ankara escort, escort ankara bayan, escort ankara bayan escort
Advert

Kıbrıs gazilerimiz canlarını boşuna mı ortaya koydu!

İlçemizde de görev yapan emekli öğretmen Karasu Atatürkçü Düşünce Derneği eski başkanlarından Kemal Koçöz, Kıbrıs Barış Harekatını, Kıbrıs üzerinde oynanan sinsi ve kirli oyunları yazdı. Kaynarca'da da harekata katılmış ve gazilik ünvanı almış hemşehrilerimiz bulunuyor.

Kıbrıs gazilerimiz canlarını boşuna mı ortaya koydu!
Bu içerik 1102 kez okundu.
Advert

 KIBRIS VE KIBRIS’A YÖNELİK OYUNLAR

   Kıbrıs’ın önemi iyi anlaşılmalıdır. Türkiye’miz için büyük bir stratejik önem arz eden güzel Kıbrıs, masa başında da doğru savunulmalıdır; dosdoğru savunulmadığı sürece Kıbrıs’a yönelik sinsi oyunlar, şer entrikalar “Kıbrıs Girit olunca!”ya kadar, yani elden çıkıncaya kadar sürüp gider.!

 

   “Bayrak Yere Düşürülmesin, Kıbrıs Girit Olmasın!” arzusunda bulunan, ömrünü Kıbrıs’a ve Lozan kazanımlarının sahiplenilmesine adayan, o rum ve ermeni entrikalarına karşı onurluca karşı durmayı millî dava dediği Türklük görevi sayan değerli devlet adamı Rauf DENKTAŞ’ın öncülüğünde bağımsızlığına kavuşan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) yönelik sinsi şer oyunlar, o haçlı emperyalizmin sinsi şer entrikaları tez bozulmalıdır.. 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekatı ’nın anlam ve amacı iyi anlaşılmalıdır.. 20 Temmuz Barış Harekatı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ve Türkiye’de daima coşkuyla kutlanmalıdır.

 

   KIBRIS, Ülkemizin güneyinde bulunan, namlusunu İskenderun Körfezi’ne çevirmiş bir tank görünümü arz eden coğrafi konuma sahip stratejik bir adadır.. Akdeniz’in üçüncü büyük Ada’sı olup Türkiye’ye daha yakın bulunan Kıbrıs, Türk bağımsızlığının Akdeniz kalesidir.. Emperyalizmin bu kaleyi yıkma oyunlarını anlamaz, göremez bir haldeliğimiz varsa nedendir!?

 

   1571’de Osmanlı İmparatorluğu’na katılan, Osmanlı-Rus Harbi (1877-1878) başlangıcı esnasında, yani halk tabiriyle “93 Harbi” yıllarında İngiltere’nin kiralama(!) talebi üzerine (1878) II. Abdülhamit devrinde İngiltere’ye kiralanan(!), Cihan Harbi bahanesiyle de o İngilizlerce 1914’te Büyük Britanya’ya bağlanan Yavru Vatan Kıbrıs, 1960’ta Türkler ile Rumların ortak yönettikleri bağımsız bir Cumhuriyet haline getirildiydi..

 

   Lozan’da, Kıbrıs’ın Kıbrıslı Türklerin denetiminde olmasına çaba gösterilmişse de Türk heyetini destekleyen hiçbir ülke temsilcisi olmayınca –adeta- (Balkan Savaşı  öncesi İtalyanlarca kuşatılan ve bu nedenle oluşan Osmanlı dönemindeki Uşi Antlaşması(8 Ekim 1912) ile İtalyanlara devredilen) Oniki Ada yine İtalyanlara kalır, Lozan’da onlar bizi destekler  ve böylece Kıbrıs ve Ege’deki bir kısım adalar bize geçer(!) satrancı uygulanmaya çalışılmışsa da adalar üzerinde yeteri etkinlik sağlanamadığından olsa gerek Oniki Ada, Rodos, Midilli, Sakız  gibi yakın adalar  elde edilemedi.! Sadece, Ege’de yer alan burnumuzun dibindeki bu adaların askerden ve silahtan arındırılması şartı hasıl olmuştu! Kıbrıs ise yine İngilizlerin denetiminde kalmıştı.. İngilizler, Kıbrıs’ta söz sahibi bulunduğundan bunu dayanak alarak Ada’daki yönetimin sürekli Rum tarafında kalmasını sağlamışlardır..

 

    Tarihin ilk çağlarından beri Akdeniz korsanlarının da uğrak, barınak yeri konumunda olan Kıbrıs’ta çeşitli kavimler, çeşitli yönetimler yer almıştı.. En sonunda Osmanlı’nın yönetiminde bulunan ve Osmanlı-Rus harbi başlangıcında İngilizlerin isteği üzerine İngilizlere kiralanan bu yavru vatan Kıbrıs, Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın tarafında yer almasına kızan İngilizler tarafından ilhak edildi, Kıbrıslı Türk ahalisine baskılar oluşturuldu. (5 Kasım 1914). İngiliz destekli rum zulmüne karşı Kıbrıs davası için Lefkoşa’da Meclisi Millî (Millî Meclis) oluşturulduysa da etkili olunamadı..(10 Aralık 1918)  

