gelen güvenlik zafiyetiyle gediklerin oluşması ve kuşatma planı dahilindeki kimi yerlerden beklenilen desteklerin gelmemesi ve hatta Osmanlı’nın Viyana’ya gelişinden endişelenen kimi Avrupa devletlerinin kendi aralarındaki kanlı mezhep çatışmalarına bir son verip “Kutsal İttifak”a yönelmeleri nedenleriyle meydana gelen Viyana Bozgunu’ndan sonra, Estergon Kalesi’nin (1683) teslim edilişi gafleti de sarsılmaz yıkılmaz sanılan Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın itibar kaybına neden olmuştu.!) 
   
   Viyana bozgunu (1683) ile Orta Avrupa’da toprak kaybına uğrayan Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın, ordudan ziyade prestiji (saygınlık) kayba uğramıştı.. Gösterişin, israfın, bilim ve teknolojiden uzaklaşıp hurafelere yönelişin, devşirme kadrolara ağırlık verilmeye başlayışın, Türklüğün silikleştirilmeye çalışılışının arttığı bir ortamda, Viyana Bozgunu’yla elden giden yerlerin de geri alınması hayalleri ve gayretleri planlı plansız sürüp giderken, Balkanlar’da da oluşan (Balkan Savaşı/1912) güç ve toprak kaybedilmesi durumu, Batı’nın saldırı ve sömürü iştahını hepten kabartmıştı.. Ancak, Ortaçağ’ın karanlığından kurtulup teknolojide, endüstride, ilimde ve sanatta gelişmeye çalışan ve büyük ilerlemeler kaydeden o haçlı Avrupa, kendi iç kargaşaları nedeniyle henüz kendilerine düşman belledikleri Cihan İmparatorluğu Osmanlı’ya karşı yeni bir haçlı seferi yapma hazırlığında görünmüyordu..
   
   Sanayide ilerleyen kimi Batılılar, ürettiklerini pazarlamada üstünlük sağlama  yarışına girdiler.. Sömürge ve pazar alanlarını oluşturma ve genişletme ihtiraslarından doğan kargaşalar yüzünden Avrupa devletleri arasında yeniden kargaşalar ve gruplaşmalar oluştu.. “Üçlü İttifak”(anlaşma,uyuşma,birleşme) adında ilk gruplaşmayı, İtalya’yı yanına alıp sonra kaybeden Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile oluşturdu (1883). Buna karşılık İngiltere, Fransa ve Rusya arasında da “Üçlü İtilâf” (anlaşma,uyuşma) oluştu (1907).
   
   Medeniyet yarışından ziyade para kazanma hırsının, sömürü anlayışının  dayanılmaz cazibesinin oluşturduğu ihtiraslar yüzünden, Avrupa, yeniden cadı kazanı misali kaynıyor, Ortaçağ karanlığından yeni çıkılmasına rağmen aç kurtlar misali birbirlerini yemek için bir bahane, bir kıvılcım aranıyordu.! 1914 yılında bir Sırp öğrencinin Avusturya-Macaristan veliahtını öldürmesi bahane edilerek savaşın kıvılcımı oluştu ve birkaç gün içinde I. Dünya Savaşı başladı..   
   
   Batı’yı kasıp kavuran bu ateş, Cihan İmparatorluğu Osmanlıyı da etkilemeye başladı.. Ki, “Yurt sevgisi ona (vatana) hizmetle ölçülür.” diyen Büyük Atatürk’ün öncülüğündeki etkinlikler sonucu oluşan Millî Mücadele ile işgalden Kurtuluş’tan Kuruluş’a yönelik zaferlerimizin dünyaya kabullendirilmesi oluşumu olan Lozan’da (24 Temmuz 1923) Türklüğün ulusal bağımsızlığının yapıtı olan Türkiye Cumhuriyeti’ni tanımayan (ve kimilerimizin dost sanıp uğrunda onlara hizmeti hüner sanan gafillerin dost sandığı-sandırdığı o Amerika) emperyalist Amerika, (kendi “İç Savaş”ını (Eyaletler Arası Savaş) (1861) bastırıp arındıktan sonra) 1896’dan itibaren Amerikan misyonerlerinin faaliyetleriyle, manda uzantılarıyla, Ilımlı İslam(!) entrikalarıyla Türklüğün yıkılması, Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın dağıtılıp parçalara ayrılması, Anadolu’nun Doğu’sunun Ermenilere verilmesi ve yandaşlarıyla Orta Doğu’yu biçimlendirme ve “siyah altın”dan (petrol) pay kapma hesapları peşindeydiler.! 
   
   Sanayide devleşen Almanya, ısrarla Osmanlı’nın kendi yanında yer almasını istiyordu.. İngiliz grubu ise Osmanlı’ya tarafsız kalmasını öneriyordu.. Avrupalı devler savaşında Almanya’nın ittifak teklifini kabul etmeyip tarafsız kaldığını dünyaya duyuran Osmanlı, bir taraftan da Balkan Savaşı’nda yitirilen yerlerin geriye alınabilmesi düşüncesinden kurtulamıyordu.! Kimi yetkililer,”Evdeki hesap pazara uymaz.!” öğüdü misali kararsızdıydılar.. Savaş bu, piknik değil.! Ölümler, acılar ve yıkımlar kaçınılmaz olur.! Bu nedenle “Bize saldırılmadıkça savaş dışı kalmak daha makbuldür!” anlayışındaydılar.. Enver Paşa gibi kimi yetkililer ise bu devler savaşında Almanya’nın güçlü olduğunu ve onun yanında yer alarak sarsıntıya uğrayan itibarın onarılacağını, kaybedilen yerlerin geri alınacağını umuyordu..
   
