Doç. Dr. Öğr. Üyesi Seda YILMAZ VURGUN
Giriş
Sosyo-Kültürel Hayat
Aile
Manav ailesi dede, büyükanne, çocuklar ve torunlardan oluşan kalabalık bir aile yapısına sahipti.9 Ailede otorite yaşça en büyük kişi olan dedeydi. Dedeye ve yaşlı insanlara hürmet çoktu. Öyle ki dedeye saygıdan yan yana pek oturulmaz, olduğu yerlerde ise gereksiz konuşmalar yapılmazdı.10 Dedenin veya büyükbabanın evde oturduğu özel bir bölme bulunmaktaydı. Dedenin sedirin köşesinde oturduğu yere üst kıyı denirdi.
Aile içinde otorite evin en yaşlı erkeğinde olmasına rağmen, kadınlara da gereken değer verilirdi. Evde söz sahibi olan ikinci kişi kayınvalideydi. Evde kayınpeder gibi oturduğu özel bir bölme mevcuttu. Gelinler ve diğer aile fertleri dedeye olduğu gibi büyükanneye de saygıda kusur etmezlerdi. Kayınvalide evdeki düzenle ilgilenir yemek yapar, evdeki huzur ve dengeyi sağlamaya çalışırdı. Ev oldukça kalabalık olduğunda çocuklara ayrı masa, büyüklere ayrı masa yapılırdı. Günümüzde ise hala bazı Manav köylerinde kalabalık haneler mevcudiyetini korumaktadır.11
Evde bulunan mutlak otoriter yapıda ailenin yeni fertleri olan gelinler de aileye katıldıktan sonra bu düzene uyarlardı. Bu düzenin en önemli sorumluluğu evdeki iş paylaşımıdır. Gelinler ev işlerine olduğunca destek olur, yatakları açar, toplar, evi çekip çevirirlerdi. Diğer aile fertleri gibi gelinler de kayınpedere karşı saygıda kusur etmezdi.12 Evin büyüğüne duyulan saygı gereği gelinler kayınpederlerinden çekinir, üslup olarak yanlarında sessiz olurlar, konuşulacaksa bile yüksek sesle konuşmazlardı. Çocuklar evde yaramazlık yapmamaya dikkat eder, hatta çocuklara dedelerinin kendilerini dinlediği söylenerek yatarken gürültü yapmaları engellenirdi. Gelinler aynı şekilde evin bir diğer büyüğü olan kayınvalideye karşı saygılı olmaya önem verirlerdi. Kayınvalide bir şey sormadıkça konuşmamaya çalışırlardı. Aksi takdirde gelinlerin cevap vermesi ayıplanırdı.13 Genel itibariyle büyüklere duyulan saygıdan eşler yan yana bile oturamaz, çocuklar büyüklerin yanında sevilmezdi.14
Manavlarda sabah erken kalkmak insanları zinde tutan önemli bir alışkanlıktır. Daha abdest alınmadan camlar açılarak "Hanemize bereket gelsin" denirdi. Yorucu bir gün geçirildiğinden gece erken yatılırdı. Erken uyumak çevreyi aydınlatmak için kullanılan, kandil ve gaz yağı gibi ürünlerden tasarruf edilmesi açısından da önemliydi. 15
Manavların günlük hayatları oldukça hareketli ve yoğundur. Aile içi işletmenin devamı açısından dedenin görevi önemliydi. Aile fertleri gün içersindeki faaliyetlerde görevlerini bilirlerdi. Ancak yine de dede sabah erken saatlerde yapılacaklar konusunda bilgilendirme yapardı. Son kararları dede verir, evin gelirleri dede de toplanırdı.16
Manavlar köy hayatı içerisinde çok yoğun bir şekilde çalışırlar, boş zamanları olmazdı. Bölge toprakları bereketli olup, üç sezon ürün yetiştirildiği için yapılacak işler bitmezdi. Manav köylerinde sabah, öğlen, akşam periyotlarında farklı işler yapılırdı. Sabah ve öğlen günlük işler yapılırken, akşamları el işi ve ticari satış amacıyla tütün sarılırdı.17
Kırsal kesimde yaşayan kadın aile içi üretimin önemli bir parçasıydı. Kadınlar çocukların yetiştirilmesi, ev işleri, tarlayı ekip biçmek, hayvanların bakımı ile ilgilenirlerdi.
9 Kâmil Uğurlu, Zakir Ençevik, Eskişehir Şehrengizi: Muhacirler ve Manavlar, Çizgi Kitabevi Yayınları, Konya, 2011, s.88.
10 Rıdvan Malçok, 1961 doğumlu, Işıklar Köyü.
11 Güzide, Yüçetin, 1927 doğumlu, Çaprazlar Köyü.
12 Necla Uçak,1965 doğumlu, Kaynarcaya bağlı Konak Köyü. 13 Fehmi Malakçı, 1952 doğumlu, Çavuşlu Köyü.
14 İftariye Şenyiğit, 1943 doğumlu, Küçük Hasanlar Köyü.
15 Abdullah Köktürk, 1955 doğumlu, Güvercinler Köyü.
16 Fehmi Malakçı, 1952 doğumlu, Çavuşlu Köyü; İbrahim Özcan, 1939 doğumlu, Aslanlı Köyü. 17 Neslihan Efe, 1985 doğumlu, Solaklar Köyü.
2
Günlük hayattaki işlere ailenin her bireyinin katkısı olurdu. Çocuklar, yaşlılar, kadınlar, erkekler gün boyu farklı işler yaparak ailenin diğer fertlerine yardımcı olurlardı.
Çamaşır yıkama işi her gün yapılamadığından kadınlar çamaşırları biriktirerek, pınarlarda, dere kenarında veya ıhlamur ağacından yapılmış tekneler de yıkarlardı. Sabun yerine kül suyu kullanılır, kazanlarda kül suyu kaynatılırdı. Kül, hem çamaşır yıkamada hem de saçların yıkanmasında kullanılırdı. Kül suyu bit gibi böcekleri yok etmekte oldukça etkiliydi. Kadınlar çamaşır yıkarken köyün çocuklarının geçtiğini görürlerse hemen hepsini toplar sırayla yıkarlardı. Çocukları yıkama faslından sonra tekrar çamaşır yıkamaya devam edilirdi. Çamaşırlar kuruması için germe adı verilen ağaçtan tarlalarının kenarına yapılmış çitlerin üstüne asılırdı.
Yaz mevsiminde hayvanlar açık alana bırakılacaksa birileri yanlarında bulunurdu. Bu kişi dede, baba, çocuklardan biri olurdu. Kış mevsimi gelince ise Manavlar dağların arasında hayvanlarını otlattıkları özel alanlara giderlerdi.18
Çocuklar doğa ile iç içe vakit geçirirler, eğitimlerinden arta kalan zamanda hemen kıyafetlerini çıkararak günlük hayatın akışındaki yerlerini alırlardı. Kaz, koyun güder, topraktan evler fırınlar yapar, orak biçer, harman döver, hayvanları otlatır, anne ve babalarına yardım etmeye çalışırlardı.19
Aile bireyleri ihtiyaçları olan her şeyi kendileri yapmaya çalışırdı. Kadınlar ketenden kıyafet dokur, saya ve zıbınlık denilen iş kıyafetlerini ve evdeki şalvarlarını kendileri dikerlerdi.20 Genel anlamdaki giysilerine ise urba denirdi.21
Soğuklar aralığın sonunda başlar nisana kadar devam ederdi. Soğuk havalarda köylerde hayvanları yalağa götürmek için köy halkı birlikte yol açardı. Kimlerin kazacağı ve kazma eyleminin hangi sıraya göre yapılacağına dair planlama yatsı namazından sonra köy odaları veya camilerde yapılırdı. Kuyudan en yakın eve kadar köy halkı beraber kazar ardından ise herkes sırayla kendi evine kadar yolu açmaya devam ederdi. Her hane hayvanlarını belirli saatlerde suya götürürdü. Suya götürme işine su alanına yakın olan evlerden başlanırdı. 22
Günlük işler bitikten sonra kadınlar ve erkekler arasında çeşitli eğlence ve aktiviteler olurdu. Erkekler akşamları toplanır, yüzük gibi oyunlar oynar, askerlik ve avcılık anılarını anlatırlardı. Kadınlar ise kandil ışığında lambalar etrafında işlemeler, gelinlikler, çeyizlikler yapardı. Yaşlı kadınlar kış için hazırladıkları kuru elma, fındık gibi yiyecekleri çıkararak ortaya koyarlardı. 23
Aile kadar önemli olan diğer bir konu da komşuluk ilişkileridir. Komşu tabiri birbirine bitişik ve yakın evlerde oturanlar için kullanıldığı aşikardır.24 İyi komşuluk ilişkileri mutluluk ve sevincin paylaşılmasında acı ve kederin göğüslenmesinde köy ve şehir yaşamında ailelerin mutluluğunda önem arz ederdi.25 Köylerde komşuluk ilişkileri sıcaktır. Herkes evde pişirdiği cizleme, gözleme gibi yiyecekleri birbirine vererek karşılıklı bir şeyler paylaşmanın hazzını yaşardı.26 Geçen zaman içerisinde komşuluk ilişkilerini etkileyen faktörler ortaya çıkmıştır. Kahvelerin sayısının giderek artması ile komşu ziyaretleri azalmış, erkekler kahvelerde toplanır hale gelmişlerdir. Komşuluk ilişkilerini etkileyen diğer neden ise köyden yakın bölgelere yapılan kısmı göçlerdir.27
18 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
19 Lütfiye Fidan 1950 Doğumlu, Çaprazlar Köyü.
20 Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü.
21 Necla Uçak,1965 doğumlu, Kaynarcaya bağlı Konak Köyü.
22 Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü.
23 Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü.
24 M.Cengiz Yıldız-Mustafa Gündüz, Komşuluk Kültürü, Nobel Yayınları, Ankara, 2005, s. 30.
25 Emine Şenoğlu, 1946 doğumlu, Işıklar Köyü.
26 İftariye Şenyiğit, Küçük Hasanlar Köyü.
27 Orhan Duran,1964 doğumlu, Küçük Hasanlar Köyü.
3
Manavlar da imece usulü yardımlaşma oldukça yaygındır. İmece, köylülerin yalnız başına yapamayacağı veya hızlı bir şekilde gerçekleştiremeyeceği faaliyetleri işbirliği ve yardımlaşma ile gerçekleştirmesidir. İmece usulü yardımlaşmada muhtaç, hasta, kimsesiz dul kadın ve yetimlere öncelik verilirdi.28 Ev gibi bireysel yapıların inşasından, cami, okul gibi kamusal yapıların yapımına kadar bunları örneklendirmek mümkündür. Köy halkı özellikle kamusal binaların yapımında büyük bir özveri ile çalışıp, tuğla taşımasından nakdi yardıma kadar birçok iş ile ilgilenmişlerdi.29 Mesela Araman30 köyünde harman işleri imece usulü ile yapılmakta, herkes birbirine yardım etmekteydi.31
Sofra Adabı ve Önemli Manav Yemekleri
Evde herkes aynı sofraya oturarak yemek yerdi. Evin büyüğü olan dede gelmeden yemeğe başlanmazdı. Sofradan kalkarken "Allah bereket versin" denirdi.32 Yemek yere serilen puhu adından kasnağın üstüne konulan sinilerde yenirdi.33 Puhuların yerini zamanla yer masaları almıştır. Yer masalarının altına ekmek veya ekmek kırıntılarının dökülmemesi için sofra bezi serilmekteydi. 34 Haneler kalabalık olduğundan kahvaltıda çorbasız öğün olmazdı. Sabah kahvaltısında tarhana, hamur, un, malay çorbası ve elde yapılmış makarna (erişte) yenirdi.35 Hane halkı kalabalık olduğu için ardiyeler bol tutulur, örneğin her ev yedi tenekeye kadar peynir yapardı.36 Ekmek çeşitleri gözleme, cizleme, bazlama, lokma toplu yerlerde cenaze gibi törenlerde yenirdi.37
Manavların kendilerine özgü yemekleri bulunmaktadır. En önemli soslarından biri de dartıdır. Dartı süt kaynarken üstünden alınan kaymağın üst üste konularak kaynatılmasından elde edilmektedir. Diğer bir sos şeklide sütçü'dür.