    

   Lozan’da elde edilemeyen Kıbrıs’ta, Türklere yönelik mezalimler İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da devam ettiydi.. İkinci Dünya Savaşı’nın savaş taksimatına herhalde dahil olunmamak içindir ki, İkinci Dünya Savaşı sonrası üzerinde önemle durulmadığından boşlukta kaldığı savlanan  ve gönüllerde uhde oluşturan Kıbrıs ve On iki Ada ile ilgili etkili yeni bir talepte bulunuş oluşmadıydı.! On iki Ada’nın Lozan”da yitirilişiyle ilgili ısrarla eleştirilerde bulunanların günümüzde 18 adamızda cirit atan yunanlılara karşı sessiz kalışları niyedir!? Ki, burnumuzun dibindeki bu adalar, Lozan’a göre silahtan arındırılması şartı hasılken ne hazindir ki, günümüzde yunan askerleri topuyla tankıyla buralarda cirit atıyorlar.! O Lozan barış şartı lehimizeyken  bu duruma  göz yumuluyorsa bu gaflet neyin nesidir!? (Yine iyi bilinmelidir ki, Ege’deki adaların yitirilişi Lozan’da değil, II. Abdülhamit’in Donanmayı Haliç’te zincirletmesindendir! Ege’de Osmanlı Donanması gezinemeyince meydan İtalyan donanmasına kalmış, buradaki bazı adalara İtalyanlar çıkartma yapmıştı!)

 

   Kıbrıs’ta sürüp giden rum saldırılarına karşı silahlanmaya yönelen Türkler, bundan böyle, Rumların silahlı saldırılarına karşı dağınık bir halde kendirlini silahla savunmaya başladılar..  Bunca mezalime karşı  “Ya Taksim Ya Ölüm!”  sloganlarıyla Kıbrıs’ta (1955) ve ardından Türkiye’de protestolar oluşturuldu.. Her iki tarafta da acılar, kayıplar artmaya başladı.. Bu nedenle, sürüp giden bu çatışmaların sonlandırılması için Türkiye’nin ve İngiltere’nin öncülüğüyle iki kesimin barışının temini için antlaşmalar oluşturulduydu.. 

   (Rauf Denktaş, enosis ve eoka mezalimine karşı dağınık halde savaşan Kıbrıslı Türklerin dayanışma birlikteliğinin sağlanılması, baskı ve zulme karşı bir bütünlük içinde mukavemette bulunulmasının temini için arkadaşlarıyla birlikte Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) kurdu.1 Ağustos1958)

   

   “1960 yılı Lefkoşa Antlaşmaları ile Kıbrıs Devleti, adadaki iki toplumun varlığı ve eşitliği esasına göre kurulmuş.” deniliyorsa da (Osmanlı dönemindeki sürgünlerle çoğunluğa ulaşan rumlarla) Rum hakimiyeti devam etti.. Kıbrıslı Türkler yönetime gelemediklerinden Kıbrıs’ta sürekli olarak Rum hakimiyeti söz konusuydu.. Bundan istifadeyle rum baskıları Ada’da sürekli olarak sorunlar teşkil ediyor, Rumlar lehine ayrımcılıklar oluşuyordu.!

 

   Kıbrıs’a yönelik olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında, Ada halkının barış içinde yaşamasının teminine dair Garantör (Garanti) Antlaşması imzalandıydı(11 Şubat 1959-Zürih). Bu antlaşma, Türkiye’nin Garantör Devlet olarak Kıbrıs’ta süresiz asker bulundurma hakkını kazandırdı. 1964 yılında, Makarios, bu anlaşmayı tek taraflı olarak feshettiğini açıklaması, rum saldırılarını teşvik edici bir durum oluşturmuştu.. (Makarios’un baskısıyla Rauf Denktaş’ın Yeşilada’ya girmesi yasaklandı! 1967’de Kıbrıs’a girerken yakalanan Denktaş, Türkiye’nin ısrarı üzerine Türkiye’ye gönderildi, 1968’de ise yasak kalktı.) Rumlar organize bir şekilde Türk bölgelerine saldırmaya, Ada Türkleri’ni sürekli rahatsız etmeye başladılar..  Kıbrıslı Türklerin Ada’yı terk etmelerine yönelik Kıbrıs rum barbarlığı nasıl unutulur!?

 

   Rum çetecilerin acımasız saldırıları ve katliamları yüzünden Kıbrıs’ta artan sorunlar nedeniyle Türkiye 1964 yılı ilkyazında Meclis kararıyla Kıbrıs’a müdahale yapmak istediyse de Amerikalılarca İsmet İnönü Paşa’ya gönderilen “Johnson Mektubu”, Türkiye’nin “Kıbrıs’a çıkartma yapmasından derhal vazgeçmesine dair bir dayatmaydı!  Bu “Johnson mektubu” nedeniyle Türkiye’nin eli kolu bağlandı, Ada’ya müdahale yapılamadı.. Bu durumdan da güç kuvvet alan papaz, Başpiskopos Makarios, Ada’ya tamamen hakim olabilme oluşumu enosis için eoka baskısını arttırmaya başlamıştı..