   Akdeniz’deki İngiliz donanmasının önünden kaçan iki Alman savaş gemisi Çanakkale Boğazı’na geçerek (Enver Paşa’nın onayıyla) Osmanlıya sığındı.. Tarafsızlığını göstermeye uğraşan Osmanlı, İngilizlerin kendilerine verilmesini istediği Goben ve Breslav adındaki bu iki Alman gemisine Osmanlı bayrağı çektirdi, bu gemilerin satın alındığı söylendi.
   
   Hızlı, muharebe gücü yüksek konumdaki ağır kruvazör olan Goben’e “Yavuz” ,  hafif kruvazör olan Breslav’a “Midilli” adları verildi.  “Yavuz” ve “Midilli” adları verilen bu iki Alman savaş gemisinin kendi Alman mürettebatıyla bir gece (Saray’ın ve Sadrazamın haberi olmaksızın, Enver Paşa’nın bilgisi dahilinde) Karadeniz’e açılıp (28/29 Ekim 1914) Rusya’nın Karadeniz’deki kimi savaş gemilerini batırmasıyla; Odesa, Sivastopol, Novorossiysk  gibi gelişmiş limanları topa tutmasıyla fiilen o savaş yangınının içine girildi, tarafsız kalınacağı beyan edilmesi ne rağmen bu iki Alman savaş gemisi yüzünden 30 Ekim’den itibaren İngiltere, Fransa ve Rusya’da Osmanlıya karşı tepkiler oluşmaya başladı.!  Rusya, Osmanlı’ya karşı savaş kararı aldı. Ruslar, 1 Kasım 1914’te Kafkasya yöresine de savaş başlatarak Kars, Sarıkamış, Ardahan gibi illerimizden Doğu illerimizi işgale yöneldi. Bunun üzerine Osmanlı yetkililerince Kafkas yöresine yönelik Sarıkamış harekâtı başlatıldı.(22 Aralık 1914) İşgal altındaki bu iller yanı sıra “93 Harbi”nde (1977-1978) yiten yerlerin de geriye alınması amaçlanıyordu! Buralara ikmali için askere erzak götüren üç gemimiz Ruslar tarafından Karadeniz’de batırılınca hesaplar şaştı.! 22 gün süren (9 Ocak 1915’te sona eren) bu harekatta kış koşullarının da o dondurucu soğuklarına maruz kalındı.! Sarıkamış dolaylarında altmış bine yakın askerimiz bir gecede donarak şehit oldu. Görev yerlerine ulaşan az sayıdaki birlikler de Ruslara karşı pek etkili olamadılar.! Çanakkale’nin denizden geçilip İstanbul’a ulaşılabilinmesi için İngilizler ve Fransızlar da Osmanlıya karşı savaş kararı aldılar. Osmanlı, İslam dünyasını yanına çekeceğini sanarak batılılara karşı Cıhad-ı Ekber (Büyük Cihad) ilan etti.! 
   (Padişah Sultan Mehmet Reşat, “Halife i Müslimin” ünvanıyla devrin Şeyhülislam’ından fetva vermesini isteyerek Cihad ı Ekber ilan eder(Kasın 1914), fakat Çanakkale Savaşı’nda, Hicaz- Yemen Cephesi’nde, Suriye-Filistin Cephesi’nde görüldüğü gibi İslam dünyasının çoğunluğu cephede de İngilizlerin yanında, o haçlıların saflarında yer aldılar, Dünyaya “Hak Din İslamiyet”i yayan Osmanlıya ihanet ettiler. !Osmanlı’nın en son zaferi Kut-ül Amare Zaferi’nin (29 Nisan 2016) ardından İngiliz ajanı Lawrence’nin etkisiyle oluşup gelişen  arap oyunları da, Çanakkale’yi geçemeyen İngiliz’e yaradı, zaferin kısa sürdüğü Kut-ül Amare’de Osmanlı hezimete uğradı.!) 

   16 Kasım 1914’te Osmanlı’nın tarafsız kalışı resmen bozuldu.! Günden güne sosyal, siyasal ve ekonomik sarsıntıları belirginleşmeye başlayan “Hasta Adam!” Cihan İmparatorluğu Osmanlı, Avrupalı devler arasında oluşan bu Dünya Savaşı’na, iki Alman Savaş Gemisinin Karadeniz’deki rus gemilerine ve rus limanlarına yönelik yaptığı saldırıları yüzünden fiilen katılmış oldu..
   
   İstanbul’da gözleri olup Ayasofya’yı öteden beridir düşleyen o haçlı batılılar, İngilizler ve Fransızlar,  müttefikleri Rusya’ya yardım yapmak için Boğazların güvenliğini de denetimlerine geçirmek istiyorlardı. Bu nedenle çok sayıdaki savaş gemilerinden oluşturdukları güçlü bir donanmayla Çanakkale Boğazı önlerine geldiler.. Kısa bir sürede İstanbul’a ulaşmayı umuyorlardı. Boğaz’ı rahat geçebilmek için istihkâmlarımızı topa tuttular; fakat Çanakkale Boğazı’nda ummadıkları bir direnişle karşılaştılar..
   