Mancar; ıspanak, gelincik gibi sebzelere verilen ortak bir isimdir. Sebzelerden yapılan mancar pidesi bölgede meşhurdur. Tavuklu keşkek de bölgenin tanınan yemeklerindendir. Bütün köy tavuğu keşkeğe koyulur, sonra çıkarılıp didiklenir ardından ise üstüne dartı denen sos konulurdu. Dartıdan yapılan düdük makarnada oldukça sevilen yemeklerdendir.38
İzmit'teki Eseler ve Solaklar köylerinde kaz bayramı yapılırdı. Yılbaşından sonra kazlar belirlenen bir cuma günü kesilir, cumartesi suya konur, pazartesi günü herkes kendi hanesini toplayarak pişirilen kazı yerdi.39
Çiçek dolması diğer bir meşhur yemek türüdür. Kabak çiçeğinin özleri sabah 6-7 arası toplanarak kabağın içine konulmaktadır. Ancak bu dolmada önemli olan çiçeğin özünü erken almaktır, geç kalınırsa çiçeğin özü şişmekte ve ardından çiçeğin yaprakları açılmaktadır.
Kabak yemeklerde çok kullanılan bir sebze türüdür. Kabak tatlısı, kabak kıvırma, kara kabak, kabaklı kavurma denen bir börek türü mevcuttur. Tavuk tiridi de sevilen bir diğer yemektir.
Manav köylerinde yetişen ürünler doğrultusunda yapılan yemek türleri bazı farklılıklar görülmektedir. Bazı köylerde kızılcık salatası, Kandıra bölgesinde kestane yemeği mevcuttur.
28 Türk Yolu, sa:453, 27 Çarşamba 1935, s.1
29 Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü.
30 Aramak köyü Kandıra'ya bağlı bir Manav köyüdür. Halk arasında Araman isimi ile de anılmaktadır. Araman ismi Eski Türk lehçelerinin tamamında dilek arzu utku anlamında kullanılmaktadır.
31 Mehmet Memiş 1938 doğumlu, Araman Köyü.
32 İbrahim Özcan, Aslanlı Köyü.
33 Gülcan Memiş, 1982 doğumlu, Araman Köyü.
34 Necla Uçak, Konak Köyü.
35 Vahide Yüçetin, 1953 doğumlu, Işıklar Köyü.
36 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
37 Melek Portakal Çeliköz, Eseler Köyü.
38 Bilge Şehir Kocaeli Yemekleri, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2018, s.147, 203; Gülsen Yıldız, Sakarya: Türkmen Manav Mutfağı, Beşiz Yayınları, Adapazarı, 2018, s. 49,75.
39 Aliye Arık, 1972 doğumlu, Kısalar Köyü; Nagehan Tutar, 1976 doğumlu, Kandıra'ya bağlı Erikli Köyü.
4
Dılbıran Mantarı, Malgadın Mantarı, Kedi Burnu, Kedi Sakalı, Sütliyen gibi mantar türleri oldukça meşhurdur. 40
Manavlar dartıdan ve sütten yapılan üre tatlısını oldukça sevmektedir. Malak tatlısı, nazlı tatlısı da önemli tatlılardandır. Gurt denilen tatlıda hamur kalburdan geçirilir ve tatlı halini almaktadır. 41
Geçmiş dönemlerde sıcak içeceklerin yanında şeker pancarı olurdu. Bir ailenin ürettiği pancara göre şeker gelirdi. Çay pek bilinmez, ıhlamur ise pek bulunmazdı.42 Günümüzde ise sevilen içecekler arasında kızılcık ve erik şurubu yaygındır.43
Kandıra bölgesi Kocaeli'nin tahıl ambarı konumundaydı.44 Her sene dinlendirilen toprak parçasına iyrek denilmekteydi. Dinlendirilen yer ise örü olarak adlandırılmaktaydı. Manavlar yaşam için gerekli olan birçok ürünü kendileri üretmekte, sadece tuz gibi bazı maddeleri dışardan almaktaydı.45 Kocaeli coğrafyasında en bereketli yağışların olduğu zaman haziran ayının üçüncü hafta dönümüne isabet etmekte Manavlar bu zaman dilimini ürün bereketi açısından takip etmekteydi.46 Devlette üretimi artırmak için bir dizi faaliyette bulunmuş ve çiftçiye İgsaş gübre fabrikasından gübre temin etmişti.47
Tohumu için ekilen ve Zeyrek ya da Zeğrek olarak adlandırılan keten özellikle Kocaeli'nin Kandıra ilçesinde ve Orta Anadolu'da oldukça yaygındı.48 Anayurdu Anadolu ve Balkanlar olarak kabul edilen ketenin49 Kandıra'da yaygın olması bu ürünün yan sanayisini de geliştirmişti.
Ketenin tohumunun içine su atarak bezirhanede fırına koyarlar ardından mengene ile tohumları çevirirlerdi. Kış mevsiminde ise keten yağını çıkarırlardı.50 Ketenin tohumundan yapılan bezir yağı yemeklere katılırdı.51 Keten üretimi zahmetli olduğundan bırakılınca bezir yağı kullanılmamaya başlanmış ve dönem içerisinde yerini ayçiçek yağına bırakmıştır. Beziryağından zeytinyağına geçilmesi adına gazetelerde zeytinyağı halka tanıtılmaya çalışılmış,52 ancak zeytinyağı günümüze kadar gelen süreçte Manavlara cazip gelmemiştir.53 Bezir yağı üretiminin yıllar önce bırakılması nedeniyle yeni kuşak beziryağının tadını bilmemektedir. 54 Manav büyükleri "yağlar değişti hastalık başladı" diyerek beziryağı tüketirken ne kadar sağlıklı olduklarını dile getirmektedirler.55
Yazdan kışa bulgur, tarhana, salça gibi çeşitli ürünler yapılırdı. Köylerde unu öğütmek için kullanılan değirmenler köylülerin işini kolaylaştırırdı.56 Biri değirmenini kendi zahiresini öğütmek için kırmış olsa bile birlikte tamir eder, sen kırdın sen yapacaksın demezlerdi.57
Akçakoca ve Kandıra'da avcılık yapılırdı.58 Bazen toplu olarak sürek avına çıkılırdı.59 Mesela Akmeşe köyünde yaklaşık 100 kişinin katıldığı sürek avı yapılırdı.60 Manavlarda bek
40 Melek Portakal Çeliköz, Eseler Köyü.
41 Melek Portakal Çeliköz, Eseler Köyü.
42 Sacide Erdem, 1962 doğumlu, Solaklar Köyü.
43 Melek Portakal Çeliköz, Eseler Köyü.
44 Kıranlar, "İkinci Dünya...", s.1157.
45 Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü.
46 Türk Yolu, sa: 15.089, 16 Haziran 1986, s.1.
47 Türk Yolu, sa: 13.695, 17 Kasım 1981, s.3.
48 Türk Yolu, sa:543, 16 Eylül 1937, s.1; Türk Yolu, sa:837, 13 Mayıs 1941, s.3.
49 Füsün Ertuğ, "Anadolu'nun Önemli Yağ Bitkilerinden Keten/Linum, ve Izgın, Eruca: Ort Anadolu'da Bezir Yağı üretimi ve Bezirhaneler", Türkiye Bilimler Akademisi Arkeoloji Dergisi, sa:1, 1998, s.114.
50 Lütfiye Fidan, 1950 doğumlu, Çaprazlar Köyü.
51 Emine Yücetin, Işıklar Köyü.
52 Türk Yolu, sa: 9742, 2 Mayıs 1970, s.1.
53 Nahide Demirel, 1942 doğumlu, Deli Mahmut Köyü.
54 Arzu Tiryaki, Sipahiler Köyü; Ceyhun Atik, 1986 doğumlu, Aslanlı Köyü.
55 İbrahim Özcan, Aslanlı Köyü.
56 Vahide Yüçetin, Işıklar Köyü.
57 Türk Yolu, sa:453, 27 Çarşamba 1935, s.1
58 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
5
denilen bir kelime vardı. Bek kelimesi köy ve avcılık anlamında kullanılırdı. Beke gitmek köye gitmek ve ava gitmek şeklinde iki türlü algılanırdı. Manav köylerinde eski dönemlerde avcılık yaygın olup, her köyde mutlaka bulunurdu. Ava tek veya toplu olarak gidilirdi.61 Ancak bazen acemi avcıların kendilerini de yaraladığı olurdu.62
Kış aylarında tavşan avı meşhurdu. Beke, çulluk, ördek gibi kuşları avlamak için gidilirdi. Bek avında hayvanın gelişi beklendiğinden biraz hileli olurdu. Karda ise tavşan keklik avı meşhurdu. Tavşan ve keklik avlamak için ayrı ayrı köpekler vardı. Tavşana giden köpek kekliğe gidemezdi. Tavşana giden köpeğin boynuna çıngırak takılır köpek tavşanı bulunca avcıya yaklaştırırdı.
Avcılığa meraktan ve tavşan etinin güzelliğinden gidilirdi. Manav köylerinde tavşan yenilirdi. Grup halinde ava gidildiğinde bir tavşanı iki kişi bulursa ikiye bölüştürülürdü. Eğer grup kalabalıksa bir tane tavşan vurulduysa, tavşan parçalanır o zaman onun yanına et veya tavuk konulurdu. Ancak kuzu ile tavşan karıştırılarak yemek yapılırsa tavşan eti seçilirdi.
. Eskiden tavşan pişirilirken çeşitli yöntemler kullanılırdı. Tavşan tencereye konulur içine soğan ve baharat eklenir, kapağın yanları hamur ile kapatılırdı. Kapağın kenarına konan hamur bir nevi tencerenin düdüklü tencere işlevi görmesine sebep olurdu. Ayrıca hava kaçırmasın diye tencerenin kapağının üstüne taş konurdu. Hamurda patlamalar olursa tencere ocaktan alınırdı. Mesela 1898 doğumlu Ümmü Gülsüm Malakçı bu yöntemle tavşan etini pişirmekteydi.63 Solaklar köyünde ise tavşanı suya koyup kanını akıtırlar ardından haşlayarak fırına verirlerdi.64
Kandıra'da avcılık sık sık yapıldığından evlerde silahlar olurdu. Ancak devletin ruhsatsız silahlar ile ilgili kanun çıkarmasının ardından Kandıra'nın kırsal alanlarına ve mezarlıklara avcılık için olması muhtemel ruhsatsız silahlar ve kurşunlar atılmıştır. Halk cezalardan koktuğu için bu şekilde silahları ellerinden çıkarmıştır. 65
Tütün Kocaeli bölgesinde yaygın olarak yetiştirilen bir üründü.66 Topalar, Sadıklar köyleri de tütün yetiştirilmesi konusunda etkindi.67 Akmeşe Kocaeli'nin güzel ve verimli nahiyelerinden biriydi. Tütünlerinin güzelliği ile meşhurdu. Ayrıca bölgede süt ve peynirin ihracatı yapılmaktaydı. 68 1950'li yıllara gelindiğinde ise bölgede bağcılık ile ilgili gelişmeler artmış ve bağcılığa önem verilmeye başlanmıştı.69 Ancak bir yandan ürünler yetiştirilmeye çalışılırken diğer yandan da dikkatsizlik sonucu yangınlar baş göstermişti. Örneğin Akmeşe köyünde 1981 yılının temmuz ayında çıkan bir yangında 70 ton buğday yanmıştı.70
Manav Evleri
Aile fertlerinin bir arada yaşadığı yapıların günümüzdeki karşılığı olan "ev" Türkçe'nin en eski kelimelerinden biri olup, Türk aile yapısı için oldukça önemlidir.71 Aynı şekilde suyun tüm kültürlerde olduğu gibi Türk kültüründeki yeri, kutsal ve kutsi pınar
59 Türk Yolu, sa:556, 16 Kanunu Evvel 1937, s.1
60 Türk Yolu, sa:808, 12. Kanunu Evvel, 1941, s.1
61 Neslihan Efe, Solaklar Köyü.
62 Türk Yolu, sa: 13.938, 2 Eylül 1982, s.1; Türk Yolu, sa: 12.487, 13 Ocak 1979, s.3.
63 Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü.
64 İsmail Bayram, 1934 doğumlu, Solaklar Köyü.
65 Türk Yolu, sa:13. 13 Ağustos 1981, s.1; Türk Yolu, 22 Ekim 1982, sa:13.977, s.1.
66 Türk Yolu, 6 Mart 1986, s.1
67 İktisadi Uyanış, Şubat 1951, s.20.
68 Türk Yolu, sa: 85618, Temmuz 1941, s.1.
69 Türk Yolu, sa:35752, Haziran 1950, sa: 2.
70 Türk Yolu, sa: 13.603, 27 Temmuz 1981, s.1
71 Tuncer Baykara, "Türk Evinin Günümüze Ulaşan Tarihi Esasları", Tarih Boyunca Türklerde Ev ve Aile Semineri Bildirileri, 25-26 Mayıs 1998, Globus Dünya Basımevi, İstanbul, 2000, s.223.
