ankara escort, escort ankara bayan, escort ankara bayan escort
Advert

Kaynarca’dan Baytar Hasan Ertuğrul Geçti

Bu yazıda 1965 te Kaynarcaya atanan ve 1969 da emekli olduktan sonra Kaynarca’ya yerleşen ve 21 Ekim 1993 te kalp krizi sonunda hayata veda eden Veteriner sağlık memuru Hasan Ertuğrul’un özgeçmişi düşünceleri ve hatıraları özetle anlatılacaktır. Hasan Ertuğrul Kaynarca’ya atanmadan önce...

Kaynarca’dan Baytar Hasan Ertuğrul Geçti
Bu içerik 1725 kez okundu.
Advert

Kaynarca’dan Baytar Hasan Ertuğrul Geçti                     

Giriş ve Konu:                       
Bu yazıda 1965 te Kaynarcaya atanan ve 1969 da emekli olduktan sonra Kaynarca’ya yerleşen  ve  21 Ekim 1993 te kalp krizi sonunda hayata veda eden Veteriner sağlık  memuru Hasan Ertuğrul’un  özgeçmişi düşünceleri ve hatıraları  özetle anlatılacaktır. Hasan Ertuğrul Kaynarca’ya atanmadan önce Kars’ın Tuzluca ve Ardahan kazalarında, Hopa’da , Bursa Kemalpaşa’da ve sonra memleketi Rize- Fındıklıda veteriner sağlık memuru olarak çalışmıştır. Her gittiği yerde sevilen sayılan, sözüne değer verilen güvenilen biri olarak anılmıştır. Bu yazı ile bir evladı olarak Hasan Ertuğrul’un başarı ve mücadele yüklü kısa bir hayat öyküsünü  bize anlattıkları ve sohbetlerin e dayanarak kısa ve öz olarak size  arz edeceğim.
Bir insan için yapılması en zor iş nedir diye bir soru sorsalar cevabım sevdikleri için tarafsız yazı yazabilmektir derim. İnsan ne kadar uğraşırsa uğraşsın sevdikleri, etkilendikleri, hayatında kendisine verilenleri kullanarak başarılara ulaştıkları  kimseler için asla ve asla tarafsız olamaz.
Baba nedir
Baba nesnel bir sözcüktür. Herkeste aynı  anlamı çağrıştırır. Babam ise öznel bir sözcüktür. Herkes için ayrı ayrı anlamlar taşır.  O nedenle bu yazımız öznel bir anı yazısı olacaktır. Umarım bağışlanacaktır. İnsanın tarafsız olamayacağı durumlar da şüphesiz ki vardır.
Türk insanı:
Yüce Dinimiz,
Atatürk’ümüz
Ulusal egemenliğimiz,
Millî bütünlüğümüz
ve ulusal paramızın gücünün korunması ve yükseltilmesi konularında
  tarafsız olamaz. Öncelikle söylemeliyim ki bize taraf olmayı öğretenlerin başında babam Hasan Ertuğrul gelmektedir. Onun öğrettikleri ile de biz Yüce dinimiz, bilim, Cumhuriyet ve Atatürk ve DENK bütçe taraftarı olduk.
 
 
 