   Düşmanın çok sayıdaki büyük savaş gemileri yeniden o güçlü toplarıyla Çanakkale Boğazı kıyılarını, istihkâmlarımızı günlerce topa tutup etrafı cehenneme çevirdiler.. Düşman gemilerinin geçişlerini engellemeye çalışan tabyalarımız yakılıp yıkıldı, karada büyük tahribatlar meydana geldi.. Günlerce süren o açlığa susuzluğa,  yorgunluğa ve uykusuzluğa rağmen düşmanla mücadele eden tabyalarımızdan top atışları durmuş, büyük kayıplar veren birliklerimizden ümitler kesilmiş gibiydi.. Kimi birliklerimizde cephane azalmış, kimisinde ise bitmişti..  Elde kalan son 26 mayın vardı..  Nusret Mayın Gemisi’nin cesur kaptanı Yüzbaşı Hakkı Bey’in, o düşmanın güçlü gemilerinin saldırısına tedbir için 7- 8 mart gecesi büyük bir gizlilikle ve tevekkülle Boğaz’ın sularına bir bir döşediği mayınlar, düşmanın o güçlü donanmasına bir bir zayiat verdirince yeniden umutlar yeşerdi  gibiyse de henüz kaygılar tam olarak giderilememişti; düşman gemilerinin o güçlü topları yine kan kusturmaya devam ediyordu.! (Denizci Yüzbaşı Hakkı Bey, mayın döşemesini tamamlayıp geri dönerken düşman projektörlerine  yakalanma durumu hasıl olduydu.. “Düşmanın devam eden projektör taramasında yorgun düşen kalbine yenik düştü.” Ve şehit oldu.. Ruhu şad olsun.)
  
    Düşman duraksamıyordu! Bataryalarımız bitkin ve suskunken büyük bir düşman gemisi Boğaz’dan İstanbul’a doğru tam hız ilerliyordu.. Bu bir İngiliz zırhlısıydı.. Ocean (oyşın) adındaki üstün donanımlı bu büyük gemi Boğaz’da tam hız ilerlerken, umutların söndüğü, kalplerin durduğu bir anda, ölüm sessizliğine bürünen tabyalarımızın birinde bir hareketlilik belirmeye başlamıştı.. Cephane tükenmiş, kaşların çatıldığı hüzünlü bir ortamın içinde bulunuluyordu.! 
   
   Rumeli Mecidiye Tabyası  da düşman zırhlılarının lâv misali ateş kusan o güçlü toplarıyla ateş altına alınmıştı.. İsabet alan buradaki bir cephaneliğin de patlaması sonucu etraf darmadağın oldu; büyük bir can pazarı yaşanıyordu.. Tahribat ve kayıplar çok fazlaydı.. Bu mıntıkada üstü darmadağın olan bir tabyada, tabya sorumlusu Seyit Onbaşı vardı.. Kendinden ve yaralı bir arkadaşından gayrısı hep şehit düşmüştüler.. Etraf kan revan içindeydi! Kopan eller kollar, parçalanan gövdeler dehşet verici, yürekleri parçalayıcı bir görünümdeydi.! Cephane kaldıracı kopmuş durumdaki büyük bir top sağlam  gibi idiyse de cephanesi kalmamıştı.. Burada bir kenarda atıl vaziyetteki köhnemiş birkaç tane büyük top mermisi vardı.. Bunu gören Balıkesir Edremit’ten Seyit Onbaşı adındaki bir cengâver yiğit, (savaş sonrası anlattıklarına göre) heyecanlı ve şaşkın bir sevinçle arkadaşına seslenerek top mermisinin bulunduğu yere yönelmişti.. Bulduğu ve büyük bir tevekkülle sırtlanarak topun ağzına sürdüğü 220 okkalık (276 kg.)  bu top mermilerinden düşman donanmasının o güçlü zırhlısına üçüncü atışında tam  su seviyesinden isabet ettirerek batmaya başlaması, kan revan içindeki Türk tabyalarında, nicesi şehit düşmüş perişan haldeki suskun bataryalarımızda büyük bir sevinç yaşattı.. Bitip tükendiği sanılan umutlar birdenbire yeniden yeşermişti.. 
   
   Karşı tarafta ise, mayınlara çarpıp yaralanarak devre dışı kalan büyük gemilerin yanı sıra mayınla ve top atışıyla batan “Irestible” ve Fransız  zırhlısı Bauvet”enin ardından İngilizlerin çok güvendikleri o büyük zırhlısı “Ocean” (oyşın)  de Seyit Onbaşı’nın sırtlayıp Niğdeli Ali’nin de yardımıyla tevekkülle namluya sürüldüğü o top atışının güverteden isabet ettirilmesiyle ağır yara alıp kaçmaya çalışırken mayına çarpıp batınca, o güçlü donanmasına güvenen o mağrur haçlı emperyalist düşmanlar büyük bir hüsrana uğramıştı.. Bu durum, kendileri için beklemedikleri, ummadıkları bir vahim durumdu; bizim için ise büyük bir Zafer idi.. Çanakkale Boğazı’nda çok sayıdaki savaş gemisini zayiat  veren düşmanın deniz muharebesinde büyük bir hezimete uğraması sonucu meydana gelen bu durum, küçük ve engelsiz belledikleri bu denizde daha fazla kayıplar vermemek için geri çekilmelerine vesile oldu.. 
   