6
anlayışı Türklerde çok yaygındır.72 Bu çerçevede Kocaeli'ndeki Manav Köyleri de bu anlayış ile su ve dere yataklarının kenarında kurulmuşlardır. Başlangıçta üç ila on hane arasında değişen Manav köyleri, göçlerin etkisi ile zaman ile 30-40 haneye dönüşmüştür.73 Kocaeli bölgesi Osmanlı döneminden itibaren muhacirlerin iskân alanlarından biri olarak kabul edilmiştir. Mesela, Akmeşe köyünde yaşayanların dörde üçünü Yugoslavya ve Kırcaeli'den göçenler oluşturmuştur.74 1950 yılına gelindiğinde de Bulgaristan'dan göçler gerçeklemiş ve göçmenlere yardım kampanyaları düzenlenmiştir.75 1969 yılına gelindiğinde ise Kocaeli'nde köyler göç almaya devam etmiştir.76
Genel itibari ile evler çift katlıdır ve alt katta ahır bulunurdu. Ahır evi oluşturan en geniş alanlardan biriydi.77 Evler oldukça geniş olup 130-140 metre civarındaydı. Manav evlerinin özelliği çandı ağaçlar ile birbirine geçmiş şekilde yapılmalarıydı. Çandı ev çivisiz olarak birbirine geçirilen uzun kütüklerden oluşan bir yapı şeklidir. Özellikle Kuzey Anadolu'da kullanılan bu sistem ormanlık alanların yoğun olduğu bölgelerde yapılmıştır.78
Manav evlerinin alt kısımları yığma tuğladan olup krişler ise odundandır. Ancak çandı evler ağaçtan yapıldığı için avantaj ve dezavantajlara sahiptir. Bu ev türünün dezavantajı zaman geçtikçe organik bir madde olduğundan mantarlar, böcekler ve bazı bitkiler için besin kaynağı ve yerleşim alanı haline gelmesidir. Ayrıca neme ve ıslanmaya bağlı olarak tahtaların şişip küçülmesi çandı evlerin diğer bir olumsuz özelliğidir.79
Evler bir plan dahilinde inşa edilmişti. İkinci kat aile fertlerinin yaşadığı alandı ve dört odaya sahipti. Evin alt katında bulunan ağıl da hayvanlar yaşadığı için sıcak olurdu. Eski Manav evlerinde genel itibari ile her evde ocak olurdu. Ağılın üst katında bulunan odada sıcaklık durumuna göre bir şey yakılmadığı olurdu. Çocuklar küçükse ailelerinin yanında yatardı. Ocağın olduğu oda ısınma, yemek yemek ve oturmak için kullanılırdı.80 Kocaeli Manavlarının evlerinin her odasında banyo yapmak için kullanılan hamamlık adı verilen bölmeler mevcuttu.81
Evlerde bulunan salon kısmına hayat denirdi.82 Hayat tabiri Avanos'un eski evlerinde de aynı şekilde kullanılmaktadır.83 Hayat bütün kapıların açık olduğu yer anlamına gelirdi. Salonda bulunan koltuklar buğday çuvalından yapılırdı. Her evin bir köşesinde var olan unluk mutfak görevi görürdü. Her evde mutlaka dokuma tezgâhı mevcut olup mutfakta ekmek tabaklar bulunurdu. 84
Manavların dışarıya bakan evlerinin camları genelde yukarıya doğru sürgü ile açılmaktaydı.85 Eski Manav evlerinin tepeden bacası veya camı olan iç odalar mevcuttu. Bu odalarda tavanlarda bulunan camlardan az miktarda ışık eve girerdi. İç oda ayrıca soğuklardan
72 Zuhal Kültüral, "Pınar Kelimesi ve Türk Kültüründeki Yeri", Temizlik Kitabı, Ed: Emine Gürsoy Naskali- Salih Mehmet Arçın, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2009, s.422.
73 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
74 Safiye Kıranlar, "İkinci Dünya Savaşı Yıllarında Kocaeli'nin Sosyo-Ekonomik Durumu Üzerine Bir İnceleme", Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, c.3, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2015, s.1154. ss.1151-1181.
75 Türk Yolu, sa:3744, 20 Aralık 1950, s1; Türk Yolu, sa:3752, 29 Aralık 1950, s.1
76 Sesim, yıl:2, c.3, sa:27, 5 Ekim 1969, s.15.
77 Melek Portakal Çeliköz, 1975 doğumlu, Eseler Köyü.
78 Yusuf Burak Dolu, "Kocaeli ve Çevresinde Çandı (Ahşap Yığma:) Teknikle Yapılmış Camiler", Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, c.3, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2015, s.1685.
79 Ramazan Özen, "İnşaat Malzemesi Olarak Ahşap; Avantaj ve Dezavantajları", Anadolu'nun Ahşap Evleri, Ed: Aysun Özköse, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2000, s.6,8.
80 Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü.
81 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
82 Necla Uçak, Konak Köyü.
83 Mehmet Ali Esmer, Avanos'un Eski Türk Evleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1992, s.20. 84 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
85 Melek Portakal Çeliköz, Eseler Köyü.
7
korunaklı olup burada hane halkı toplanırdı. 40 yıl önceye kadar Salılar ve Çuvaşlı gibi köylerde bu evler mevcut iken günümüzde Taşköprü'ye bağlı Aslanlı Köyünde çandı oda adı verilen bu evlerden birkaç tane mevcuttur.86 Bu durum Manavların Eski Türklerin barınakları olan çadır geleneğini kısmi olarak devam ettirdiklerini göstermektedir. Manavların tepeden camlı evlerinin benzerleri XIX yüzyılda Türkistan vahalarında da kendini göstermekteydi.87
Her Manav evinin mutlaka çiçekliği olur, zivane testeresi ile işlenirdi.88 Eğer evin çiçeklik yani sergilik denen kısmındaki çiçeklerin sayısı fazla ve bakımlı ise o evin kızı takdire şayandı ve evlenmek için önemli bir adaydı. Bu durumu bilen köyün kızları çiçek yetiştirme konusunda rekabet halinde olurlardı. Evlerin camlarda en çok kullanılan çiçek türü begonyaydı. Ayrıca sergilik sadece çiçeklerin konulduğu bir alan değildi. Ayrıca burada ceviz, sarımsak, tarhana, yemeklere konan ve kurutulmuş lordan oluşan keş gibi yiyecekler de bulunurdu.89
Durhasan ve Sadıklar köyleri gibi birçok Manav köyünde üretmek çok önemliydi. Evlerin yanında ağıllar olup bu ağılların çevresinde işleri olan insanlar dolaşırdı. Hayvanlar ile uğraşması gerekenler ağılların yanında sürekli hareket halinde olurlardı. Ağılların etrafında sürekli tavuklar dolanır, köpekler yalak adı verilen kaplarda yemeklerini yerlerdi. 90
Türk aile düzenin temel öğelerinden biri aile sofrası olduğu aşikardır. Aile fertleri aynı anda bir bütün olarak sofraya otururdu. Aile sofrası ocağın tam karşısına kurularak aile ile ocak arasında bir ilişki kurulurdu.91 Duvardaki çıkıntıya ocaklık denirdi. Ocak kısmı duvardan dışarıya çıkık bir şekilde olurdu. Saç ayağının üstüne kap-kacak konularak yemek yapılırdı. Çıkıntının önündeki kısmına tuz ve baharatlar konurdu. Ocağın üstüne tüten ateşin isinin dağılmaması için takılan beze yaşmak denirdi. Bu yaşmak doğal iğnelik olarak kullanılmakta üstüne iğne takılmaktaydı.92
Manav evlerinde ağır iş yükünün ve yokluk dönemlerinin etkisinden dolayı pek eşya olmayıp yer sofrası, sini, divan, çöp kilimler, yer yatağı gibi çok az sayıda eşya mevcuttu. Çöp yatağı denen ketenin çöpünden yatak yapılır, orada yatılırdı. Evde ısınmak için yakılan ocağın etrafına toplanan büyükbaba, büyükanne ve çocuklar önlerini ve arkalarını dönerek ısınmaya çalışırdı 93
Manav köylerinin kendine özgü birtakım özellikleri bulunmaktaydı. Köylerde dört-beş evin bir fırının olması dikkat çekicidir.94 Taşköprü'ye bağlı köylerde bir hane fırını kullanmak isterse önüne çalı koyar, diğer haneler o gün için fırını kullanmazlardı.95
En önemli besin kaynaklarından biri olan bulguru öğütmek için herkesin evinde bir bulgur taşı mutlaka olurdu. 96 Eğer bulgur taşı yoksa köyde mutlaka bir dibek taşı bulunurdu. Bulgur kaynatılıp kurutulduktan sonra komşular dibek gününü kararlaştırırlardı. Kaynatılan bulgurun kabuğunun alınması için köyün genç kızları ve erkekleri bir araya gelir ve dibek taşların bulgura vurarak kıvamına getirirlerdi. Dibek taşına bulgur dövülmesi sırasında köy halkı bir araya toplanır, bir yandan işlerini yapar diğer yandan eğlenirlerdi. Bulgur kaynatma,
86 Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü; Neslihan Efe, Solaklar Köyü.
87 Seda Yılmaz Vurgun, "XVIII. Yüzyılın İlk Yarısından XX. Yüzyılın İlk Yarısına Kadar Türkistan'da Kadın", Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, sa:214, 2015, s.6.
88 Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü.
89 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
90 Neslihan Efe, Solaklar Köyü.
91 Bahaddin Ögel, Türk Mitolojisi, c.II, Tük Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014, s.650-51.
92 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
93 Metin Şentürk, İnedikli Köyü.
94 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
95 Arzu Tiryaki, 1985 doğumlu, Sipahiler Köyü.
96 Necla Uçak, Konak Köyü.
8
çamaşır yıkama ve dibek taşında bulgur dövülmesi adeta festival havasında yapılan faaliyetlerdi.97
Her Manav köyünde mutlaka bir köy odası olurdu.98 Eğer köye gelen misafir tanıdıksa evlere, yabancı ise köy odalarına götürülürdü. Köy odalarına yemek yorgan getirilerek misafirin ihtiyaçları karşılanmaya çalışılırdı. Akşamları köy odasında yaş sırasına göre oturulurdu.99 Köy halkı gelen misafirin anlatacaklarını etrafına toplanarak büyük bir keyifle dinlerlerdi. Köye gelen misafir önemli bir isim ise davul zurna ile karşılandığı da olurdu. 100
Manavlar misafirperver bir halktır. Köy halkı dışarıdan birinin geldiğini görürse "misafir kime gelecek?" diye iddiaya girerdi.101 Kapıdan giren herkese, aç olup olmadığı, sorulurdu.102 Misafir eğer kendilerine gelmediyse on dakika bile olsa kendi sofralarına oturtmaya çalışırlardı.103 Misafir için gözleme yapılır, tavuk kesilir, kavurma yapılırdı. Misafir için hazırlanan masadaki yiyeceklerin bol olmasına, masaya konan sininin, kap- kaçağın, sofra bezinin temiz olmasına özen gösterilirdi.104 Her şeyin bol olmadığı zamanlarda bile misafiri en iyi şekilde ağırlamak için ellerinden geleni yaparlardı.105 Akşam saatlerinde yürüyerek yolculuk yapan kişiler köy odalarında kalırlardı. Burada kalacak misafirlerin ısınması için odun getirirlerdi.106
Manavlar arasında misafir ile ilgili bazı sözler mevcuttur. "Misafir on kısmeti ile gelir, sekizi bizde kalır", "bize misafir geldi taş kaldıralım", "sizi hangi rüzgar attı, valla taş kaldırmalı", "dört gözle geleceğinizi beklerdik" gibi sözler sarf ederek, sarılıp zaman zaman sevinçten gözyaşı dökerlerdi. 107 Manavlar sevinçlerini söze değil gözyaşına dökerek duygulanırlardı.108 Misafiri dışarı çıkıp yolcu etmenin diğer bir adı da salavatlama idi. Misafirleri gözden kayboluncaya kadar arkadan beklemeye misafire saldırmak denirdi.109
Manav insanları yerleşik hayatta geçince çile ve sıkıntıları azaldığından sakin bir tabiata bürünmüşlerdi. Manavlar arasında "ne ileri gideceksin ne geri durumu muhafaza etmeğe çalışacaksın" sözü meşhurdur. Manavlar klasik özelliklerinden kolay kolay değiştirmek istemezlerdi.110
Düğünler, Doğumlar, Ölümler
Eski Türklerde bekarlık ayıp sayılır, gençleri evlendirmek sosyal bir görev olarak nitelendirilirdi.111 Kocaeli Manavlarında baba ve annenin görevlerinden biri çocuklarını evlendirmek ve yuva sahibi yapmaktır. Geçmişte evlenme geleneklerinin en canlı şekilde yaşandığı yerler köylerdi. Günümüzde köyler geleneksel özelliklerini büyük çapta yitirmişlerdir. Her yörede olduğu gibi evlilik ritüelleri söz, nişan ve düğünden oluşan üç aşamada gerçekleşmektedir.