 
Babamın Çocukluğundan bir Kesit ve Kısa biyografisi
Babamın doğumu yaşamı ve ölümü pek çok kişiyi ilgilendirmez. Ama yaşam felsefesi herkesi ilgilendirir. Ben bu nedenle öznel yaşamını çok kısa keserek düşüncelerini davranışlarını ve ilkelerini aklımda kaldığı kadar dilimin döndüğü kadar yazmaya çalışacağım.
 Ağabeyim Gültekin Ertuğrul’un hazırladığı kısa biyografisi şöyledir:
 Babam 1912 de Rize- Fındıklı Sümer köyünde dünyaya gelmiştir. Henüz üç yaşında iken babası yani dedemiz Mehmet Ali Ertuğrul  1915 Sarıkamış harekatında donarak şehit olmuştur. Babaannem tek başına üç yetimle ( Babam+ Amcam+ Halam) ortada kalmıştır. Baba annemin babamı, amcamı ve halamı büyütmesi yetiştirmesi acılarla, yokluklarla, fedakarlıklarla, imkansızlıklarla, boğuşmalarla süren bir destandır. Sümer koyu “Karalağa” camiinde din eğitimi gördü. 5 yıllık ilk okulun birinci ve beşinci sınıflarını okuduktan sonra ona 1927 de  ilk okul diploması verirler. Sonra yaya olarak Rize’ye giderler.  ( Rize-Fındıklı arası 80 Km dir) Orada 1930 da orta okulu bitirir. Orta okula biraz geç katılır. O yüzden ilk karnesi hiç parlak değildir. Ama yılmaz ve çalışır okulu derece ile bitirir.
Baytar Mektebine Gidişi ve Memuriyetteki ilk yılları
Sonra Selimiye’deki Baytar mektebine 1931 de gider. Oradan Veteriner sağlık memuru olarak 1932 de mezun olur. Sırasıyla Kars’ın Tuzluca kasabasında sonra Ardahan kasabasında ve sonra Artvin Hopa kasabasında veteriner memurluğu yapar. Hopa’da iken Ali Reisin( Ali Fırat) kızı Emine Fırat’la 1937 de dünya evine girer. Bu evlilikten 5 kız 3 erkek 8 çocuk babasıdır. 18 adet de torunu vardır. 1946 da Bursa Kemalpaşa kazasına tayin olur. 1951 de ise memleketi Fındıklı’ya tayini çıkar. 1964 yılına kadar orada hizmet verir. 1964 te İzmit Merkez’e tayin olur. O zaman Kocaeli’ne bağlı olan Kaynarca’ya verirler. 1969 yılına kadar Kaynarca’da hizmette bulunduktan sonra 1969 da emekli olur. 1993 yılının Ekim ayının 21. günü bir kalp krizi sonunda hayata veda eder.  Babamın bu kısa biyografisi   Kaynarca’nın KALFA olarak yakından tanıdığı Ağabeyim  Gültekin Ertuğrul tarafından hazırlanmıştır.( Burada bir parantez açalım ve diyelim ki üç yıl boyunca kışlık odunları için yaya olarak Çukulit Köyünden Rize’ye en az 15 sefer yaptıklarını yazarsak yapılan mücadelenin ne kadar ağır şartlarda yürüdüğü sanırım anlaşılır.)
Babamızın yaşamında Atatürk
Babamızın hayatı 3 çocuğu ile yetim kalmış baba annemiz Ayşe Ertuğrul’un inanılmaz mücadele azmi ile kazanılmış bir  destandır. Bu destan Atatürk’ümüzüm tüm Türk milleti için yürürlüğe koyduğu  Denk bütçeli, laik eğitimli Atatürk düzeninin bir ailenin yaşamına yansıyan kesitinden başka bir şey değildir. 3 yaşında yetim kalmış bir çocuğun  o zamana göre çok önemli bir memuriyete ulaşabilmesi Atatürk’ümüzün açtığı yolun bir başarısıdır. Onun için biz bütün kardeşler babamızı yetiştirdiği için “Atatürk’ün torunları   ve askerleriyiz”.
 
 
 