   Ki, Çanakkale’de yara aldığından geriye çekilen, o muharebeden kaçan (İngiliz)  Agamemnon zırhlısı, Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın,  Çanakkale’de yenilmediği halde Birinci Cihan Harbi’nin sonucuyla masa başında oluşan yenilgisinin 25 maddeyle kabul ettirildiği Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı yer olduydu.! (30 Ekim 1918)    Ülkenin dört bir yanında (Kafkas Cephesi, Çanakkale Cephesi, Kanal (Süveyş) Cephesi, Irak Cephesi, Yemen Cephesi, Filistin Cephesi, Suriye Cephesi) ve sınırımız dışında (Romanya Cephesi, Galiçya Cephesi, Makedonya Cephesi) olan ve geniş bir alanı kapsayan on farklı cephede savaşılan ve en büyük, en çetin muharebelerin yapıldığı, en büyük acıların ve en çok kayıpların yaşandığı yer ise Çanakkale’dir..  200 bini aşkın sayıdaki insanımızın genç yaşlı demeden öldüğü, binlerce şehidimizin kefensiz yattığı Çanakkale’de bir tarih yazıldı..
   
   Düşmanın Çanakkale’de büyük bir hezimete uğrayıp bu Çanakkale Deniz Savaşı’nı kaybettiği 18 Mart,  bizim için “Türk’ün Zaferi” oldu.. O güçlü donanmasıyla Çanakkale’deki Deniz Savaşı’nda büyük bir hezimete uğradıklarından ve denizde daha fazla zayiat vermemek için kalan gemileriyle geriye çekilen İngilizler ve Fransızlar, Boğaz’dan rahatça bir geçişi sağlayabilmek için bu sefer  25 Nisan 1915’te Gelibolu yarımadasından kara savaşlarına yöneldiler; bu sefer karada da büyük çatışmalar oluştu.. Kurşunların havada birbiriyle buluştuğu, cephane bittiğinde süngüyle, göğüs göğse yapılan bu savaşta bizden ve onlardan çok büyük kayıplar oluştu.!  Dökülen kanlar adeta dere olup aktı denize.!
   
   Ki, o Conkbayırı’nda Büyük Atatürk şöyle demişti;
   “Size ben taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar gelebilir.” (25 Nisan 1915-Conkbayırı)
   
   “Vatan menfaatten üstündür.” diyen genç subay Anafartalar Kahramanı Gazi Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşı esnasındaki yeni cephe olan Arıburnu’ndaki demeci de şöyleydi;
   “Benimle beraber burada muharebe eden askerler kesin olarak bilmelidir ki, bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım.” (3 Mayıs 1915-Arıburnu)
   
   Büyük bir saldırıya yönelen Anafartalar yöresindeki düşman askerlerini, Mustafa Kemal’in yönetimindeki birlikler etkisiz hale getirdi.. Buradan Conk Bayırı’na yönelindi.. Conk Bayırı, denizden ve karadan düşmanın o güçlü toplarıyla yerle bir edilirken, genç subay Mustafa Kemal’in kalbinin üstüne denk gelen cebindeki cep saatine bir şarapnel parçası isabet ettiydi.. Bu nedenle cep saati parçalanmış, göğsünün üstünde yaralanma izi oluşmuştu.. (Mustafa Kemal bu cep saatini bölge komutanı Alman General Liman van Sanders’e göstermiş; Liman von Sanders de, bu kırık cep saatini savaşın bir anısı olarak alıp Mustafa Kemal’e altın kaplamalı saatini hediye etmişti..)
   
   Uçuşan kurşunların havada birbiriyle çarpıştığı, cephanemiz bittiğinde süngüyle topun tüfeğin üstüne gidildiği, göğüs göğse mücadele yapıldığı bu savaşta bizden ve onlardan çok sayıda ölümler oluştu.! Dökülen kanların adeta bir dere oluşturduğu bu Çanakkale’de, toprağın her bir karışının kanla buluştuğu  bu çetin savaşta, toprağa düşen şehitlerimizin, ayakta durabilmeyi başaran gazilerimizin kahramanlıklarıyla oluşan bu çetin çatışmada düşmanın saldırı gücü kırıldı.. 18 Mart Çanakkale Zaferi ile düşmanın denizden İstanbul’a gidişi ve İstanbul’un işgali önlendi. Türk’ün Zafer Destanı, Türk’ün insan sevgisi tüm dünyaya duyuruldu! 
   
   Çanakkale’de Türk askerinin cephede düşmanıyla yiyeceğini paylaşması, yaralı düşman askerlerinin hastaneye götürülerek tedavisinin temini; Atatürk’ün, Çanakkale Savaşı’nda ölen yabancı askerler için söylediği (Ki, “Yurtta Barış, Dünyada Barış.” öğüdünde bulunarak dünya barışının önemliliğini de dile getiren ulusal önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, (aşağıda bahsedilen) bu metni bir kağıda yazıp Şükrü Kaya’nın Çanakkale’de yüksek sesle okumasını istediği ve 1934 yılında Anzaklı annelere yazdığı bir mektupla da gönderdiği) bu sözler bir insanlık örneğidir;
   “Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sessizlik içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçikle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”
   
  “Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;/ Siper et gövdeni dursun bu hayâsızca akın.” dizelerinin yer aldığı İstiklâl Marşı’mızın şairi Mehmet Akif Ersoy, “Çanakkale Şehitlerine” adlı şiirinde;
  …“Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,  
      Bir hilâl uğruna yâ Rab, ne güneşler batıyor!”, 
             “Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! 
              Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.”
  …“Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
      Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.” (Mehmet Akif ERSOY)
   