 

   Kıbrıslı Türk Halkı, Rum saldırılarına karşı sırtlarını denize siper etmeye çalıştıysalar da bu sefer de denizden gelen top atışlarına maruz kaldıydılar.. Rumların baskısını azaltmak için bir hava saldırısı planlanıldı.. Göreve çıkan birkaç uçağımız kazasız geri döndüyse de Cengiz Topel adında genç bir Türk hava yüzbaşısının uçağı ikinci alçalmasında karadan ateşe maruz kalmış olabileceğindendir ki, düştü.. Paraşütle atlayan Cengiz Topel kurtulduysa da Rumların işkence eziyetleri sonucu şehit olmuştu(8 Ağustos 1964). (Cengiz Topel, Kıbrıs’ta Havacı ilk şehit pilotumuzdur. Ruhu şad olsun. Vatan için, Kıbrıs için mücadele edenlere minnettarız..)

 

   (Kıbrıs’ta yaşanan çatışmaların artması ve Rum tarafının silahlanma kararı alması üzerine 2 Haziran 1964’te İsmet İnönü yönetimindeki Türk Hükümeti Kıbrıs’a çıkarma kararını açıkladı ve gerekli hazırlıklara başlandı. Bu haberin duyulması üzerine, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesini önlemek amacıyla ABD başkanı Johnson tarafından imzalanan ve daha sonraları “Johnson mektubu” olarak tarihe geçen o tehditkar kaba üsluplu o tarihi mektup 5 Haziran 1964’te Türkiye Başbakanı İsmet İnönü’ye iletildiydi.. Eğer Kıbrıs’a müdahale yapılırsa Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye saldırabileceği, Nato’nun Türkiye’ye yardım yapmayacağı, Amerikan yapımı silahların Kıbrıs müdahalesinde kullanılamayacağı vb. ültimatomları mide bulandırıcıydı.. Ve bu nedenlerle Kıbrıs’a beklenilen müdahale yapılamadı.! Bundan sora dış politikada ABD’ye olan bağlılık azalmış, Sovyetler Birliği ile yakınlaşma süreci başlamıştı.. Sonraki durum ise malum, bu mektuba karşılık ABD’ye, “Yeni bir dünya kurulur Türkiye de onun içinde yerini alır!” gözdağında bulunan İsmet Paşa, gelen seçimi kazanamadı ve bundan böyle de Türkiye’de ABD karşıtlarının seçim kazanamayacağı anlayışı gerçeklik kazanacaktı.! 

   Ne hazindir ki, dünün o Sevr’ini hortlatmaya yönelen, Orta Doğu’yu da emperyalist çıkarları için biçimlendirmek amacıyla Türkiye’nin içlerine adamlarını katmaya çalışan o dost görünümlü emperyalist Amerika, Cumhuriyet’in kurucusu konumundaki partiye dahi adamlarını katma gayreti acaba sadece bir söylenti miydi!? Onca kumpaslar varsa bu entrikalar neyin nesiydi!?)

 

   “Yurtta Sulh Cihanda Sulh!” düsturuyla “Harp zorunlu ve hayati olmalıdır. Millet hayatı tehlikelerle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir!” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu tarihi öğüdünü hatırlatan olaylarla karşı karşıya kalındı! “Rum çetelerinin baskılarına, saldırılarına, katliamlarına maruz kalan Kıbrıslı Türk halkı, Anadolu’dan yardım beklemektedir.. Kıbrıs Türk’ü, Anadolu’dan kendilerine yardım geleceğini, bu sayede Rum mezaliminden kurtulacağını ummaktaydı.. Türk öncülerinin bir gece ansızın Ada’ya geleceğine öyle inanmışlar ve gönüllerinde böyle bir beklenti hasıl olmuştu ki radyolardan duydukları “Bir gece ansızın gelebilirim.” türküsünden bile  umutlandılar; Türk askerinin Ada’ya çıkmasını bekleye durdular.. Fakat Ada’ya müdahale resmiyeti bir türlü gerçekleşememekteydi..  O tehditkar “Johnson Mektubu”,  Türk Hükümetleri’ni yıldırmıştı..  İsmet Paşa’nın eli kolu bağlanırken Demirel Hükümeti de gereği müdahaleye yanaşmadı; Ada’daki sorunun çözümü, barışçıl yollara bırakıldı.. Durum buyken Kıbrıs Türkü’nün büyük bir kısmı, Türk radyolarından duyduğu, duyacağı  (Ümit Yaşar OĞUZCAN’nın bu şiiri)Bu kadar yürekten çağırma beni/Bir gece ansızın gelebilirim./ Beni bekliyorsan, uyumamışsan / Sevinçten kapında ölebilirim..”  türküsüyle acılarını bağırlarına basmış bir şekilde yine de bir kurtuluş ümidindeydiler..