97 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
98 Türk Yolu, sa:453, 27 Çarşamba 1935, s.1.
99 Abdullah Köktürk Güvercinler Köyü.
100 Muzaffer Sever, "Gizli Kalmış Güzelliklere Doğru..", s.2, Deli Hasanlar Köyü ve Köylüleri, Türk Yolu, 13 Eylül 1941,sa:902, s.2.
101 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
102 Yaşar Duran, 1938 doğumlu, Küçük Hasanlar Köyü.
103 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
104 Güzide Yüçetin, Çaprazlar Köyü.
105 Cemalletin Özcan, 1961 doğumlu, Aslanlı Köyü.
106 Feruh Yemiş, 1968 doğumlu, Araman Köyü.
107 Metin Şentürk, İnedikli Köyü.
108 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
109 Güzide Yüçetin, Çaprazlar Köyü.
110 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
111 Necdet Sevinç, Eski Türklerde Kadın ve Aile, Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yayınları, İstanbul, 1987, s.69.
9
Kız istemeye büyükler gider, kızlar isteme esnasında evin başka bir kısmında olurdu.112 Kız istemeye çat kapı gidilirdi, bazı köyler de kız verilene kadar bir şey ikram edilmezdi. Kız istemeye erkek tarafı üç-dört defa giderdi. Kız ile erkek tarafının anlaşması ile hediyeleşmenin ilk adımları da atılmış olurdu. Söz günü çember, yazma, bezin nakışlı hali olan mahrama verilirdi.113
Nişanlı kızlar içinde birtakım gelenekler mevcuttur. Nişanlı kız damat adayı ile evlendiği güne kadar görüşmemekteydi. Nişanlı kızlara erkek tarafı birtakım hediyeler götürmekteydi.114 Nişanlı erkek kurban bayramında kız evine kurbanlık koç gönderir, özellikle koçun gösterişli olmasına dikkat edilirdi. Koç süslenir ve erkek tarafının ekonomik gücüne göre koçun alnına altın bağlanırdı.115
Anadolu'nun özellikle Yörük köylerinde düğünden önce düğüne davet niteliğinde hediyeler dağıtılırdı.116 Bu hediyeler Bilecik Yörüklerinde oku adını alırken, Balıkesir, Kadirli ve Sumbas'ta okuntu adını alırdı.117 Kocaeli Manavlarında düğün öncesinde köy sakinlerine ve başka köylere uzun beyaz mumlardan dağıtılır ancak bu hediyeler oku veya okuntu olarak nitelendirilmezdi.118 Düğünlerden önce hısım akrabaya kibrit, bisküvi veya lokum dağıtıldığı da görülürdü.119
Türk düğünlerin de gelinin evinden ayrılacağı güne yakın zamanlarda bir odada çeyiz sergilenirdi.120 Çeyiz serme adeti Manav kültüründe de önemli bir yer tutmaktadır. Çeyiz kızın evleneceği zamana kadar hazırlanan kocasının evine götürdüğü evde kullanmaya yönelik eşyalardı. Çeyiz geleneği yörelere göre değişim göstermekle birlikte temelde büyük bir farklılık göstermemiştir. Çeyiz içi olarak özellikle çeşitli nakışlar, lifler büyük yer tutardı.
Manavlarda çeyiz düğünden bir hafta önce ilk olarak kız tarafında, düğüne bir gün kaç kala ise erkek tarafının kadınlarının görmesi için açılırdı. Çeyiz ipler vasıtası ile duvarlara asılırdı. Çeyiz gelinin ailesinin ekonomik durumunun da bir göstergesiydi. Çeyizin üstüne bohçayı açarken evin bolluk ve bereketini artırmak için çörek otu veya pirinç atılırdı.121 Gelinin çeyizine bakan kadınlar "çeyizi çokmuş", kumaş balyalarını kontrol ederek "ne çok kumaşı varmış" derlerdi. 122
Cuma günü akşamı başlayan düğün pazar akşamı biterdi.123 Cuma günü evlerden çalgıcılar eşliğinde yemek yapabilmek ve yiyebilmek için tabak, kaşık, tencere toplanırdı. 124 Düğün bitene kadar her gün yemek yapılır, gelenlere ikram edilirdi.Komşular tavuk getirerek kızartırlar, arpa şehriye çorbası gibi yemekler yaparlardı. Herkes bir sofrada oturarak, ağaç kaşık ile ortaya konan kaplardan yemek yerdi.125 Düğünden önce Küçük Hasanlar köyünde, içine hiç bir şey konulmayan sadece yağlanan 200 tepsi börek yapılırdı. Hazırlanan börekler
112 Vahide Yüçetin, Işıklar Köyü.
113 Lütfiye Fidan 1950 Doğumlu, Çaprazlar Köyü; Sacide Erdem Solaklar Köyü.
114 Ayla Akay, 1969 doğumlu, Kalburcu Köyü.
115 Metin Şentürk, İnedikli Köyü; Ayla Akay, Kalburcu Köyü.
116 Seda Yılmaz Vurgun, "Dünden Bugüne Bilecik Bölgesinde Yaşayan Yörüklerde Sosyo-Kültürel Hayat ve İktisadi Yapı", Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sa: 63, Erzurum, Eylül 2018, s.597.
117 Vurgun, "Dünden Bugüne", s.597; Gülda Çetindağ, "Kazak Türklerinde Evlilik Sürecinde Hediye", Kültür Tarihimizde Çeyiz, Ed: Emine Gürsoy Naskali-Aylin Koç, Picus Yayınları, İstanbul, 2007, s.222; Azat Kaya, Halk Bilimi, Balıkesir Bir Kentin Kimliği, Balıkesir Rotary Kulübü Yayınları, Ankara, 1997, s.352.
118 Vahide Yüçetin, Işıklar Köyü.
119 Fatma Uçak, Yahyalar Köyü, 1939 doğumlu, Araman Köyü.
120 Kemal Polat, "Kırgız Türklerinde Hediyeleşme", Kültür Tarihimizde Çeyiz, Ed: Emine Gürsoy Naskali-Aylin Koç, Picus Yayınları, İstanbul, 2007, s.201; Sadi Yaver Ataman, Eski Türk Düğünleri ve Evlenme Ritleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1992, s.30.
121 Ayşe Şahin, 1947 doğumlu, Kalburcu Köyü.
122 İftariye Şenyiğit, Küçük Hasanlar Köyü.
123 Cemal Aktay, 1946 Doğumlu, Işıklar Köyü.
124 Mehmet Boztepe 1949 doğumlu, Araman Köyü; İbrahim Özcan, Aslanlı Köyü.
125 Vahide Yüçetin, Işıklar Köyü.
10
çitlere yerleştirilerek bekletilir, düğün günü hazırlanan şerbet böreklerin üstüne dökülürdü. Bazı köylerde de bu börekler şerbetsiz dağıtılırdı.126
Cuma günü kız tarafı erkek tarafına, ardından erkek tarafı da kız tarafına misafirliğe giderdi. Aslanlı köyünde yavukluya gitme adı verilen bu gelenek cumartesi günü gerçekleşirdi. 127 Kız tarafına yavukluya gitmek tabiri Gagavuzlarda nişan için de kullanılan bir tabirdi.128 Kız tarafı erkek tarafına dünürcü olarak gider biz altı koyun istiyoruz derlerdi. Kız tarafı 300- 500 kişilik bir grupla erkek tarafının nasıl hizmet ettiğine bakardı.129 Kız tarafı erkek tarafının yaptığı ağırlamadan memnun kalmazsa kızı vermemek için diretirdi.
Cuma günü yapılan küçük kına için ayrı bir hazırlık yapılırdı. Kına yakılması köy düğün geleneğinde nikah kadar etkili ve önemli bir ritüeldi.130 Kına gecelerini kadın ve erkekler ayrı yaparlardı. Kocaeli'nde kına gecesinin diğer bir adı da dürü gecesi'dir.131 Köylerde küçük kına ve büyük kına olurdu. Küçük kına kadınlar arasında büyük kına erkek kadın karışık yapılırdı. 132
Çaprazlar gibi bazı köylerde gelin kınasının gününü simgelemek için yapılan kına ekmeği perşembeden dağıtılırdı.133 Kızın kınasında komşular yemek yapımına yardım ederdi. Geline kına günü kakül, yani kekil kesilirdi. Gelini elinden tutar içeri getirir oturturlar, yanına da mum koyarlardı. Kınalarda kızlar ve kadınlar kendi aralarında eğlenirlerdi. Kına gecesinde geline çeşitli maniler söylenirdi. Gelin için söylenen manilerden biri şu şekildeydi:
Çam başına kına koydum, yanmadı,
Annesine mektup yazdım gelmedi,
Annem benim döşeğime salladı da el oğluna yolladı, Annem beni güldürmedi gülmesin, 134
Benden başka evlat yüzü görmesin.
Düğün meydanında genelde erkekler oynardı. Kadınlar ise odunluğun üstünde oturarak erkekleri izlerler yada evlerde eğlenirlerdi.135 Dürü düğün hediyesi anlamına gelmekteydi.136 Bilecik Manavlarında olduğu gibi burada da dürü hediyesi olarak kadınlar birçok şey getirirdi. Bu hediyelerden biri de tavuktu.137 Düğünlerde dürü niyetine para veya altın da getirildiği olurdu.138 Hediyeleri kadınlar kadınlara erkekler de erkeklere verirdi. 139
Pazar günü gelin ve damat düğün için hazırlanırdı. Damat için geleneksel damat tıraşı yapılırdı. Tüm ahali köy meydanı veya evin önünde toplanırdı. Berber "ustura kesmiyor!" diye bağırırdı. Berber hediyesini aldıktan tıraşa kaldığı yerden devam ederdi.140
Gelini pazar akşamı evden çıkmaya yakın giydirirlerdi.141 Gelinlerin düğün günü giydikleri kaftan sonradan beyaz gelinliğe dönüşmüştü.142 Kadınlar kendileri için günlük
126 İftariye Şenyiğit, Küçük Hasanlar Köyü.
127 Cemalletin Özcan, Aslanlı Köyü.
128 Güllü Yoloğlu, Türklerin Aile Merasimleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 1999, s.41.
129 Cemalletin Özcan, Aslanlı Köyü.
130 Işıl Altun, Kandıra Türkmenlerinde Doğum Evlenme ve Ölüm, Yayıncı Yayınları, Kocaeli, 2004, s.265.
131 Mehmet Ziya Binler, Dünden Bugüne Türk Düğünleri, Hermes Ofset Yayınları, Ankara, 2015, s.54.
132 Neslihan Efe, Solaklar Köyü.
133 Lütfiye Fidan, Çaprazlar Köyü.
134 Vahide Yüçetin, Işıklar Köyü.
135 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü; Mehmet Yüçetin, 1954 doğumlu, Işıklar Köyü.
136 Asiye Mevhibe Coşar,"Hediye Kelimeleri Sözlüğü", Kültür Tarihimizde Çeyiz, Ed. Emine Gürsoy Naskali- Aylin Koç, Picus Yayıncılık, İstanbul, 2007, 137.
137 Muzaffer Yüçetin, Işıklar Köyü; Seda Yılmaz Vurgun, "Geçmişten Günümüze Bilecik Bölgesi Manavlarının Sosyo-Kültürel Hayatlarının Analizi", Vakanüvi- Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, sa:3, 2018, s.498.
138 Necla Uçak, Konak Köyü.
139 Muzaffer Yüçetin, Işıklar Köyü.
140 Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü.