   Çanakkale’de, cephede yazıldığı tahmin edilen bir şiir.. Arıburnu Cephesi’nde şehit düşen Boyabatlı Ömeroğlu Mustafa’nın üzerinde bulunan bir destandan alıntı olan bu mısralar da çok anlamlıdır:
        “Çanakkale’yi siz sandınız boştur
         Davulun sesi uzaktan hoştur
         Saptığınız bu yol bir dik yokuştur
         Bugün vatan bizden razı olacak
         Nefer şehit, Ordu gazi olacak”  (Boyabatlı Ömeroğlu Mustafa)
   
   Bugün ibretle ve saygıyla anılıp  bugün için ve de yarınlar için dersler çıkarılması gereken o Çanakkale’de genç  yaşlı nice insanlarımız şehit olduydu ve birçoğunun naşının yeri, izi belli değildir; Vatan toprağına karışmışlardı.. 
   İşte o savaş günlerinde, Aziziyeli (Davut ustanın oğlu) Davutoğlu Hüseyin ACAR’ın (İstiklâl Savaşı Gazisi ve annemin babası olan dedemin) Ali, Ahmet (Özkan/Çanakkale ve İstiklâl Savaşı Gazisi) ve Mehmet adında üç ağabeyi de Çanakkale’ye gittiydiler o düşmanı birkaç gün içinde gerisin geri döndürmek için.! Fakat, nice şehitlerimiz gibi Ali ve Mehmet adındaki, biri evli biri sözlü olan genç yaştaki bu iki kardeş vatansever yiğitler de geriye dönmediler.! Şanlı Şehitlerimizin, isimsiz kahramanlarımızın ve ebediyete intikal eden o nice merhum Gazilerimizin Ruhları şad, mekanları Cennet, Şehitler Günü’müz kutlu olsun..
   
   Çanakkale, dünden yarınlarımıza ışıktır.. Bu doğrultuda Necmettin Halil Onan adlı şairimizin  “DUR YOLCU” adlı 4 kıtalık şiiri de çok anlamlıdır;
   “Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
    Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
    Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
    Bir Vatan kalbinin attığı yerdir!
                Bu ıssız, gölgesiz yolun solunda,
                Gördüğün bu tümsek Anadolu’nda
                İstiklâl uğrunda, namus yolunda
                Can veren Mehmed’in yattığı yerdir!
                ….                                            (Necmettin Halil ONAN)
    Bunca şiirler, Çanakkale’ye dair nice destanlar hep “Yurt  sevgisi”ni, “Vatan’ın önemi”ni, “Ulusallığımızın ve ulusal bağımsızlığımızın ulviyeti”ni anlatıyor..  
  
    Düşmanın bu güzel vatana girmesini engelleyen, bu güzel vatanın bağımsızlığı için kanını döken, seve seve canını veren şehit ve gazilerimize, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e minnettarız.. Bu minnettarlık lafta kalmamalıdır..  Atatürk’ün öğütlerini doğru anlamalı, Atatürk Yolu’ndan dürüstçe dosdoğru gidilmelidir!  Çünkü;
   Çanakkale Destanı’mız;  Sakarya’ya, Dumlupınar’a ve yurdun her bir sathına ilham veren ruhtur! Dört yıl süren Çanakkale Savaşları’nın (1914 -1918) ardından İnönü’de(I. İnönü-6 Ocak1921 / 2’nci İnönü-26 Mart 1921)  , Sakarya’da (13 Eylül 1921), Dumlupınar’da (30 Ağustos 1922) ve yurdun her bir sathında o saldırgan istilacı emperyalist düşmanla kanı canı pahasına savaşıp bu güzel Vatan toprağımızdan atılması için kanını döken, canını veren şanlı şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin bu kutsal emaneti bu güzel cennet Vatan’ımızı ebediyete dek hür  yaşatmak;  rengini şehidimizin al kanından alan ay yıldızlı al bayrağımızın daima dalgalanmasını sağlayıp ulusal tam bağımsızlığımızı ilelebet devam ettirmek ulusal onurumuzdur, millî görevimizdir..
   