Babamla Kısa bir Anım ve Askeri Doktor Olmamın Kısa Öyküsü
1959 Ekim ayında 16 yaşında Rize Lisesi son sınıf fen bölümü öğrencisi idim. Lise ikinci sınıfta iken bir defa kahvede oyun/tavla oynarken okul idaresince yakalanmıştım. Bu  nedenle  velim  Rize Veteriner İl Müdürlüğünde çalışan babamın sınıf arkadaşı Ali Rıza Bostancıya bir yazı gelmişti.. Doğal olarak bu bilgi babama yansıdı. Babam da bu sefer işi sıkı tuttu ve bana dedi ki:    “ Eğer bir daha kahvede yakalanırsan seni okuldan alacağım” haberin olsun. Babam bu hiç şakası yok. Alır mı alır.
Yine Ekim 1959 da akşam saatlerinde beden eğitim öğretmenimiz ve müdür muavinimiz Recep Kulak kahvede tavla oynarken beni ve birkaç arkadaşımızı yakaladı.  Gittim Hocam dedim bu olayı idareye vermeyin şayet verirseniz babam beni okludan alır okutmaz. Hayatım söner. Olmaz dedi. Vereceğim çünkü diğerlerinden seni ayıramam hepinizi vereceğim. O gece sabaha kadar hiç uyumadım. Sabahleyin çözümü buldum Recep Kulak hocama gittim dedim ki, ben tasdiknamemi alıyorum okuldan ayrılıyorum.  Beni idareye bildirmeyin. Hocam benim bu önerime şaşırdı ama ne yapsın peki dedi. Hemen velime gittim. Tasdiknamemi alacağım dedim. Dilekçe istedim. Ama dedi babanın haberi, var mı? Var dedim. Kocaman bir gerçek dışı beyanda  bulundum. Tasdiknamemi aldım ve doğru eve Fındıklı’ya babama gittim. “ Baba ben bu okulda okumam. Fizik yok kimya yok. Dersler boş geçiyor. (burası doğru fizik ve kimya hocamız yoktu) Ben İstanbul Teknik Üniversitesine girmek istiyorum. Bu durumda ben değil İTÜ ne bir yere giremem dedim. O da çaresiz şimdi her yer kapandı okullar kayıtlarını yaptı ben seni nereye göndereyim demez mi? Vallahi dedim siz bilirsiniz tasdiknameyi aldım geldim ne yaparsanız yapın dedim. O da Alı Rıza Güven hocamıza nasıl ulaştı bilmiyorum. Tokat’a gelsin Yurtta özel bir oda daha açtım zaten girmek isteyen iki kişi daha vardı. Onlarla beraber üç kişilik odada kalacaklar demiş.  Ben de atladım otobüse Samsun. Samsun’dan kara trenle Turhal. Turhal’dan otobüsle Tokat Gazi Osman Paşa Lisesi Müdür Baş Muavini Ali, Rıza Güven hocama. Bu şekilde hayatımı çok etkiyecek olan Tokat Lisesi ve Gümüşhane Lisesi maceram başladı.
Babamın Demokratlığı
Babam demokratik bir insandı. Düşüncemizi alır düşüncelerini söyler ve bizi kendisince uygun seçeneği seçmemize yardımcı olurdu. Tıp fakültesini kazandıktan sonra askeri, öğrenci olarak okumak istedim. Ancak babam buna gönülden evet demiyordu.  Bir gün aralık 61 veya Ocak 62 de Mehmet Erdoğan Adlı Askeri tıbbiyeli arkadaşım beni sınıf subaylarına  götürdü. Bu arkadaşımızı da okulumuza almak istiyoruz diye takdim etti. Sınıf subayı bana dedi ki: “Birinci sınıftan ikinci sınıfa iyi derece ile  geçenleri  Deniz Kuvvetleri  Komutanlığı Askeri Öğrenci olarak alıyor”  Siz oraya gidin. Ben de Kasımpaşa’ya Kuzey Deniz Saha Komutanlığına gittim. Müracaatın son günü imiş hemen ön kaydımı yaptılar. Diğer evrakları da tamamladım iş kaldı Mükellefiyet senedine. O senedi babamın imzalaması gerekiyor. Hiç istemeye istemeye imzaladı ve ben askeri öğrenci oldum. İyi ki bu yola girmişim çünkü bizim okulda okuduğumuz yıllar 68 olaylarına gebe olan yıllardı. Öğrenci hareketleri sağ sol çatışmaları boykotlar yürüyüşler vs. hiç eksik olmazdı.
 
 
 