 

   Rumların enosis için eoka vb çetelerinin baskılarına, saldırılarına, katliamlarına maruz kalan Kıbrıslı Türk Halkı’nın bu rum çetelerinin saldırılarından ve katliamlarından korunması zorunlu hale gelmişti.. 1974 yılında iktidara gelen dönemin başbakanı Bülent ECEVİT, garantör devletlerden olan İngiltere ile yaptığı  görüşmelerde gereği destek alınamayınca Türk Silahlı Kuvvetleri’nce 20 Temmuz 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı adıyla Kıbrıs’a Askeri Barış Harekatı yapılması hasıl oldu.. Ecevit, sabah erken vakitlerinde bu harekatın başladığını açıkladı.. 

 

   Duyum alan ABD, büyükelçisini acilen Ecevit’e gönderdi.! Ecevit, odasından sabaha karşı çıkarken, Ecevit’in kapısında bekleyen ABD’li elçi, Ecevit’e, harekâtın derhal durdurmasını söyledi! Bunun üzerine Ecevit, bir şey yapamayacağını, çünkü uçakların Kıbrıs semalarında, çıkarma gemilerinin ise Kıbrıs sahillerinde bulunduğunu söylemişti.. Elçi şaşırmış, ABD baskı planı boşa çıkmıştı!! (ABD, bunun hıncını Ecevit’ten ve CHP’den kat kat çıkartacaktı.!)

   Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle yine Cenevre’de yapılan 2. toplantıda işler yolunda gitmeyince o dönemin Dışişleri Bakanı Turan GÜNEŞ’in ECEVİT’e,  “Ayşe tatile çıksın!” parolasıyla oluşan bu tarihi sözüyle 13 Ağustos’ta 2. Kıbrıs Barış Harekatı gerçekleştirildi. (Ayşe, Turan Güneş’in küçük kızının adıydı) (Türk birlikleri, 14 Ağutos’ta başkent Lefkoşa’ya girdi, 15 Ağustos’ta ise Lefke ve Magosa’ya girdi.) Ve böylece, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra bu Ada’da, çoğunluğunu Türklerin ve Rumların meydana getirdiği iki ayrı kesime ayrılıp ayrı ayrı yönetimlerin teminatına yönelindi..

 

   20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekatı, ısrarla denildiği gibi savaş için değil, Kıbrıs’ta barışın temini için yapıldıydı.. İki ayrı toplumun yaşadığı bu Ada’nın kuzeyinde yani Türklerin yaşadığı bölgelerde Rumlarca büyük katliamlar yapılmaktaydı.! Dünya barışının temsilcisi varsayılan Birleşmiş Milletler Görev Güçleri’nin gözlerinin önünde de yapılan mezalime karşı sessiz kalan Birleşmiş Milletler Görev Güçlerinden ve Batı’dan insani destek almak, bu vahşeti durdurtmak mümkün değildi! Genç yaşlı, çoluk çocuk demeden katledilen, dozerlerle diri diri çukurlara gömülen Türklerin imdadına, insan haklarından bahsetmeyi ilke edinen haçlı Batı sessiz kalınca, o zamanın önemli ve saygın bir devlet adamı Başbakan Bülent Ecevit’in siyasi etkinliğiyle, Türkiye, 20 Temmuz 1974’te “Kıbrıs Barış Harekatı” ile Kıbrıs’a havadan ve denizden askeri birlikler çıkarmaya başlayarak Rum mezalimine dur denilebildi.!

 

   Karada geçen çetin çarpışmalar sonucu askerlerimizce Ada’da hâkimiyet sağlandı.. Bu başarıyı sağlayan Askerlerimize, Kıbrıs gazimize ve Kıbrıs şehidimize de minnettarız.. Kıbrıs Barış Harekâtı şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyoruz. 

   (Kıbrıs Barış Harekatı esnasında Libya Devlet Başkanı Kaddafi’den alınan destek unutulmamalı, rahmetle minnetle anılmalı, onun ve Türklüğün karşıtı emperyalizm ve sinsi hain işbirlikçileri daima lanetlenmelidir!)  

 

   Bu Barış Harekâtı’nın en hazin olayı ise, 21 Temmuz’da Kocatepe adındaki savaş muhribimizin Türk jetlerimizce vurulmasıdır! Plan rotasının hayli dışına çıkan (yasak bölgedeki) Kocatepe muhribimizin, kendi jetlerimizce batırılıncaya dek (3-5 saat) bombalanmaya devam edilmesi ve zafer sanılması(!) ise iletişimsizliğin büyük bir gafletiydi.! Kocatepe Muhribi’mizin 54 şehidini de rahmetle anıyoruz; ruhları şad olsun..

 

   Kıbrıs Türklerinin Rumlara güveninin kalmadığı bir ortamda tek devlet çatısı altında bulunmasını benimsemek ahmaklık değil miydi? Böyle bir tarihi oyun kabullenilemezdi.! Barışa ve dayanışmaya (!) dair çeşitli görüşmelere başlanıldı.. O yıllarda Rum’un vahşi saldırılarını yaşayan Kıbrıslı Türkler, kendilerine özgü yönetimi gerçek güvence sayıyor; böyle bir aldatmacayı benimsemiyordu..

 

   İki Federe Devlet ilkesine karşı çıkan Rum temsilcilerinin kendilerine yönelik bu Ada’yı elde etmeyi amaçlayan maksatlı tutumuna karşı Türk toplumu için bağımsızlık ilanı, tek çare, tek çıkar yol görünüyordu..