   Vatan şairimiz Namık Kemal’in,  “İnsan vatanı sever, çünkü hürriyeti, rahatı, hakkı vatan sayesinde kaimdir.”sözüyle, ve hatta  “Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın!” , öğüdünde bulunduğu İstiklâl Marşı’mızın şairi Mehmet Akif’in “Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı!/ Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.” , “Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır!” sözleriyle anlatılmak istenilen “Vatan” ve “Özgürlük” kavramlarının ulviyeti çok iyi bilinmelidir. Unutmamak gerekir ki, dünün o emperyalist saldırgan düşmanları bugün ve yarınlarda da yine koyun postuna bürünmüş canavar misali dost görünerek eskinin o şirin söylemli şer oyunlarına yönelecekler; şirin söylemlerle, şer entrikalarla bizi birbirimize düşürmeye çalışarak Sevr entrikalarını yeniden hortlatmaya çalışacaklardır!.  Ki onlar, Türklük’e, Türkiye’ye ve Türkçe’ye nifak katmak isteyenlerdir.! Bu nedenle çok iyi bilinmelidir ki, şirin görünümlü AB, IMF, BOP gibi emperyalist oluşumlar o haçlı emperyalizmin sinsi şer sömürü ve paylaşım çarklarındandır.! Dünün entrika çarkları dün olduğu gibi bugün ve yarınlarda da devam ededuracağından buna yönelik sinsi şer entrikalarına karşı da daima uyanık olmalıyız; gaflet ve ihanetlere taviz vermemeliyiz.! Ulusal kalkınma lafla değil, ulusal anlayışla, ulusal yatırımlarla, ulusal üretimle, millî bilinçle sağlanır. Bu nedenledir ki milli benliğimize onurluca sahip çıkılmalıdır.. Dünün işgalcisi ve Sevr paylaşım heveslisi o haçlı emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin sinsi şer entrikalarına, vatan-bayrak kamuflajlı güzel söylemli sinsi şer içerikli söylemlerine, takkiyelerine adlanılmamalıdır.. Çanakkale’yi geçemeyen, Atatürk’ü aşamayan Sevr özlemcisi o haçlı emperyalizmin, öteden beridir süre gelen şer emelleri için yeni yeni entrikalar peşinde koşuştukları asla unutulmamalıdır.!  Bu nedenlerledir ki, o haçlı emperyalizme, Sevr’e, bop’a hizmetkar; Türklüğe-Atatürkçülüğe-Cumhuriyete kindar nesil yetiştirme anlayışı varsa bu anlayış hayra alamet değildir.! Aydınlık yarınlar için Atatürkçü Gençlik yetiştirilmelidir; huzur ve refahın ve güzel günlerin temini için, ulusallığımızın ve ulusal bağımsızlığımızın ebediliği için vatansever laik çağdaş nesiller yetiştirilmelidir.
   
   Çanakkale’de “250 bin askerimizi şehit verdiğimiz bu topraklarda şehidin kanı vardır ve bu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Gelecek nesillere anlatılarak destanımızın yaşatılması ve bizim için canından vazgeçenler için bu vatanın korunması boynumuzun borcudur.” diye öğütte bulunan Anafartalar Kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün öğütlerini, Bursa Nutku’nu, Balıkesir Nutku’nu, Gençliğe Hitabe’sini çok iyi anlamak ve de bu öğütleri dosdoğru uygulamak aydınlık yarınlarımız için ulusal ve onursal görevdir.. Yine iyi bilinmelidir ki, o haçlı emperyalizm 18 Mart 1915’de Çanakkale’yi geçemedi, fakat, Osmanlı yönetiminin imzaladığı Mütareke gafletinden (30 Ekim 1918) sonra ise İngiliz savaş gemileri Dolmabahçe Sarayı önlerine geldiydi.! (13 Kasım 1918)  15 Mayıs 1919’da da İngilizlerin teşvikiyle Yunan askerlerince güzel  İzmir  işgale uğradı, 16 Mart 1920’de ise Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın başkenti İstanbul ingiliz askerlerince işgal edildiydi.!  Meclis i Mebusan’a girilip yurtsever bazı vekiller tutuklandı. Kimi  resmi dairelere, karakollara baskın yapıldı.! İşgal kuvvetlerince birçok aydın ve subay tutuklanıp bir kısmı zindanlara  atıldı, bir kısmı ise Malta’ya sürgüne gönderildi.. Güzel İzmir’in ardından Güney illerimizde de işgaller oluşmaya başladı ve işgalciler Anadolu içlerine, Anadolu’muzun bağrına adım adım ilerlemeye yöneldiler..  Bu işgallerden Atatürk’ün başlattığı Millî Mücadele ile o işgalden “Kurtuluş” ve yeniden “Kuruluş” sağlandı.. Fakat asla unutulmasın ki, dünün işgalcileri, dünün Sevrcileri yine uzantılarıyla bu güzel yurdumuza, bu güzel yurdumuzun gözbebeği ordumuza, ulusal yatırımlarımıza, millî kalkınmamıza ve çağdaş uygarlığa ulaşmamıza, huzur ve refah içinde bulunmamıza kindardırlar.!
   
   Galip Devletlerin (İngiltere-Fransa-Rusya ve İtalya) bu savaşın başlatıcısı ve de asıl mağlubu olan Almanya’nın topraklarına yönelmeyişleri düşündürücüdür.! Bu nedenledir ki, o haçlı emperyalizmin yurdumuzun  ulusal dirliğini ve ulusumuzun  millî birliğini çözüp dağıtmak için işgal yıllarında oluşturduğu “Heyet-i  Nasiha” şer oluşumları dün olduğu gibi bugün ve yarınlarda da karşımıza çıkacağını ve bu ihanet oyunlarına karşı uyanık olunması gerektiğinin millî bilincini daima uyanık tutmalıyız.. Unutulmamalıdır ki, Türklüğün düşmanları koyun postuna bürünmüş dost görünümlüyse de o Canavar  yine aynı vahşi Canavar’dır..
   
   Dün olduğu gibi günümüzde de büyük Atatürk’ü, millet olma ve uygarlaşma erincini sağlayan bu Cumhuriyet’i kötülemeye, karalamaya çalışanlar varsa, onlar neden işgal yıllarının o sefaletinden, neden o işgal yıllarındaki düşman mezaliminden bahsetmezler!? Bunlara en güzel cevap yine büyük Atatürk’ün sözüdür.. Karanlıktan aydınlığa, kulluktan insanlığa, esaretten kurtuluşa yönelmemize önderlik eden büyük Atatürk, bir sözünde şöyle diyordu;
   “Kalp ve sinirleri donmuş anlayışsız insanlarla birlikte vatansız ve aynı zamanda kişisel çıkarlarını, yurt ve ulusun zararında arayan alçaklar da vardır.” (23 Temmuz 1919-Erzurum Kongresi)  Bu sözden de yola çıkarak, büyük insan, eşsiz kahraman Atatürk iyi tanınmalı, Cumhuriyet iyi kavranmalıdır..  Atatürk, Türklüktür, millîliktir, uygarlıktır, hürriyet ve ulusal bağımsızlıktır.. Cumhuriyet ise, aydınlıktır, özgürlüktür, kalkınmadır, fazilettir..
   