11
hayatlarında da hiçbir şey yapmazlardı. Gaz yağı ile mumu karıştırıp sobanın üstünde ısıtır ellerine sürerler, günümüzde kullanılan makyaj malzemeleri ve türevlerini bilmezlerdi.143
Pazar günü gelin almaya gidilirdi. Geline düğün boyunca ve sonrasında ne yapması gerektiği konusunda ailenin kadınları telkinlerde bulunurlardı. Gelin evden çıkmadan aile büyüklerinin elini öper onlardan helalık alırdı. Gelin alma kızın baba evinden koca evine götürülmesiydi.144 Gelin alma günün sabahı genç kıza sahanda veya pişmiş yumurta yedirilirdi.145 Geline çok özel bir hazırlık yapılmaz, örtme ile gidilirdi. Ancak Kalburcu gibi bazı köyler de gelin hamamı olur, gelin olacak kız komşuya gider orada yıkanırdı.146
Gelin almaya her tarafı halılar ile kaplı öküz arabası ile gidilirdi. Öküz arabasının her tarafı kapalı olduğundan gelin içinde görülmezdi. Manavlar arasında eskiden yaygın olan ancak günümüzde unutulmuş bir gelenek vardı. Gelinlerin ayakkabılarının içine para konurdu. Konulan bu altını genç akrabalar arasından seçilen sağdıç gelinin ayakkabısının içinden alırdı.147
Gelini almak için sinsine töreni yapılırdı. Atı olanlar düğün evinden kız evine gider, dönüşte erkek evine doğru yarış yapılarak birinci gelene hediye verilirdi.148 Kocaeli'nde de yaygın bir spor türü olan güreş149 Manav düğünlerinde oynan geleneksel oyunlardandı. Sahipleri güreşi kazananlara gömlek ve çevre verirlerdi.150
Türklerin İslam öncesi Şamanist gelenekleri, İslam sonrası dinsel evlenme geleneklerinde gelin, damat evine geldiğinde başına saçı saçılması şeklinde kendini göstermiştir.151 Bu adete benzer olarak Manav kültüründe gelin eve girerken şeker, leblebi veya para atılırdı.152 Damadın güvey gününde arkasından yumurta atıldığı da olurdu.153 Bazı köylerde ise damadın arkasından sopa ile vurulurdu.154
Düğün gününden bir gün sonra duvak günü olarak adlandırılan gelin görmesi yapılırdı.155 Duvak günün diğer bir adı paça günü'dür. Manav düğünlerinde de gelinin başına örtülen al renk, eski Türklerden gelen bir gelenektir. Türk Kültüründe kırmızı rengin kutsiyeti ve yaygınlığı Orta Asya'da yapılan arkeolojik buluntularda da açık olarak görülmektedir.156 Türklerde ruhunun ve güneşin sembolü olan al rengi hem sonsuzluğun hem de mutluluğun işareti sayılmıştır. Bu çerçevede yeni evlenene mutluluk ve saadet getirmesi maksadıyla gelinin giysisinin rengi kırmızı seçilmiştir.157 Al renk ile ilgili başka bir inanış da, Ateş Tanrısı olan "Al" ın kötü ruhları kovması inancıyla ilgilidir.158
141 Lütfiye Fidan, Çaprazlar Köyü.
142 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
143 Lütfiye Fidan, Çaprazlar Köyü.
144 Mehmet Yücetin, Işıklar Köyü.
145 Sacide Erdem, Solaklar Köyü.
146 Ayşe Şahin, Kalburcu Köyü.
147 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
148 Mehmet Memiş 1938 doğumlu, Araman Köyü; Cemalletin Özcan, Aslanlı Köyü; İbrahim Özcan, Aslanlı Köyü.
149 Türk Yolu, sa:487, 5 Ağustos 1936, s.2
150 Mehmet Memiş Araman Köyü.
151 Abdülkadir İnan, Tarihte Bugün Şamanizm Materyaller ve Araştırmalar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2015, 167.
152 Sacide Erdem, Solaklar Köyü.
153 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
154 Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü.
155 Mehmet Memiş, Araman Köyü.
156 Adem Aydemir, Türk Dünyasında Bazı Düğün Terimleri ve Al Duvak Geleneği Üzerine Turkish Studies, vol:8-9, 2013, s.636.
157 Aydemir, "Türk Dünyasında...", s. 637.
158 Aydemir, "Türk Dünyasında...", s. 638.
12
Duvak günü, Uşak'ın Tatar Kasabası, Bolu'nun Dörtdivan, Kayseri'nin bazı yerlerinde de yapılmaktadır. 159 Duvak günü gelin beyaz kıyafet giydirilerek sandalyeye oturtulurdu. Yakın köylerden duvak gününe misafirler gelirdi. Duvak günü yeni evliliklere de vesile olur, anneler buraya geldiklerinde oğullarına kız bakardı.160 Duvak atma hediyeleri Türkiye'de yaygın adetlerdendir. Duvak günü Tokat örneğinde olduğu gibi gelin eline bir miktar buğday alır, tanelerini sağa sola bereket getirsin diye serper, bunları toplayan kişiler bereket getirdiklerine inandıkları buğdayı çuvallara koyarlardı.161 Pazartesi yapılan duvak töreninden sonra pınara gidilir, şerbet içilir, helva yenirdi. Gelin pınarın kenarında köy halkının sıra ile bakraçlarını doldururdu.162
Düğünden sonraki etkinlikler bir süre daha devam ederdi. Düğünden bir hafta sonra börek yeme ziyareti yapılırdı. Yani kız evi erkek evini, erkek evi de kız evini ziyarete giderdi. Bu adetin diğer bir adı da Evirlik'ti.163
Aileler yeni evli çiftlerin bir iki yıl içinde çocuk sahibi olmalarını beklemekteydi. Genç çiftlerin çocuk sahibi olmaları gerektiğini çocuğun aileye bereket getireceğine inanılırdı.164 Türklerin doğacak çocuğun oğlan veya kız olacağına yönelik tahminler Manavlar arasında yaygındı.165 Annenin karnına bakarak çocuğun cinsiyetine yönelik tahminler yapılırdı. Hamile kadın çocuğu sağlıklı ve güzel olsun diye çiçek, gül gibi güzel olan nesnelere bakardı.
Manavlar çocuklarına geleneksel Türk isimlerini vermekte, bu isimler özellikle Gebze bölgesinde olduğu gibi, anneanne, babaanne veya dedelerin isimlerinden seçilmekteydi166 Bebek doğmadan hazırlıklar başlanır, ekonomik şartlar imkan vermese de gömleklerden örtmenin dantellerinden zıbın dikilirdi. Ancak zıbın aile büyüklerinin görmemesi için gece dikilirdi.167
Yeni doğum yapan kadın ilk iki üç gün tarhana çorbası içerdi.168 Doğumdan sonraki kırkıncı gün bebek ve anneye mikroplardan ve ruhi kötülüklerden arınması için kırklama yapılırdı.169 Çocuğun kırkı çıkana kadar yatağının başına makas ardından kapının arkasına süpürge konulurdu.170 Yeni doğan bebek üç kez kırklanırdı. Kırk kaşık su önce çocuk için sonra anne için bir kaba konurdu. İlk önce bebeğe sonra anneye sırayla biriktirilen su dökülürdü. Günümüzde üç kere kırklanma yerine iki kere kırklanma yapılmaktadır. Çocuk doğduktan sonra 20'sinde ve 40'ında yıkanmaktadır. 171
Yeni doğan çocuklarda kırk basmasına engel olmak için dışarı çıkartılan çocuklar selamlaştırılarak eve geri alınırlardı.172 Cenaze geçtiğinde ise yeni doğan çocukları ayağa
159 Altun, "Kandıra Türkmenlerinde Doğum ...", s.305.
160 Neslihan Efe, Solaklar Köyü.
161 Erol Öztürk, "Evlilik Geleneğinde Hediyeleşme: Tokat Hatipli Örneği", Kültür Tarihimizde Çeyiz, Ed: Emine Gürsoy Naskali-Aylin Koç, Picus Yayınları, İstanbul, 2007, s.176.
162 Sacide Erdem, Solaklar Köyü; Lütfiye Fidan, Çaprazlar Köyü.
163 Şükran Şenyiğit, 1967 doğumlu, Küçük Hasanlar Köyü.
164 Yalçın Akaltın, Sakarya Türkmen Manav Folkloru, Beşiz Yayınları, Adapazarı, 2018, s.67.
165 Kadir İbrahimoğlu Kadirzade, Adetler İnançlar ve Türklerin Soy Kütüğü Meselesi, Çev:Ahmet Doğan, Akçağ Yayınları, Ankara, 2005, s,19.
166 Mehmet Güneş, XIX. Yüzyıl Başlarında Gebze (Gekbüzede Nicel ve Nitel Özellikleri: Tereke Kayırlarına Göre), Uluslararası Çoban Mustafa Paşa ve Kocaeli Tarihi-Kültürü Sempozyumu Bildirileri, c.3, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli,2018, s.514. ss.501-535.
167 Lütfiye Fidan, Çaprazlar Köyü.
168 Sacide Erdem, Solaklar Köyü.
169 Aslı Büyük Okutan, "Doğum Sonrası İnanış ve Uygulamalardan Temizlik", Temizlik Kitabı, Ed: Emine Gürsoy Naskali- Salih Mehmet Arçın, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2009, s.13.
170 Ümiye Duran, 1977 doğumlu, Küçük Hasanlar Köyü.
171 Güzide Yüçetin Çaprazlar Köyü; Lütfiye Fidan, Çaprazlar Köyü.
172 Melek Portakal Çeliköz, Eseler Köyü.
13
dikerler, uyursa kaldırırlardı ve bu duruma yaşıt basması derlerdi. Göğsü şişen kadına nazar değdiği düşünülür ve siviş toprağından köstebekleme yapılırdı.173
Erkek çocuklar ilerde asker olacağından güçlü olsun diye iki yaşına kadar emzirilirdi. Emzik olsun diye anneler şekerle ekmek çiğner, bu lokmayı temiz bir tülbentte koyarak bebeğin emebileceği şekle getirip ağzına verirlerdi. Bu emziğe sormuk denirdi. Çocuk da annesi ev veya bağ bahçe işlerini yaparken bunu emerdi. Kandıra yöresine ait Darbuka Çala Çala adlı türküde de annelerin yaptığı ekmek ve şekerden yapılan emzik şu şekilde anlatılmıştır:
Darbuka çala çala,
Çıktım bir kuru dala,
Korkarım dal kırılır,
Yârim ellere kala,
Ördek suya dalmıyor,
Sıddıka eve gelmiyor,
Huysuz oldu bu çocuk,
Şeker sormuk almıyor,
Kırk tepenin tepesi,
Emine'min küpesi,
Emine'm çocuk doğurmuş,
Hatçe abladır ebesi.174
Eski Türklerdeki atalar kültü inancı Kocaeli Manavlarında da etkisini göstermekteydi. Ölmüş ataları anma ve onlara kurbanlar sunma inanç ve adeti, geleneksel Türk dini tarihinin önemli unsurlarından biridir. Ölen ataların ve özellikle babaların ruhlarının geride kalanlara iyilik ya da kötülüklerinin dokunabileceği inancı, onlara karşı duyulan minnet hissi, atalar kültünün temelini oluşturmaktadır.175
Kocaeli Manavlarında atalar kültünün izleri kendini göstermektedir. Perşembe ve pazar akşamı da kutsal olarak görülür, Kur'an okunur cizleme denen krep benzeri küçük hamurlar yapılarak, çocuklara dağıtılırdı. Kutsal gecelerde ve kandillerde yağ kokutma veya saç kokutma yapılırdı. Evin büyükleri "camları aç, kokular duyulsun, ataların ruhuna değsin, ataların ruhu gelsin" derdi. Ölülerin yakınlarından bir şey beklediğine inanılır, bu nedenle evden yayılan yemek kokusu atalara bir mesaj niteliğinde olurdu. Ölülerin yaşayanlardan bir şeyler beklediğine inanılır, bu kokunun üç-dört hanede duyulmasına sağlanırdı. Çocuklar kendilerine bir şey verildiğinde nasıl mutlu oluyorsa atalarında bu şekilde mutlu olacağına inanılırdı.176
Deli Mahmut köyünde ölen kişi rüyada görülürse helva, börek, hamur yapılıp dağıtılırdı.177 Pazar günleri akşamı ölmüşlerin ruhuna gitsin diye helva yapılır, kandil akşamları lokma dağıtılırdı.178 Cuvaşlı köyünde de cuma gecesi ve pazartesi gecesi Kur'an okunurdu.179 Taşköprü'de ölen kişin mezar taşı bir sonraki Kurban Bayramı’nda dikilirdi.180
173 Vahide Yüçetin, Işıklar Köyü.
174 Metin Şentürk, İnedikli Köyü.
175 Harun Güngör, "Eski Türklerde Düşünce, Din ve Bilim", Türkler, c.3, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, s.467.
176 Neslihan Efe, Solaklar Köyü.
177 Nahide Demirel, Deli Mahmut Köyü; Nuray Demirel, Deli Mahmut Köyü.
178 Vahide Yüçetin Işıklar Köyü.
179 Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü.