Kaynarcaya Nasıl Yerleştik.     
Bir gün babam bana ACELE Kaynarca’ya gelmemi söyledi.. Babam kolay kolay çok önemli gel demez. Gidinceye kadar heyecandan öldüm desem yeridir. Gittim, dedi ki ben burada bir arazı almayı planlıyorum. Ama Fındıklı buna karşı duruyor. Sana gösterdikten ve düşünceni aldıktan sonra karar vereyim dedim. Birlikte araziye baktık. Takriben 30 dönümlük bir tarla. Üzerinde tek bir  ağaç yok. O zamana göre de  şehir merkezinden  oldukça uzakta. Görür görmez baba dedim paran çıkışıyorsa hiç düşünme burayı al. Aldı. O tek ağaç bulunmayan 30 dönümlük arazı bu gün  çamlığı, fındıklığı ve meyve ağaçları ile Kaynarca’nın en geniş yeşil alanıdır.. Polis karakolunun arkasındaki yeşil alan. Yeşil alan denilince babam bizim Rize- Fındıklı’ Liman mahallesindeki arazımıza da her çeşit meyve ağacı  dikmiş ağaçlandırmıştır. Meyve yetiştirmek üzere halka örnek olmuş ve meyveciliğin Fındıklı'ya kazandırılmasında azımsanmayacak örnek alınacak bir çalışma yapmıştır.
Babamın Ağzından Düşürmediği Bazı Sözler
Babam Bütçe konusunda çok hassas bir insandı. Ağzından hiç düşürmediği sözlerden bazıları şöyledir.
Ayağını yorganına göre uzatın.       
Hesapsız kasabın elinde kalır masat
Her iş için borçlanılmaz. Çocuğunuz okuyacak okul için borç alın. Hasta doktora götüreceksiniz borç alın. Aile efradınız bir kumpasa veya iftiraya maruz kaldı davalı veya davacı olarak kendinizi ve ailenizi savunacaksınız o zaman borç alın. Bir de efradı ailenize oturacak yer veya ev alacaksınız borç alın.
 Bunlar dışında ASLA VE ASLA BORÇ ALMAYIN.
Çocukluğumuzdan Bazı Anılarım
Babamla hatırladığım ve etkilendiğim  çocukluk anılarımdan biri şöyledir. Bizi zaman zaman terzilere ayakkabıcılara tuhafiyecilere kırtasiyecilere gönderirdi. İhtiyacınızı alın ben sonra öderim derdi. Biz ihtiyaçlarımızı alırdık. Ancak hiç birinin bu parayı babanız ne zaman ödeyecek diye bir sorusunu duymadım. Sadece babanıza selam ve saygılarımı söyleyin derlerdi. O yılar henüz açık bütçeli yılların Türk milletinde derin yaralar açmadığı günlerdi. İnsanların senet sepet çek vs. gibi işlerle pek ilgileri yoktu. Selam sabah yeterli idi. Biz de maalesef öyle yetiştik. Biri bizden söz aldı mı senet almıştan beterdir. Bu gün bu yol çok geçersiz bir anı olarak kalmıştır. Bu gün ise senet kafi gelmiyor. Çek kafi gelmiyor. İpotek de bazen kafi gelmiyor. Para değerini kaybettikçe insanların değerleri de kayboluyor. Enflasyonla  fakru zarurete ve tam manasıyla iflasa sürüklenmiş insanlar bir birlerine ve devlete  güven duymuyorlar. Veya ödeyemeyeceklerini düşünerek işi sağlama bağlıyorlar.
 
 
 
 
Babam Ve Sigara Tiryakiliği
Babam Hasan Ertuğrul maalesef sigara tiryakisi idi. Hem tiryaki hem de sigaraya düşman birisi. Bir insan sigara kullanmaz. Böyle bir şey olmaz derdi. Ama bu meret öyle bir şey ki insan bir alıştı mı onu bırakamıyor. Bu yüzden evlatlarının sigara içmelerine asla tahammül edemezdi. O zaman ağabeyim de yeni yeni sigaraya başlamış ve bu haber kulağına gelmişti.  Büyük Annem, annem ve diğer aile fertlerinin akşam toplantılarında bu üzüntüsünü ve endişelerini dile getirirdi. Ben de çocuk aklımla şöyle bir düşünceye kapıldım. Babam benim de sigara içmemi duyarsa üzülür. Onu üzmeyeyim diye sigaradan uzak durdum. Yaşamda sigara içmemenin sağlık ekonomik kişilik açısından ne kadar  güzel bir meziyet olduğunu yaşayarak gördüm. Biz İ.Ü. Tıp fakültesinden 1966-67 döneminde mezun olduk. Bu gün sigara içenlerin büyük çoğunluğu aramızda değiller. Mesleğimi icra ederken hastalıkları nedeniyle sigarayı bırakmaları gereken hastalarıma bunları anlatıyorum. Özellikle Annelere yanındaki çocuğunu göstererek şunu soruyorum “ Bu çocuğunu 10 sene daha az göreceksin. Buna razı mısın. Hayır. O halde siz sadece bu hasatlığınızın iyileşmesi için değil bu çocuğunuzu 10 sene daha az görmemek için sigarayı bırakmak zorundasınız.” Sigara ile mücadele bir toplumun en temel hayat mücadelelerinin başında gelir.
Babam ve Siyaset
 