   “Şehit ve gazilerimizin al kanından rengini alan ay yıldızlı al bayrağımıza, bu kutsal vatan toprağımıza kem gözle bakan dost değildir!” sözü de asla yabana atılmamalıdır.. Kimilerince ısrarla üzerinde durulan o gizemli “çözüm” ne demektir? “Çözüm”ü istenilen nedir? Şirin gösterimli “çözü(lü)m” süreci neyin nesidir? İşgal ve paylaşım yıllarındaki Mütareke dayatmaları ve o sinsi şer Sevr entrikaları nasıl unutulur? Çanakkale hezimetini de gidermeye çalışan o haçlı emperyalizmin ve işbirlikçisi turuva atlarının şirin söylemli sinsi şer entrikalarına adlanılmamalıdır! İyi bilinmelidir ki, koyun postuna bürünen o canavarı ancak onların işbirlikçileri zararsız görmeye, dost göstertmeye çalışır.! 
   
   Unutulmamalıdır ki, dün Çanakkale’yi tahrip edenler, dün Anadolu’muzu tamamen işgale gelenler ve  işgale destek verenler Türlüğün, Türkçe’nin, yurdumuzun, ulusumuzun ve ulusal bağımsızlığımızın düşmanlarıdır.. Ki onlar, hizmetkârlarıyla Türklüğe, Türkçe’ye, yurdumuza ve ulusumuza nifak tohumları serpmek isteyenlerdir.! Ki onlar, ulusal bağımsızlığımıza, şehit ve gazilerimizin kutsal emaneti bu güzel vatan toprağımıza göz koyanlardır.! Ki onlar, yine yeni yeni kumpaslar, kirli oyunlar, şer senaryolar tertipleyeceklerdir.! Bugün ve yarınlarda “Osmanlıcılık” söylemleriyle de sergilenebilecek yeni yeni oyunların önüne geçilmesi için büyük Atatürk’ün;
   “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk Ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” öğüdü de, aydınlık gönençli yarınlarımızın teminatı Atatürkçü Gençlik yetiştirilmesinin ehemmiyeti de asla unutulmamalıdır..
   
   Andımız’a karşıtlık, Atatürk zamanındaki Temel Eğitim sisteminde değişiklere yöneliş, dindarlıkla ilgisi bulunmayan kindarlığı yan yana getiriliş, farklı yerlerde farklı farklı söylenişleri hüner ediniş, halkın millî ve dini duygularını sömürüş neyin nesidir!? Tarihimize, Değerlerimize bilinçle ve onurluca sahip çıkmaya yönelik hâlâ engelleyişler varsa nedendir!?.. Hele Temel Eğitim sistemimizde karmaşa yarattığı ileri sürülen 4+4 sorunlu eğitim!den vazgeçip tekrar 5+3=8 yıllık Zorunlu Temel Eğitim’e geçişte fayda vardır.!
   
   Millî kazanımlara, tarihi eserlere, manevi değerlerimize, ulusal bayramlarımıza, ulusal yatırımlarımıza, Vatan toprağımıza, Andımız’a, Türkçe’mize, TC’mize, İstiklâl Marşı’mıza, Ay yıldızlı al bayrağımıza ve ulusal bağımsızlığımıza azimle, bilinçle sahip çıkmalıyız..  Fakat, bu sahip çıkışlar lafla değil, dürüst ve onurlu sahip çıkışlarla sağlanmalıdır..  Örneğin, yabancıya özelleştirmeler hayra alamet değildir.. Çanakkale yangınının müsebbibi İngilizlerin Lozan Heyeti başkanı, BOP’un fikir ustası Lord Curzon, Lozan’da, İsmet Paşa’ya;       
   “Dün cephede direndiniz, bugün burada direniyorsunuz.. Yarın paraya ihtiyacınız olacak ve sizden dün cephede alamadığımız, bugün burada elde edemediğimiz o yerleri yarın paramızla bir bir satın alacağız!” türündeki o sözleri yabana atılmamalıdır.. Unutulmamalıdır ki, koyun postuna bürünse de çakal yine çakaldır.! Koyun postuna bürünüp dostmuş gibi görünseler de yine canavar çakal ruhlu olan o emperyalist haçlı düşmanlara bu kutsal vatan toprağı Yugoslavya misali parçalattırılmamalıdır.! 
   
   Çanakkale’de tarihin akışını değiştiren genç yaşlı şehit ve gazilerimize ve bunların ulvi emanetine gereği değerin verilmesinin zarureti yanı sıra o haçlı emperyalizme karşı ulusal karşı duruşun temini için  millî savunmanın yapıldığı o ünlü Çanakkale Zaferi’mizde payı ve de tarihi değeri bulunan Çanakkale yöresindeki onca toplara ve de Nusret Mayın Gemisi’ne yeterince sahip çıkabildik mi?  “Nusret Mayın Gemisi’nin miyadı doldu!”  anlayışıyla satılıp elden ele geçerek taşımacılıkta kullanılırken,  Mersin Limanı’nda battıktan (1990)  sonra kaderine terk edilmişti! Mersin Limanı’nda atıl vaziyetteyken değerlendirilmesi beklenilen Tarihi Nusrat Mayın Gemisi’nin jilet yapılmaya verileceği söylentileri  de yurtseverlerin yüreklerini burktuydu.!
   