180 Nahide Demirel, Deli Mahmut Köyü; Nuray Demirel, Deli Mahmut Köyü.
14
Kocaeli'nin birçok yöresinde hayvana da saçı yapıldığı olmuştur. Ölmüş bir yakının gören kimse ertesi gün bir dua okuyarak yakının ruhu için kedi köpek türü bir hayvanı doyururdu.181
Bayramlar, Oyunlar, Eğlenceler
Kocaeli Manavlarında bayramlar büyük bir coşku ve heves ile beklenmektedir. Kurban ve Ramazan bayramları için yapılan hazırlıklar haftalar öncesinde başlamaktadır. Hıdrellez bayramının kutlanması ise köylere göre farklılıklar göstermektedir.
Hıdırellez
Baharın gelişi Türklerde büyük bir coşku ile beklenmektedir. Kocaeli Manavlarının baharın gelişin kutlayan bazı adetleri mevcuttu. Çocuklar yaz başlangıçlarında yumurtayı hanelerden toplayarak satarlar veya kaynatıp yenmesi için dağıtırlardı.182
Baharın gelişini simgeleyen Hıdrellez mayıs ayında kutlanan bir bayramdı.183 Hıdrellez şenliklerine katılmak için Manav köylerinin bir kısmı Karaman’a giderlerdi.184 Diğer bir kısmı da Kocaeli'ne bağlı Bayraktar Köyünde hıdrellezi kutlardı.185 Bu köylerin sakinleri davullar ve zurnalar eşliğinde gelenleri karşılardı.186 Hıdrellez günü sabah erken kalkılırdı. Genelde türbelerin bulunduğu köylerde Hıdrellez kutlamaları yapılır, ağaçların altında toplanılarak evde yapılan veya toplu olarak pişirilen yemekler yenirdi.187
Hıdrellez'den bir gün önce toplanan yumurta ise kaynatılarak kahvaltıda yenirdi.188 Hıdrellez için bulgur pilavı yapılır, koyun kesilir veya hanelerden tavuk toplanırdı. Köy halkı toplanarak yemek yer, birbirlerine şakalar yaparak eğlenirlerdi.189 Bayraktar köyünde ise kazanlarda etli pilav pişirilir gelenlere ayran ile ikram edilirdi. 190
Dereköy'de kadınlar evlerden topladıkları yüzükleri bir maşrapanın içine koyar gülün altına gömerlerdi. Bir kızın başına kırmızı beyaz tülbent ve takarlar ve iplere bağlı olan yüzükleri çektirirlerdi.191 Deli Mahmut, Karaahmetli köylerinde keseye koydukları parayı güle asarlar sabah alırlardı.
Hıdrellezde uygulanan bir başka gelenek de yoğurt yapmaktır. Hıdrellez günü yapılan yoğurdun mayasız bir şekilde tutuğuna ve yıl boyunca hastalıklara iyi geldiğine inanılırdı. Deli Mahmut, Karaahmetli gibi Kocaeli'nin birçok köyünde Hıdrellez gününden başlayarak ertesi gün akşama kadar yıkanılmazdı. Aksi takdirde bu gün yıkanan kişinin benekleneceğine inanılırdı. Düğünler hıdrellez gününe denk getirilmezdi. 192
Hıdrellez'de Manavlar ateşi de kullanırlardı. Eski Türklerde olduğu gibi ateşin hastalıkları tedavi edeceğine inanırlardı.193 Çaprazlar köyünde Hıdrellez’de ateş yakılır "Ağrım sızım gitsin!" denilerek ardından ateşin üstünden atlanırdı.194 Çocuklar hıdrellez günü ellerine tavuk alıp ateşin üstünden geçmeye çalışırlardı.195
181 Yaşar Kalafat, "Kocaeli Halk İnançlarında Yaşamakta Olan Mitolojik Bir Kavram Sahiplik", Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, c.3, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2015, s.1743.
182 Mehmet Memiş, Araman Köyü.
183 Tuncer Baykara, Türk Kültürü, IQ Kültür Yayıncılık, İstanbul, 2005, s.307. 184 Güzide Yüçetin Çaprazlar Köyü.
185 Türk Yolu, sa: 15.053, 1 Mayıs 1986, s.1
186 Türk Yolu, sa. 15.057, 6 Mayıs, s.1.
187 İftariye Şenyiğit, Küçük Hasanlar Köyü.
188 Sacide Erdem, Solaklar Köyü; Nahide Demirel, Deli Mahmut Köyü.
189 Sacide Erdem, Solaklar Köyü.
190 Türk Yolu, sa: 15.053, 1 Mayıs 1986, s.1 ; Yaşar Duran, 1938 doğumlu, Küçük Hasanlar Köyü.
191 Nahide Demirel, , Deli Mahmut Köyü; Nuray Demirel, Deli Mahmut Köyü; "Kaya, Halk Bilimi", s.360. 192 Nahide Demirel, Deli Mahmut Köyü; Nuray Demirel, Deli Mahmut Köyü.
193 Bayat, "İslam Öncesi Orta Asya..." s.814.
194 Güzide Yüçetin, Çaprazlar Köyü.
195 Nahide Demirel, Deli Mahmut Köyü; Nuray Demirel, Deli Mahmut Köyü.
15
Hıdrellez kutlamaları ticaretin canlanmasına da vesile olurdu. Akmeşe köyünde ocaklar panayırı olurdu. Hıdrellez günü ticaret hacmi artardı. 25-30 kilo yük iki-üç saatlik mesafeye gidilerek satılırdı.196
Hıdrellezde uygulanan bir diğer uygulamada kurguk adını verdikleri yumurtlamak üzere olan tavuklarla ilgiliydi. Kurguk olarak adlandırılan hayvanın yumurtalarından biri boşaltılır içine demir konurdu. Başka bir uygulamada ise Kurguk ile yumurtalar arasına iki demir sokulur böylece hıdrellezin onları çarpması önlenirdi.197
Kurban ve Ramazan Bayramları
Bayramlaşma adetleri kendine özgü bir yapı arz etmekteydi. Bayramın her günü divanlara bağlı olan köyler bir köye gitmekteydi.198 Mesela, Kandıraya bağlı Mülküşehsuvar divanına bağlı Tekeler, Çaprazlar, İnanlar, Hıdırlar, Yukarı Köy, Solaklar adlı altı köy bulunmaktaydı. Bayram zamanlarında altı köy birbirine bayrama giderdi. Kandıra'da bazen öğlene kadar bir köy ardından öğleden sonra bir köyde bayram olurdu. İlk gün bayram Tekerler, Yukarı Köy, 2. gün Solaklar, Çaprazlar, 3. gün ise İnanlar, Hıdırlarda olurdu.199 Diğer bayramda zamanı geldiğinde bu sefer kutlamalar tersten başlardı. 200
Bayram günlerinde öğle saatlerinde (genelde saat bir gibi) köylerin kızları alaylı eğlencesini yaparlardı. Belli bir alanda toplanıp selamlaştıktan sonra diğer köylere giderlerdi.201 Bayramda gezen çocuklara şeker verilirdi.202
Kurban Bayramı arifesinde köylü kendi içinde hayır yapardı.203 Hayır amacı ile köy adına ortaklaşa yemek vermeye Köy Hayrı denilmektedir. Hayır gününe köyün büyükleri bir araya gelerek karar verirdi. Eksik kap-kaçak ihtiyacı başka evlerden toplanırdı. Köyün kadınları bir araya gelerek pirinç, bulgur ayıklar, kazanlarda pilavlar, tavuklar veya etler pişirirdi. Hayır yemeği her köyde yapılmaz, genelde türbelerin olduğu köylerde yapılırdı. 204
Erkekler bayram sabahı kalkar namaza giderdi. Bayram günü erkekler caminin önünde toplanırdı.205 Kadınlarda yemek yapar camiden çıkan erkekler için kahvaltı hazırlarlardı. Bayram günü herkes üstüne düşen vazifeyi yapardı. Kurban ve Ramazan bayramları için özel yemekler pişirilirdi. Kurban Bayramı’nda et yemekleri ağırlıkta olurken, Ramazan Bayramı’nda yöresel yemekler daha çok ön plana çıkardı. Vazgeçilmez bayram yemeklerinden biri tavuk etinden yapılmış keşkektir. Bayramlarda yapılan yemekler pirinç ve bulgur konulan beyaz lahana dolması, fasulye ve nohuttur.206 Bayramlarda ayrıca cevizli, tarçınlı lokum pişirilirdi. 207 Cevizli tarçınlı lokum Bilecik ve Bursa bölgesinde de yapılmaktadır.208 Ancak bu lokmanın özü sade cevizlidir. Bayramlarda bir tepsi lokma ve helva yapılır, dağıtılırdı. Bayramlarda yapılan tatlılar ise kabak tatlısı ve sütlaçtır. 209
Bayramlarda güreş oynanır, salıncak kurulur, tef eşliğinde kadınlar eğlenirdi. Bayramlarda kadınlar arasında eğlenilirken çeşitli maniler söylenirdi. Bunlardan biri gelin alma ile ilgiliydi.
196 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü. 197 Ümüye Duran, Küçük Hasanlar Köyü. 198 Cemalletin Özcan, Aslanlı Köyü.
199 Lütfiye Fidan, Çaprazlar Köyü.
200 Metin Şentürk, İnedikli Köyü.
201 Sacide Erdem, Solaklar Köyü.
202 Mehmet Uçak 1938 doğumlu, Araman Köyü.
203 Ceyhun Atik, Aslanlı Köyü.
204 Arzu Tiryaki Sipahiler Köyü; Ceyhun Atik, Aslanlı Köyü.
205 Cemal Aktay, Işıklar Köyü.
206 Güzide Yüçetin, Çaprazlar Köyü; Fatma Uçak, Araman Köyü.
207 Necla Uçak, Konak Köyü.
208 Aziz Elbas (Ed), Bursa Köylerinde Ekimden Hasatta, Hasattan Sofraya Yemek ve Mutfak kültür-1, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Bursa, 2014, s.109.
209 Necla Uçak, Konak Köyü.
16
Alaylı bulaylı, ter topalı ne istersin ne istersin bizim alaylı,
Şura da bir güzel var onu isteriz o güzelin adı ne bize bildirin,
O güzelin adı ...... hanımdır, nazlım nazlımdır kendisi gidemez,
Çeyizsiz çimensiz biz kızı vermeyiz, çeyizlen çimenle biz kız alırız,
Davulsuz zurnasız biz kızı vermeyiz biz kızı almayız.210
Ramazan ayının en güzel adetlerinden biri de davulcuların insanları davul ve manilerle
uyandırmasıdır. Ramazanın ardından davulcular üç defa bahşiş toplardı. İlk bahşişe ramazan karşılama, ikinci bahşişe ramazan ortası, üçüncü bahşişe ramazan sonrası veya bayram namazı denilirdi.211 Davulcuların halkı uyandırırken zamana uyamadıkları haller de olmuştur. Hatta bazen davulcuların 1-2 saat öncesinde davul çaldıkları için erken kalkan sakinlerin tepkisi gazetelere yansımıştır.212
Bazı Manav köylerinde bayramlar genç kızlar ve erkekler için hayırlı tanışmalara vesile olurdu. Bayramlar ve düğünlerde kızların bir ablası olurdu. Köyde bulunan belirli bir yolun bir kenarında kızlar bir kenarında erkekler olur, yol boyunca bazı gençler yürüyerek konuşurlardı. Özellikle Taşköprü'de bu durum yaygındı. Kayıklar köyünde yolda gezme adeti gelişmiştir. Bu faaliyetin bayramın hangi günü olduğu köye göre değişirdi.213
Aşure günüde özellikle Taşköprü bölgesinde özlemle beklenirdi. Aşurenin yapıldığı ilk gün özellikle bol bol aşure dağıtılırdı. Aşure dağıtıldığında herkes tencere çıkartırdı. Dibek taşlarında harman sonu dövülen buğday ile aşure yapılırdı.214
Med, turunç, çelik çomak, dokuz taş, oyunu çocuklar ve gençler arasında yaygın olan oyunlardandı.215 Kışın kayık dedikleri kızak ile kayılırdı. Çavuşlu ve Aslanlı köylerinde babalar ağaçtan kızak yapma işi ile ilgilenirlerdi.216 Kayık denen kızaklar bir örftü ve her evde bulunurdu. Kızaklar kayılmadan önce daha iyi kayması için kırağıya bırakılırdı. Büyüklük küçüklüklerine göre hız oranı değişirdi. Kızak kaymayı 25 yaşına gelene kadar çocuklar gençler toplu olarak yapardı. 217
Ocaklık, Hekimlik ve Hastalıklar
Ateş kültü, aile ocağı ve atalar kültü birbirleriyle yakından ilgilidir. Her biri diğerinin tamamlayıcısıdır. Ocağın tütmesi, ateşin devamlı şekilde yanması, ataların o ocakta, o yurtta, o çadırda devamlı şekilde bulunması demekti. Ataların canları, ocağın ateşi içinde tecelli ederdi. Atalarla temasta olmanın bir vasıtası da ocak ve ateşti.218 Orta Asya'dan Anadolu'ya kadar Türk kültürünün hâkim olduğu bölgelerde ocaklık kültünün varlığı dikkat çekmektedir. Bu uygulama anneden-kıza, babadan-oğulla, eğer evlat yoksa bir yabancıya el vermek şeklinde gerçekleşmekteydi. 219 Ocaklı diye nitelendirilen kişiler belli hastalıkları tedavi gücüne sahip insanlardı.220
Kocaeli bölgesinde hastalıkları tedavi eden kişiler genelde kadındı. Kadın ve çocuklara zaman zaman erkeklerin de baktıkları olurdu. Tedavi yöntemleri hastalığın türüne göre
210 Güzide Yüçetin, Çaprazlar Köyü.
211 Türk Yolu, sa: 15.078, 30 Mayıs 1986, s.1.
212 Türk Yolu, sa: 15.078, 30 Mayıs 1986, s.1.
213 Neslihan Efe, Solaklar Köyü; Metin Şentürk, İnedikli Köyü.
214 Arzu Tiryaki, Sipahiler Köyü; Ceyhun Atik, Aslanlı Köyü.
215 Cemal Aktay, Işıklar Köyü; Muzaffer Şengül 1953 Doğumlu, Işıklar Köyü; İsmail Bayram, Solaklar Köyü; Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü; Burak Akay, 1995 doğumlu, Yarımca Köyü.