 

   13 Şubat 1975 yılında Kıbrıs’ın Türk kesiminde Kıbrıs Federe Devleti (KTFD) kuruldu; Rauf Denktaş, yeni kurulan bu federe devletin başkanlığını üstlendi.. Rauf Denktaş’ın Ada’daki Türklere huzur, barış ve refah getirmeyi amaçlayan çalışmalarından Kıbrıslı Rumlar ve işbirlikçileri emperyalist Batı rahatsızlık duyuyorlardı..

 

   Kıbrıslı Rumlarca, Yunanlılarca ve yandaşları Avrupalılarca Kıbrıslı Türkleri Ada’dan silmeye yönelik tezgahlanan sinsi entrikalara, kıyımlara karşı onurluca direnen hukukçu saygın devlet adamı Kıbrıslı Türk Rauf Denktaş, özverili çalışmalarıyla Kıbrıs Türkü’nün ulusal bağımsızlık sembolü haline geldi.. (Ama ne var ki, o emperyalistlerce ve uzantılarınca Türkiye’de Atatürk, Kıbrıs’ta Denktaş çeşitli entrikalarla unutturulmak istenilişine ne denmeli!? Böyle bir namertlik daima lanetlenmelidir!” 

 

   Haziran 1983’te KTFD Bakanlar Kurulu, Ada’daki Türk toplumunun kendi kaderini belirleme hakkının kullanılması yönünde karar aldı. Kararın gerekçesinde, Ada’nın bağımsızlığını kazandığı zaman, egemenliğin yalnız Rum toplumuna değil, her iki topluma devredildiği, Kıbrıslı Türk Halkı’nın kendi kaderini belirleme hakkına sahip bulunabildiği belirtiliyordu..

 

   Kıbrıs’ta, Türklerin, sıradan bir azınlık gibi kabul edilmesi, uluslar arası kurumların baskıları, bağımsızlık ilanı yönündeki eğilimleri daha da güçlendirdi.. 1975’te kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi, 15 Kasım 1983’te Bakanlar Kurulu’nun oybirliği ile bağımsızlık bildirgesini kabul etti; böylece 15 Kasım 1983’te KKTC (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) kuruldu. Rauf Denktaş, 1983’te KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı oldu. (Ve Denktaş, 2004 ‘te kendine Türkiye’den baskılar oluştuğunu ima etmesine rağmen 2005 yılına kadar bu görevini devam ettirdi..) 

   (KKTC’nin kurucu Başbakanı ise Osman Nejat Konuk’tur.(13 Aralık 1983) “Türkiye bizi Rumların katliamından kurtardı.” diyen Konuk, Mücahit Komutanlığı görevinde bulunmuştu.)

 

   Türkiye, KKTC’yi hemen tanıdı. İngiltere, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi bu bağımsızlık ilanını 1959 Garanti Antlaşması’na aykırı bulunduğunu ileri sürerek kabul etmediler. 18 Kasım 1983’te Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Ada’da barışçı girişimcilerini sürdürmesine karar verdi.

 

   KKTC’yi tanıyan Pakistan, ABD’nin çeşitli baskıları karşısında tanıma kararından vazgeçti.. ABD’nin baskıcı politikasını gören diğer dost ülkeler de destekleme ve tanıma kararından vazgeçtiler.!

 

   Hani ya Amerika bizim dostumuzdu? Lozan’da bizi tanımayan, bize arka durmayan Amerika’nın gerçek dostluk gösteremeyeceğinin açık acı gerçeğini anlamak için daha ne gerekiyor.? Bugün olduğu gibi dün ısrarla Ada’nın birleşmesine yönelik entrikalar tezgahlayan Batı’nın şer oyununu bozmak için sayın Rauf Denktaş’ın bilinçli ve kararlı tutumuna destek vermek her Türk’ün doğal insani görevi idi.! Kıbrıs Türk’ü bağımsızlıkla ilgili bu tarihi bilince sahip kılınmalıdır.! Koyun postuna bürünmüş dost görünümlü çakal ruhlu o emperyalist haçlı batılılarca kimi yetkililerimizin önüne konulan güzel yazılımlı o belgeler KKTC aleyhindeki belgelerdi ve Türkleri kandırmacaya yönelikti..

 

   Kuzey Kıbrıslı gençlerin yanlış bilgilendirilerek, kendilerine bağımsız yaşayabilme hakkını sağlayan saygıdeğer Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş’ın o günlerde yeniden Cumhurbaşkanlığa aday olmasının engellenilmesi, kandırılmış gençlik hareketleriyle moralinin bozulması için baş kaldırttırılması entrikaları hoş karşılanamazdı.! Gençlerin yanlarına gitmiş bulunduysa da, caddede Kıbrıslı gençlerin yanlarından geçmiş olduysa da Kıbrıs Türk Devleti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı sayın Rauf Denktaş’a gereği saygıyı göstermeliydiler.. (Vaktiyle benzeri hainlikler Türkiye’de İsmet Paşa’ya karşı yapılmadı mı, yaptırılmadı mı Amerikan mandacılarınca, İngiliz piyonlarınca.!)