Babam Türkiye’de 14 Mayıs 1950 den sonra seçimle başa gelen hiçbir iktidara güvenmezdi. Para değerinin düşürülmesi ardı arkası kesilmeyen zamları her zaman endişe ile izlemiştir. Yürütülen siyaseti o zaman  ulaşılan karmaşa nedeniyle benimsemezdi. Bize doğrudan doğruya siyasetimizi Parti düzeyinde eleştirmez., ancak eğitimdeki bozulmalar ve para değerini düşerek maaşların alım gücünün azalması nedeniyle hayıflanırdı. Hükümetler için en ağır eleştirisi ise “ Hesapsız kasabın elinde kalır masat “ diyerek yapardı.
Babam ve Eğitimcilik
Babam eğitimci idi. Hayvan sağlığının korunması amacıyla halkın  eğitilmesi gerektiğine inanır ve bu nedenle her fırsatta hayvan sahiplerini bilgilendirirdi.    Tokat Gazi Osman Paşa Lisesi Müdür baş yardımcılığından Gümüşhane Lisesi müdürlüğüne, Oradan Ordu Lisesi Müdürlüğüne ve oradan da Pertevniyal Lisesi Müdürlüğüne atanan yakın akrabamız anne annemin kuzeni Ali Rıza Güven’in ve babamın yeğeni Halamızın oğlu Ferdi Kartal’ın okumalarında onlara fiilen destek olmuştur. Müteveffa Ferdi Kartal ağabeyimiz “Beşikdüzü Köy Enstitüsünü” bitirmiştir. Çeşitli ilk okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra   Rize Milli Eğitim Müdürlüğü’nden emekli ol muştur. Babamın okumasına destek olduğu insanları yazmaya kalkarsak sayfalar yetmez. Birinci sırada şüphesiz  bu satırların yazarı yer alır. Bana daha orta okulda iken Tıp Fakültesini okumamı cerrah olmamı hedef olarak gösterirdi. İlk defa hali örmeyi Fındıklı’ya getirenlerden biri  babamdır. Yetiştirdiği kişi de başta Ülkü Ablam olmak üzere bir çok halı ören bayanın  yetişmesine öncülük etmiştir. Erzurum’daki ebe hemşirelik okuluna Fındıklı’dan ilk giden ve mezun olan Ablam Müberra Ertuğrul’dur. Sonra bunları halamın kızı Safiye Kartal ve yakın akrabalarımızdan Hacer Fırat ablam izlemişilerdir. Torunları arasında iki doktor, biri subay İki diş tabibi bir eczacı bir bilgisayar öğretmeni bir banka müdürü emeklisi bir orman Yüksek mühendisi bir metalürji mühendisi , bir avukat, bir uluslar arası finans uzmanı, bir ağaç ve mobilya mühendisi , bri Harita ve Kadastru teknisyen de vardır “Babam mahallemizde ve köyümüzde  meslek okulunu bitiren  ilk  ve nadir kişilerden biridir. Bütün  kitaplarımızın ön sözlerinde şu klasik cümle yer alır. ” Beni yetiştiren anneme ve babama”
Sonuç ve Babamız
Babam Hasan Ertuğrul’u bir cümle ile özetlersek beşikten mezara bilim okuyan, çevresini eğiten, evlatlarının başta olmak üzere bütün insanların eğitimlerini  kayıtsız şartsız destekleyen nadir insanlardan biri idi. Evimizde daima kitapları küçük bir kütüphanesi vardı. “ Okuyun, okuyarak zarara uğrayan hiç kimse yoktur” sözü ona aittir.  Bize bıraktığı önemli mirasların başında gelen bu baba tavsiyesine daima uyduk. Babamın dediği gibi hiçbir zararını görmedik.  Ebedi istirahat gâhi Kaynarca’dadır. Mezarındaki taşında şu yazı vardır.” Şehit Mehmet Ali Oğlu  Hasan Ertuğrul”.  Onu ölümünün 23. Yıldönümünde minnetle şükranla özlemle anıyoruz.- Op. Dr. Aytekin Ertuğrul- draertugrul@hotmail.com

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Doğan Kapkıner     2017-11-03 Duygulandım Aytekin ağabey.İnsanın Aile geçmişini bilmesi kadar güzel bir şey yok.Örneğin ben Baba ve annemden sonraki büyüklerimi ne gördüm ne de tarihsel olarak bir bilgim var.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X