216 Cemalletin Özcan, Aslanlı Köyü; İbrahim Özcan, Aslanlı Köyü; Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü.
217 Fehmi Malakçı, Çavuşlu Köyü.
218 Eyüp Akman, "Türk Halk Hekimliğinde Ocaklı Geleneği ve Safranbolu'daki Ocaklar", Kastamonu Eğitim Dergisi, c.15, No:1, Kastamonu, 2007, s.393.
219 Aktaş, "İzmit Sancağı'nda Yaşayan...", s.1875.
220 Ahmet İçli, "Türk Kültüründe Ocak Anlayışı ve Ergani Deringöze Köyündeki Bir Ocaklı Aile", Mavi Deniz, sa:18, s.97.
17
değişmekteydi. 221 Tedavi açısında doğanın yapısında var olan bitki ve hayvanlar kullanılmıştır.222
Yılancık hastalığının tedavisinde küçük yılancık taşları çocuğa tükürük ile yapıştırılır, Vücudunun hangi bölgesinde en çok taş kalırsa çocuğun sıkıntısının orada olduğuna inanılırdı. Köstebekleme, lazlama veya yakma denilen yöntemler hastalıkların tedavisinde kullanılırdı.223
Manavlarda ocaklıların yaptığı köstebekleme tedavisi Türkiye'nin başka bölgelerinde de birtakım farklılıklar ile kendini göstermektedir. Çıbanın tedavisinde köstebek ayağı, ateş kültü ve çıban olan bölgeyi çizme temel öğelerdendir. Çıbanın üstüne özel siviş torağı sürülür biraz bekletilir, ardından kurutulmuş köstebek ayağı ile bu bölge çizilirdi. 224 Siviş çandı evlerde böceğin yuva yaptığı yerlerdeki kozadan alınırdı.225 Ancak bazı köylerde siviş toprağının veba gibi salgın hastalıktan öldüğüne inanılan kişinin mezarından şifa bulmak için alındığına da inanılırdı. Tedavinin diğer bir aşamasın da ise çıbanlı bölgenin üstüne bez konulur ve üzerinden ateşi gezdirilir bu şekilde külün yara üstüne düşmesi sağlanırdı. Bu yöntemle çıban küçülür katılaşırdı.226
Safranbolu'da yapılan çizdirme ocağında ise çıban, kesilmeden önce bıçakla çizilir ve üzerinde yumurta gezdirilirdi. Evin ocağından alınan kül, yaraya sürülürdü. Bu işlemler yapılırken ocaklı kadın, sürekli içerisinden dua okurdu. Sonra bu yumurtayla beraber hastaya biraz da kül verilirdi. Bu yumurtayı herhangi bir tarladaki köstebek yuvasına gömesi istenirdi. Külü ise hasta yedi gün ocakçının tarif ettiği şekilde yaraya sürerdi.227
Bu iki örnekten anlaşılacağı gibi hastalıkların tedavisinde köstebek kullanımı sembolik gibi görünmektedir. Halk arasında köstebeğin ayaklarının bir şifa barındırdığından dolayı kullanıldığına inanılmaktadır. Ancak yapılan çalışmalarda köstebeğin uzuvlarının yanında sadece mezarının da kullanılması, bu durumun sembolik bir yanı olduğunu düşündürmektedir. Bu durumu da köstebeğin dünya ve Türk mitolojisindeki yerinde aramak faydalı olacaktır. Bir zamanlar insan olan köstebek Tanrı’nın istemediği ya da topluma zarar verecek davranışlarından dolayı ceza alarak yer altına gönderilerek erlik ile ilişkilendirilmiştir. Efsanede Erlik ile bağı kurulan köstebek insanî varlık dünyasını terk ederken bu dünyaya ait özelliklerini de bırakarak gitmiştir.228 Köstebek ceza alıp yer altına gönderilse de yeryüzüne tüneller aracılığıyla çıkmaktadır. Köstebek ocaklarında boğarak can alma sembolik olarak bu dünya ile öteki dünya arasında bir güç elde edişi simgelemektedir.229 Köstebeğin tedavide kullanılması ile bu hayvanın sembolik olarak gücünün ele geçirilmesi amaçlanmaktadır
Manavlar hastalıkların tedavisinde köstebek yanında toprağı da kullanmışlardır. Yakutlar gibi çeşitli Türk toplulukları toprağın iyileştirici vasfını kullanmayı da ihmal etmemişlerdi.230 Halk hekimliğin de toprak kullanılan temel öğelerdendi ve hastalıkları iyileştirme konusunda Manavlar arasında yaygındı. Köstebeğin sembolik gücünü şifa niyetine kullanmakta ve toprağın iyileştirici gücü ile birleştirmekteydiler.
Hasta iyileştirme konusunda mahir olan kişiler sulu bir deri hastalığı olan temreyi tedavi etmeye çalışmışlardı. Temre eski Türklerde de bu ad ile anılırdı.231 Hatta dönem
221 Arzu Tiryaki, Sipahiler Köyü.
222 Ali Berat Alptekin, Türk Halk Hikayelerinde Halk Hekimliği, Milli Folklor, yıl:22, sa:86, 2010, s.5-19.
223 Melek Portakal Çeliköz, Eseler Köyü.
224 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü; Melek Portakal Çeliköz, Eseler Köyü.
225 Lütfiye Fidan, Çaprazlar Köyü.
226 Abdullah Köktürk Güvercinler Köyü; Melek Portakal Çeliköz, Eseler Köyü.
227 Akman, "Türk Halk Hekimliğinde Ocaklı ..", s.397.
228 E.l. lvova,-İ.V. Oktyabrskaya-A.m. Sagalayev-M.S. Usmanova, Güney Sibirya Türklerinin Geleneksel Dünya Görüşleri: İnsan ve Toplum, Kömen Yayınları, 2013, s.71.
229 Ayşe Uğureli, "Anadolu Halk Hekimliğinde Köstebek Kullanımı ve Köstebek Ocaklarının Mitolojik Yansımaları", c.6, sa.16, 2019.
230 Bahaddin Ögel, Türk Mitolojisi, c.II, Tük Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014, s.341-342.
231 Bayat, "İslam Öncesi Orta Asya...", s.817
18
insanları hastalığa iyi gelmesi umuduyla "Git temre, pis temre, puh temre" gibi sözler sarf ederlerdi. Arpacığa it dirseği denilir ve bu hastalığı tedavi edebilmek için evin ilk kızının birisinden el alması gerekliydi.232
Kurşun dökme işlemi Manav köylerinde yaygın bir gelenektir.233 Kurşun dökülmesi genel itibar ile aynı olmasına rağmen köyden köye ufak çaplı farklılıklar göze çarpmaktadır. Kurşun kaynatılır bir suyun içine konurdu. Kurşun dökülecek kişinin başından aşağı bir çarşaf serilirdi. Kurşunun içinde bulunduğu su, baş, göbek sonra ayağa doğru dökülmektedir. Kurşunlu sudan üç yudum alınarak, kabın içinde kalan son suya ise soğan ekmek tarzı şeyler konularak sokağa dış kapının önüne serpilirdi.234
Manavlar genel Türk toplumu inanışlarından bazı davranışları yapmamaya dikkat ederlerdi. Gece ıslık çalmamak, gece tırnak kesmemek, saçları ve tırnakları camdan dışarı atmamak bunlara örnek teşkil eden davranışlardır. 235 Çatlak tabak dan yemek yenilmez, su içilmez, çatlağın içine şeytan sürter (girer) denirdi.236
Taşköprü bölgesinde gelincik düğünü adında bir gelenek mevcuttur. Tavuk yumurtlarken çıkardığı guk guk sesi nedeniyle kurguk ismini almıştır. Kurguk tavuğunun civcivleri gelincik tarafından boğulmaya başlanırsa gelincik düğünü yapılırdı. Gelincikler civcivi boğmasın diye ellerine oklava ve börek açılan yağsıc adı verilen geniş tahtayı alırlardı. Eğer yapan kadın ise başına al çember koyarak yanına iki çocuk alarak yola doğru giderdi. Köylüden soran olursa gelini düğüne götürüyoruz derlerdi. Ellerindeki aletleri vura vura hedef seçilen bölgeye götürür hiç arkalarına bakmadan dönerlerdi. Dönmüş olduklarında evlerini veya ahırlarını basan gelincikler gitmiş olurdu. Çocuklara gelincik düğünü için teneke çaldırırlardı. Kurguku kimse rahatsız etmez "kurguk orada rahatsız etme!" denirdi.237 Ancak gelincikleri kovmanın bir diğer adeti de Küçük Hasanlar köyünde olduğu gibi kümesin etrafına kırmız kumaş sermektir.238
Korkan insanları içinde bulundukları olumsuz duygu halinden çıkarmak için korkuluk alma yapılırdı. Korkuluk almada dualar okunarak baştan başlayarak ayağa kadar vücuda avuç içine alına mendil un gibi maddeler eşliğinde değdirilirdi.239 Bilecik Yörükleri korkuyu gidermek için yaptıkları ritüelle dalak kesme derlerdi.240
Kocaeli yoğun insan hareketleri nedeni ile salgın hastalıklardan da büyük ölçüde etkilenmiştir. 241 Kolera, sıtma, tifo, su çiçeği bölgede görülen hastalıklardandı. 242 Bölgede XIX. yüzyılda aşılama ve karantina gibi tıbbi teknikler kullanılmıştı.243 Özellikle sıtma ve kolera 1950 yıllarda kendini hissettirmişti.244
232 Neslihan Efe, Solaklar Köyü.
233 Sacide Erdem, Solaklar Köyü.
234 Ayşe Şahin, Kalburcu Köyü.
235 Melek Portakal Çeliköz, Eseler Köyü. 236 Metin Şentürk, İnedikli Köyü.
237 Ceyhun Atik, Aslanlı Köyü; Nahide Demirel, Deli Mahmut Köyü. 238 İftariye Şenyiğit, Küçük Hasanlar Köyü.
239 Fahriye Dilemen, 1943 doğumlu, Dere Köyü.
240 Vurgun, "Dünden Bugüne Bilecik...", s.595.
241 Cebrail Yılmaz, Aslıhan Apınar vb., Başbakanlık Osmanlı Arşiv Belgelerine Göre İzmit'te Salgınlar ve Karantinalar, Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, c.3, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2015, s.947.
242 Müesser Özcan, Rahime Aydın Er, "XX.Yüzyıl Başlarında Salgın Hastalıklarla Mücadele de Aşı Çalışmaları", Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, c.3, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2015, s.956, 958, ss.955-963; Türk Yolu, sa.15.074, 26 mayıs 1986, s.1; Türk Yolu sa: 802, 7 2. kanun 1941, s.3; Türk Yolu, sa:905, 17 Eylül 1941, s.1
243 Özcan, "XX.yüzyıl....", s.956, 958.