 

   Gençler, tarihini, büyüğünü iyi bilmelidir.. Çünkü o gençler o gün, bu gün rahat gezebiliyorlarsa; eskisi gibi halkta bir korku, bir endişe yoksa; eskinin baskıları, o mezalimler  yeniden yaşanmıyorsa bunlar Denktaş ve arkadaşlarının millî çabaları ve Türk kahramanlarının katkıları sayesindedir.. Bugünün Kıbrıs halkı, Kıbrıs gençliği de bunu bilmeli, merhum Denktaş’a minnet duymalı; Denktaş’ın Kıbrıs için yazdığı kitaplar okunup iyi anlaşılmalı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Raif Denktaş’ı ve dava arkadaşlarını saygıyla, minnetle ve o merhumları rahmetle anmayı millî bir görev bilmelidirler..

 

   Kıbrıs’ta, geçmişin acılarını anlamayan, tarihini iyi kavrayamayan bir gençlik yetiştirilmek isteniliyorsa bunun suçu hem bizim hem de Kuzey Kıbrıs Türk Hükümeti’nin gafletidir.!

 

   Tarihe Kanlı Noel olarak geçen ve on gün süren o rum saldırıları da Kıbrıslı Türk gençliğine anlatılmamış herhalde.! 21 Aralık 1963’te başlayıp on gün süren o rumların, o EOKA çetelerinin saldırıları, o mezalimleri nasıl unutulur, nasıl unutturulur!? 100’ü aşkın köyü basarak yakıp yıkmaları, yağmalamaları, adeta etnik kırım uygularcasına binlerce Kıbrıslı Türk’ü göçe zorlamaları, o barbarlıkları , o vahşetler nasıl unutulur, nasıl unutturulur!? Bu vahşetler Kıbrıslı Türk gençlerine anlatılmadıysa, öğrenmeleri sağlanamadıysa neden, niçin!? 

 

   KKTC, kendi bünyesinde bir bütünlük sağlamalıdır!. Toprak verme, göçler, “eşit haklı yönetim!” gibi şer içerikli tatlı söylemler birer bahane, birer aldatmacadır.! Bu tarihi gerçek çok iyi görülüp emperyalist oyunlar tez bozulmalıdır. Bu oyunlar öyle çirkin oyunlardır ki, emperyalist batı, bu oyunlarla yıllar önce planlayıp da gerçekleştiremediği bölüp parçalama oyunlarına haklılık aramak oyunlarıdır..

 

   Tito’nun Yugoslavya’sını çok parçalara ayırmayı hüner bilen o haçlı emperyalizm, bu güzel ülkemizi de dünkü işgal yıllarının o şer Sevr hülyasıyla bölmek, çok parçalara ayırmak için hâlâ şer entrikalar peşindeyken, Kıbrıs’ta, Kıbrıslı Türkleri, öteden beridir kavgalı olunan Rumlarla birlikte yaşamaya, iki farklı kesimi bütünleştirmeye, tek devlet haline dönüştürmeye yönelik bunca dayatma gayretleri hayra alamet değildir.!

 

   İnsanlığın düşmanı o haçlı emperyalizm, Yugoslavya’yı parçaladığı yetmezmiş gibi Irak’ı, Libya’yı, Suriye’yi de çok parçalara ayırma gayretindeyken ve hatta şehit ve gazilerimizin kutsal emaneti bu güzel vatan Türkiye’mizi bölüp bölüştürmeye, çözülüm afyonuyla bütünselliği çözüp çok parçalara ayırmaya çalıştıklarına dair gayretlerini göremezken veya görmek istemezcesine bir tutum sergilenirken, “İki ayrı millet, iki ayrı devlet!” konumundaki Kıbrıs’ın, Ecevit sonrası kimi yetkililerince birleşmesine, bütünleştirilmesine gayret gösteriliyorsa, iki ayrı devlet konumundaki Kıbrıs’ın bütünleştirilmesine yönelik bunca gayretler, bunca özlemler hâlâ sürüp gidiyorsa bu gaflet, bu ihanet neyin nesidir!?

 

   Çok iyi bilinmelidir ki, 20 Temmuz Barış Harekâtı (1974), hem Kıbrıslı Türkler için hem de Türkiye’mizin “Akdeniz Kalesi”nin sağlamlığı için bir güvence teminatıdır, bir barış yoludur.. (Ki,“Ayşe Tatile çıksın” parolası da bu Kıbrıs Barış Harekatı ile özdeşleşmişti.)

 

   20 Temmuz, Kıbrıslı Türk’ün Rum baskısından, rum çetelerinin mezaliminden, enosis entrikalarından, eoka zulmünden ve katliamından kurtuluşu günüdür..

 

   Kıbrıs Barış Harekatı’nın kazanımlarının onurluca sahiplenilmesi gerekirken 2002 yılı sonlarına doğru ortaya atılan Annan Planı ile KKTC’nin ufukları yeniden karartılmaya yönelik oyunlar sergilenmeye başlanıldı.!