   Çanakkale Zaferi’mizin sembollerinden Nusret Mayın Gemisi nasıl olur da bu büyük zaferin anısına korunamaz, saklanamazdı!? Nusrat Mayın Gemisi’nin manevi hatırası, satışıyla elde edilecek paradan daha önemli değil miydi!? Bu tutumlar bir gaflet, bu durum, emanete ihanet değil miydi!?
   Bu orijinal geminin jilet yapımına gönderilmesi düşüncesi yerine, asıl yeri sayılan Çanakkale’de bir müze olarak değerlendirilmesi gerekmez miydi? Nusret mayın gemisinin jilet yapılımına  satılması düşüncesi neye, kime yarar sağlayacaktı!?  Tarsus Belediyesi tarafından alınıp (2003) Tarsus- Çanakkale Parkı’nda müze olarak değerlendirilen Nusret Mayın Gemisi’ne sahip çıkmanın bu örneği, “Tarihi emanete sahip çıkmak buna derler!” denircesine olan bu örnek tutumdan dolayı Tarsus Belediyesi’ni ve bunun öncülüğünü yapan Tarsus’un o vatanseverlerini, Adile Çavuş’un Torunları’nı kutlamak gerekir..
   
   Çanakkale Savaşı’nın Şanlı Şehitlerine ve Kahraman Gazilerine minnettarız.. Ebediyete intikal etmiş olan Çanakkale Kahramanları’mızı ve büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde yeniden savaşıp düşman işgalinden kurtuluşa yönelik bağımsızlığımızın elde edilmesini sağlayan İstiklâl Savaşı Kahramanları’mızı da  saygıyla rahmetle, minnetle anmak ve Şanlı Şehitlerimizin ve Kahraman Gazilerimizin kutsal emaneti bu güzel kutsal vatana onurluca sahip çıkmak ve ulusal bağımsızlığımızı ebedi kılmak, Türklüğü ve Atatürkçülüğü anlamak ve anlatmak ve de Atatürk Yolu’ndan dosdoğru gitmek ulusal ve onursal bir görevdir.. 
   
   “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır.”, “Bizi yanlış yola sevk eden habisleri iyi biliniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşlerdir. Saf ve nezih halkımızı hep şeriat sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir.” diye öğüt veren ve de Türklüğün ve Türkiye’mizin dahili ve harici düşmanlarına karşı da, sevrci, bopcu, mandacı, müstemlekeci düşmanlarımıza karşı da daima uyanık bulunmamızı öğütleyen büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ,“Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki asli cevher-i asli’yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin.”! sözü de çok iyi anlaşılmalıdır. Çünkü ecdat yadigârı bu kutsal vatanımızı ancak vatanseverler dürüstçe koruyabilir; cumhuriyetimizi ancak gerçek cumhuriyetçiler dürüstçe ve onurluca savunabilir ve kalkındırabilir.” diye düşünenlerin, millîliğin millî ruhla yapılması gerektiğini dillendiren ve bu yolda gayret gösterenlerin ulvi çabaları iyi anlaşılmalıdır, aydınlık mutlu yarınlara tez ulaşabilmek için Atatürk Yolu’ndan sapılmamalıdır.

   “Türk vatanı bir bütündür, parçalanamaz.”, “Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.” diyen, bu güzel ülkemize yönelik emperyalist senaryoları çok iyi anlamamıza, bugünün ve yarınlarımızın karartılarına aydınlık sağlayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün onca güzel öğütlerini, Balıkesir ve Bursa Nutku’nu, Gençliğe Hitabe’sini, Atatürk İlkelerini ve Devrimlerini çok iyi anlayalım ve dürüstçe dosdoğru uygulayalım.. Çanakkale Zaferi’nin, İstiklâl Savaşı’mızın ve Vatan  hizmetinin efsanevi şanlı şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi daima saygıyla, sevgiyle, minnet ve şükran duygularıyla içtenlikle analım.. 

   Çanakkale’yi, Sakarya’yı, Dumlupınar’ı; düşman işgalinden “Kurtuluş”umuzun ve yeniden “Kuruluş”umuzun büyük öncüsü Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, öğütlerini ve o veciz öğütlerin önemini ve hatta şanlı şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi asla unutmayalım, unutturmayalım.! Ulusal önderimiz Atatürk’ü, ecdadımızı, şehitlerimizi daima minnetle, şükranla analım.. Ecdadımızın kutsal emaneti bu güzel vatanımızı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün özveriyle kurduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin parlamenter sistemine dayalı Cumhuriyet rejimimizi ve Türkiye Cumhuriyeti’mizi onurluca savunalım. Laik çağdaş ilmin ışığında huzur ve refah için yurdumuzu ve ulusumuzu azimle kalkındıralım. Türklüğümüze, Türkçe’mize ve Andımız’a, ulusallığımıza ve ulusal bağımsızlığımıza daima büyük bir azimle onurluca sahip çıkalım; Ay yıldızlı al bayrağımızı ebediyen dalgalandıralım..
                                                                   Kemal KOÇÖZ (Eğitimci)
                                                                  ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği)
                                                                  Karasu Şubesi Kurucu eski Başkanı

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X