 

   Batılılarca ,“Kıbrıs’ı ver, kurtul!” söylemleriyle adeta Kıbrıs Türkü’ne verilen desteği kesmek, Türkiye’mize de bir göz dağı verilmek istenildi.! Türkiye’nin kendisine yönelik bu gözdağına tepki göstermesi gerekirken,Türkiye’mizdeki kimi yetkililerinin, “Kıbrıs’ta Denktaş devre dışı bırakılacak!”, “Denktaş, Kıbrıs ile ilgili söylemlerini Türkiye’de değil gitsin Kıbrıs’ta yapsın!” gibi sözleri ayyuka çıkmaya başlamıştı.. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı o değerli devlet adamı Rauf Denktaş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kimi ileri gelenlerinden destek görmesi gerekirken, Ecevit sonrası günlerde sürekli eleştirilere maruz kaldı, dış güçlerin de tertipleriyle siyaseti bırakması istenildi! Bu nedenlerledir ki, Denktaş, Nisan 2005 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine girmemek için aday olmamıştı. (Demokrasi havarisi kesilerek Denktaş’a o engellemeleri yapanlar,demek ki kendi tahtlarını düşünüyorlardı.!) 

 

   (“Haklı Kıbrıs davamızın dünyaya anlatılması ve gelecek nesillere doğru bilgilerin ve gerçeklerin anlatılması çerçevesinde Kıbrıs konusunda yazılacak her satıra, söylenecek her söze, yayınlanacak her yazıya ihtiyacımız vardır..”(Lefkoşa,19 Aralık2000) diyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif DENKTAŞ, Türkiye’den kendisine baskılar oluştuğu savıyla bir daha aday olmadı! 24 nisan 2004’te “Annan Planı”na dair Kıbrıs Referandumu söz konusuydu. KKTC’yi ortadan kaldıran,  bir kısım Türklerin Ada’dan göç ettirilmesini de kapsayan o şer “Annan Planı”na karşı sesini bütün dünyaya duyurabilmek, haklılığını tüm dünyaya anlatabilmek için 2004 Nisanında Türkiye’de konuşmak, miting yapmak isteyen Denktaş’a Türkiye’nin o vakitteki başbakanınca “Yapılacak bir şey varsa buyur Kıbrıs’ta yap!” “Ne anlatacaksan Kıbrıs’ta anlat!” (B.RTE,11 Nisan 2004) ifadelerinin kullanılması büyük devlet adamı Denktaş’ı bir hayli üzmüştü. Siyasetten çekilen vatansever Denktaş, Vatan toprağının kutsiyetini yine yazılarıyla dillendirmeye başladı. 2004’te yayımlanan “Kıbrıs Girit Olmasın” ve “Bayrak Yere Düşürülmez” adlarındaki kitapları da onun vatanseverliğinin bir kanıtıydı.)  

 

   (Annan Planı: Türk ve Rum kesimleri halinde ikiye bölünmüş Kıbrıs Adası’nın bağımsız tek bir devlet olarak birleştirilmesini öneren ve bir kısım Türklerin Ada’dan göç ettirilmesini kapsayan, 9000 sayfadan ibaret olan Birleşmiş Milletler planıdır. Bu işi yürüten Kofi Annan, o dönemde BMM sekreteridir. Kıbrıs’ı Rumlaştırmayı, enosisi amaçlayan bu planın ismi buradan gelmektedir.)

 

   Batılılarca, Kıbrıs sorunlarının çözümü için görevlendirilen Koffi Annan’ın 2003 yılında fiilen başlattığı “Kıbrıs sorununu çözümünde gayret göstermiş!” denilse de Türklük karşıtlarınca yapay üretilen entrikalara karşı KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf DENKTAŞ, hem içeriden hem de dışarıdan onca engellemelerle karşılaşmasına rağmen Kıbrıs’ın Atatürk’ü misali güzel ve azimli çalışmalarıyla Kıbrıs Türkü’nün haklarını savunmaya çalışmıştı.. Kıbrıs Türklerinin öncüsü ve önderi konumundaki Rauf Denktaş devre dışı bırakılmaya çalışılmışsa da Annan Planı entrikası KKTC’ni yıkamadı.!  5  kez değişikliğe uğrayan Annan Planı, sonuçta Rumlara yaradı.. Rum kesimi 2004 yılında Kıbrıs’ı temsilen AB’ye üyelik hakkı kazandı! (“Haçlıların haçlı dayanışması haçlı dünyasına yarar, bize değil!”sözü yabana atılmamalıdır.! “Durum buyken kimilerimizce AB üyeliğini, haçlılığı veya haçlı dayanışmasını benimsemesi, AB özleminde bulunması niyedir?” diye de soranlar çıkabilir! Haksız da değillerdir ya..)

 

   1974 Kıbrıs Barış Harekatı, Kıbrıs’ı ilhaka yönelik değildir; Ada’ya barış götürmeyi, Rum çetelerinin mezalimlerini, eoka zulümlerini ve katliamlarını sona erdirmeyi amaçlamıştır.. Emperyalizmin ve işbirlikçisi uzantılarının, pınarın başındaki çakalın ovadaki su içmeye çalışan kuzuya kendi suyunu bulandırdığını söylemesine benzer bir söylemde bulunarak 20 Temmuz (1974) Barış Harekâtı’nı kötü göstermek, insanlığa ve dünya barışına uygun değildir; Kıbrıs’ta Türklere yönelik oynanan sinsi oyunlar, beyazı kara veya gri gösterme-göstertme iftirasıdır!

 

   Yine ısrarla tekrarlamak gerekiyor ki; Kıbrıs Barış Harekatı, Ada’da barışın tesisi içindir.. 20 Temmuz Barış Harekâtı, sadece Kıbrıslı Türklere değil, Kıbrıslı Rumlara ve hatta Yunanistan’a da “Barış!” götürmüştür.. 20 Temmuz Barış Harekâtı’nın Kıbrıs’ı ilhak etme gibi bir emperyalist düşüncesi yoktur. Ada’yı ilhak etme özlem ve arzusu yunanlılara aittir. Megalo  özlemi, yunanlılara ve onları  teşvik eden batılılara ve ingilizlere aittir.! “Megalo İdea” (büyük düşünce - bütününü elde etme) anlayışı da, enosis (birleşme-Kıbrıs’ı yunanistan’a katma) çabaları da Yunanlıların Kıbrıs’ı ilhak etme gayretinin ispatı değil de nedir?

   Ki,O dönemin saygın başbakanı ve büyük devlet adamı Bülent Ecevit, Kıbrıs Barış Harekatı gününde yaptığı basın konuşmasında:

   “İnsanlığa ve barışa büyük bir hizmette bulunmuş olacağımıza inanıyoruz. Biz aslında savaş için değil barış için, yalnız Türklere değil Rumlara da barış getirmek için Ada’ya gidiyoruz! Türkiye’nin Kıbrıs’ta barış, kardeşlik ve özgürlük için giriştiği harekât bu sabah erken satlerde başlamıştır..” diyordu.

 

    Uyanalım beyler!. Şehit ve gazilerin emaneti kutsal yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne de onurluca sahip çıkmak ulusal bir görevdir. Kıbrıs, Türkiye için stratejik bir değerdir.! Dünün işgalcisi o haçlı emperyalist Batı’nın sözcülerine değil, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerine çok iyi kulak verilip doğru ve cesurca uygulama yapılmalıdır! Kıbrıs’a yönelik tezgahlanan emperyalizm oyunları tez bozulmalıdır.. “Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu Ada bizim için önemlidir.”(1937) diyen büyük Atatürk’ün bu öğüdü de iyi anlaşılmalıdır. Kuzey Kıbrıs’ın Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın öncülüğünde kurulan bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığına, bağımsızlığına onurluca sahip çıkılmalıdır.!

 

   Kıbrıs’a yönelik şer oyunlar tez bozulmalıdır! Biz emanetçileriz.. Üzerinde yaşayalım hür yaşayalım diye, canlarını kanlarını vermiş olan insanların bize bırakmış oldukları toprakları, babamızdan miras bulmuş mirasyedi gibi ne satabiliriz, ne de bırakıp kaçabiliriz; koruyacağız. Sonuna kadar koruyacağız!” dediği gibi ömrünü Kıbrıs’a adayan (merhum) Rauf Denktaş iyi anlaşılmalı, saygıyla, minnetle, rahmetle anılmalı; kurtuluşuna ve kuruluşuna katkı sağladığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilelebet yaşatılmalıdır.. 

 

   Dr. Fazıl Küçük ile birlikte Rum baskılarına karşı durabilmek için direnişler başlatan, verilen mücadeleler sonucu Kuzey Kıbrıs’ın bağımsızlığı için KKTC’nin kuruluşunu gerçekleştiren saygın devlet adamı, Kıbrıs Türkü’nün Atası Rauf Denktaş 13 Ocak 2012’de Lefkoşa’da vefat etmiştir. 88 yaşında vefat eden, Ömrünü Kıbrıs’a adayan, Türklük ve Türkiye adına İsviçre meydanlarında ermeni soykırımı yalanına onurluca karşı duran Rauf Denktaş, Devlet töreniyle Lefkoşa’daki Cumhuriyet Parkı’na defnedildi. Ruhu şad olsun, Ana Vatan ve Yavru Vatan sağ olsun; Türlüğün bağımsızlığı ebediyen var olsun..

 

    Kıbrıslı Türk’ün ebedi bağımsızlığı, huzuru ve aydınlığı; Kuzey Kıbrıs’a verdiği değere ve Kuzey Kıbrıs’a dosdoğru sahiplenmesine bağlıdır.. Kıbrıs’a yönelik bütün görüşmeler açık olmalı, gizli saklı bir şey bulunmamalıdır ki, Batılılarca ve Batı’nın işbirlikçilerince Kıbrıs’a yönelik yeni yeni tezgahlanan o sinsi şer oyunlar açığa çıkarılmalıdır ve tez bozulmalıdır.! Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, hem Kıbrıslı Türk’ün hür, bağımsız , refah içinde mutlu ve huzurlu yaşam kaynağıdır hem de Türkiye’miz için Akdeniz’deki stratejik güvence kaynağımızdır..

                                                                  Kemal KOÇÖZ (Eğitimci)

                                                             ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) 

                                                             Karasu Şubesi Kurucu eski Başkanı

kıbrıs kaynarcalı gaziler sakarya kaynarca
Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X