244 Türk Yolu, sa: 3700, 29 Ekim 1950, s.2.
19
El Sanatları 245
Ketenin ilk ekim zamanı ağustos, ikinci ekim zamanı ise eylüldür.
yağı, çöpü başta olmak üzere her şeyinden her şekilde faydalanılan önemli bir üründür.246 Ketenlerin sapları toplanarak bağlanır, on gün boyuca derede bekletilirdi. Dereden çıkan keten iki tahtanın arasında yuvarlanır böylece sarı kamışın içindeki çöpleri temizlenirdi. Sarı kamış ayrı bir yere alınır, tutam tutam taranarak iplik yapılırdı. Manav halkı giyinmek evde kullanmak için gerekli olan bez, giyecek, çarşaf gibi eşyaları bu şekilde dokurlardı.247
Özellikle Kandıra ketenleri dikkate değerdir.248 Keten üretimi Kandıra'da öyle bir boyuta gelmiştir ki Kandıra keten sanayisi kurulmuş ve sermayesi her geçen gün artmıştır.249 Devlet Kandıra'daki ketenciliği geliştirmek adına Şubat 1941 yılında Kandıra'da keten dokumacılığı kursu açmış, çok sayıda kadın ve erkek üç dönem devam eden kursa katılmıştır. Ayrıca kursu başarıyla bitirenlere tezgâh hediye edilmiştir.250 Keten tarımı Türkiye'de 1959'a kadar gelişme halinde olmuş ancak yapay lif üretimine bağlı olarak 1970 yılından sonra gerileme göstermiştir.251 1978 yılına gelindiğinde ise sektörleşme kendini iyice göstermiş Kandıra'da keten fabrikası kurulmuştur.252
Ketenin çöpünden halı dokunmasında oldukça yaygındı. Manav köylerinde çocuklar, genç kızlar, kadınların hepsi kilim dokumayı bilirdi. Boyalar köylere gelen seyyar satıcılardan alınırlardı. Halılarda birçok renk ve desen kullanılırdı. Kırmızı, sarı, mavi kilim dokumada yoğun kullanılan renklerdi.253
İzmit'te ipek böcekliliği oldukça yaygın olup,254 Kocaeli'nin Hereke bölgesi ipek el halı dokumacılığı ile çok tanınan bir bölgeydi. 255 Kandıra'da ipek böcekçiliğinin geliştirilmeye çalışıldığı yerlerdendi. İlçe merkezi ve köyleri ipek böcekçiliği ve kozacılık uygulaması adına pilot bölge seçilmişti.256 Taşköprü'de ipek böcekçiliği ve dokumacılığı adına önemli olan diğer bir bölgeydi. Her evin yanında dut ağacı olur, ipek böceği yetiştirilir, ipekten ip eğrilerek halı dokunurdu.257
Sonuç
Manavların bir ırk veya topluluk olarak anılması, Manav tabirinin tam olarak anlaşılmaması nedeniyledir. Manavlar öz Türklerin ta kendisidir. Yerel anlamda bir değişin eseri olarak kullanılmaya başlayan bu tabir, bir ırk veya topluluğu değil, bölgede yüzyıllardır yaşayan yerleşik Türk toplumunu simgelemektedir.
Manavların Kocaeli şehrinin tarihi dokusu ve kültürel zenginliğine büyük katkıları bulunmaktadır. Neşeli, sakin ve uyumlu bir yapı gösteren Manavlar bölgenin en sevilen ahalilerindendir.
Kocaeli Manavları diğer şehirlerde yaşayan Manavlar ile karşılaştırıldığında kısmi benzerlikler mevcut olmak ile birlikte kendilerine özgü bir takım kültürel öğeler
245 Türk Yolu, sa:543, 16 Eylül 1937, s1; Türk Yolu, sa:837, 13 Mayıs 1941, s.3. 246 Türk Yolu, sa:906, 18 Eylül 1941, s.1; İbrahim Özcan, Aslanlı Köyü.
247 İftariye Şenyiğit, Küçük Hasanlar Köyü; Lütfiye Fidan, Çaprazlar Köyü.
248 İktisadi Uyanış, Şubat 1951, ss.26-27.
249 Türk Yolu, sa: 15.098, 26 Haziran 1986, s.1; Türk Yolu, sa: 13.062, 25 Temmuz 1981, s.3; Türk Yolu, sa:845, 10 Haziran 1941, s.1.
250 Türk Yolu, sa:810, 7 Şubat 1941, s.1, Türk Yolu, sa:839, 20 Mayıs 1941, s.2.
251 Ceyhun Berkol, Geçmişten Günümüze Anadolu'da Keten Dokumacılığı, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü, Tekstil Ana Sanat Dalı, İstanbul, 2008, s.114.
252 Türk Yolu, 6 Mart 1978, sa:12.137, s.1
253 Vahide Yüçetin Işıklar Köyü; İftariye Şenyiğit, Küçük Hasanlar Köyü.
254 Abdullah Köktürk, Güvercinler Köyü.
255 Türk Yolu, sa: 15.098, 26 Haziran 1986, s.1.
256 Türk Yolu, sa:451, 13 İkinci Teşrin, 1935, s.3.
257 Nuray Demirel, 1964 doğumlu, Deli Mahmut Köyü; Arzu Tiryaki Sipahiler Köyü; İbrahim Tiryaki, 1981 doğumlu, Oruçlar Köyü.
Keten tohumu
20
barındırmışlardır. Bu durum özellikle bayramlarda kendini göstermiştir. Bir divana bağlı olan köylerde her gün bir veya iki köyde bayram yapılır, bütün köyler bayramın yapılacağı köye toplanırdı. Bu bayramlaşma geleneği çok nadir tespit edilmiş bir gelenek olması ile dikkat çekmektedir.
Bölge Manavlarının kendilerin has özelliklerinden biride fırınlardı. Her köyde dört veya beş evin ortak fırını olur ve kullanım hakkı için önlerine çalı dikilirdi. Tarım ile uğraşan Manavların evinde dibek taşı onları simgeleyen diğer bir önemli unsur olması ile dikkat çekmiştir.
Çok zengin bir yemek kültürüne sahip olmaları da Manavların şehre kattıkları kültürel değerler açısından önem arz etmektedir. Mancarlı Pide, çiğce, tavuklu keşkek, sütlüce, dartı gibi yiyecekleri ile bölge lezzetlerine ciddi katkıda bulunmaktadır.
Manavların söz, nişan ve düğün gibi evlilik geleneği ile ilgili uygulamalarına bakılacak olursa Anadolu kültürünün geneliyle ve gerek İslâmî dönem gerekse öncesi olmak üzere, Türk tarihi boyunca uzanan tarihî kültürel kökenleriyle belirgin bir bütünlük gösterdiğini ifade etmek faydalı olacaktır.
Bölge Manavları ile ilgili bir diğer tespitte hıdrellez bayramı ile ilgilidir. Yapılan saha çalışmalarında hıdrellezin Kocaeli Manavları arasında yapılmadığı dile getirilmiş olsa da 75 yaş yukarısı Manav büyükleri hıdrellez şenliklerinin hatırladıklarını belirtmişlerdir. Köylerin büyükleri hıdrellezde toplu yemek yenildiği ve ateşten atlanıldığına dair anılarını sık sık nakil etmişlerdir.
Kocaeli'ndeki Manav köylerinin boşalması da önemli bir sorun olarak kendini göstermektedir. Kocaeli bölgesinde çok sayıda Manav köyünde yaşayan halk şehre göç etmiş bu durumda köylerin boşalma durumuna gelmesine neden olmuştur. Manav köylerinin boşalmasında 1960'lardan sonra devletin uyguladığı şeker pancarı kotası etkili olmuştur. Fazla ürettiği şeker pancarını satamayan köylü üretimi bırakmıştır. Okumak için köylerden şehre gidilmesi de köylerin boşalmasında etkili olan diğer bir etkendir.
Manavlar köy yaşamının eksikliğin her geçen gün artan şekilde hissetmeye başlamışlardır. Eski dönemlerde gerekli besinleri köylerinden elde edebilmekte ve fabrikalarda çalışmak onlar için yeterli olmaktaydı. Ancak zorlu yaşam koşulları girişken bir yapıya sahip olamayan Manavları bir değişim sürecine itmiş ve bu doğrultuda şehir içerinde söz sahibi olabilmek için faaliyetlerini hızlandırmışlardır.
Manavların örfleri, adetleri, gelenekleri ve göreneklerinde, Orta Asya'daki Türk kültürünün izini sürmek mümkün olmaktadır. Özellikle Türk kültüründe kendini gösteren ocaklıdan, aile hekimliğine, saçı geleneğinden, Türk çadırlarına varana kadar kadim ana
yurdun izlerini tespit etmek mümkündür.
21
Kaynakça
Akalatın, Yalçın, Sakarya Türkmen Manav Folkloru, Beşiz Yayınları, Adapazarı, 2018.
Akman, Eyüp, "Türk Halk Hekimliğinde Ocaklı Geleneği ve Safranbolu'daki Ocaklar", Kastamonu Eğitim Dergisi, c.15, no:1, Kastamonu, 2007, ss. 393-400.
Aktaş, Ali, "İzmit Sancağı'nda Yaşayan Manavlarda Halk Hekimliği ve Ocak Kültü", Uluslararası Çoban Mustafa Paşa ve Kocaeli Tarihi-Kültürü Sempozyumu Bildirileri, c.3 Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2018, 1875-1904.
Alptekin, Ali Berat, "Türk Halk Hikayelerinde Halk Hekimliği", Milli Folklor, yıl:22, sa:86, 2010, ss.5-19.
Altun, Işıl, Kandıra Türkmenlerinde Doğum Evlenme ve Ölüm, Yayıncı Yayınları, Kocaeli, 2004.
Bayat, Ali Haydar, "İslam Öncesi Orta Asya Türk Dünyasında Tababet", Türkler, c.3, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, ss. 808-828.
Baykara, Tuncer, "Türk Evinin Günümüze Ulaşan Tarihi Esasları", Tarih Boyunca Türklerde Ev ve Aile Semineri Bildirileri, Globus Dünya Basımevi, İstanbul, 2000, ss.223-228.
Baykara, Tuncer, Türk Kültürü, IQ Kültür Yayıncılık, İstanbul, 2005.
Berkol, Ceyhun, Geçmişten Günümüze Anadolu'da Keten Dokumacılığı, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü, Tekstil Anasanat Dalı, İstanbul, 2008.
Bilge Şehir Kocaeli Yemekleri, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2018.
Binler, Mehmet Ziya, Dünden Bugüne Türk Düğünleri, Hermes Ofset Yayınları, Ankara, 2015.
Yıldız M. Cengiz - Gündüz Mustafa, Komşuluk Kültürü, Nobel Yayınları, Ankara, 2005.
Çetindağ, Gülda, "Kazak Türklerinde Evlilik Sürecinde Hediye", Kültür Tarihimizde Çeyiz, Ed: Emine Gürsoy Naskali-Aylin Koç, Picus Yayınları, İstanbul, 2007, ss.214-227.
Coşar, Asiye Mevhibe, "Hediye Kelimeleri Sözlüğü", Kültür Tarihimizde Çeyiz, Ed. Emine Gürsoy Naskali-Aylin Koç, Picus Yayıncılık, İstanbul, 2007.
Dolu, Yusuf Burak, Kocaeli ve Çevresinde Çandı (Ahşap Yığma) Teknikle Yapılmış Camiler, Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, c.3, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2015, ss.1685-1701.
Elbas, Aziz (ed.) "Bursa Köylerinde Ekimden Hasata, Hasattan Sofraya Yemek ve Mutfak Kültür-1", Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Bursa, 2014.
22
Ertuğ, Füsün, "Anadolu'nun Önemli Yağ Bitkilerinden Keten/Linum, ve Izgın, Eruca: Orta Anadolu'da Bezir Yağı Üretimi ve Bezirhaneler", Türkiye Bilimler Akademisi Arkeoloji Dergisi, sa:1, 1998, ss.113-127.
Esmer, Mehmet Ali, Avanos'un Eski Türk Evleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1992.
Güneş, Mehmet, "XIX. Yüzyıl Başlarında Gebze (Gekbüzede Nicel ve Nitel Özellikleri: Tereke Kayırlarına Göre)", Uluslararası Çoban Mustafa Paşa ve Kocaeli Tarihi-Kültürü Sempozyumu Bildirileri, c.3 Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2018, ss.501- 535.
Güngör, Harun, Eski Türklerde Düşünce, Din ve Bilim, Türkler, c.3, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, ss.463-503.
lvova, E.l., Oktyabrskaya İ.V., Sagalayev A. M. Usmanova, M.S. "Güney Sibirya Türklerinin Geleneksel Dünya Görüşleri", Kömen Yayınları, 2013.
İçli, Ahmet, "Türk Kültüründe Ocak Anlayışı ve Ergani Deringöze Köyündeki Bir Ocaklı Aile", Mavi Deniz, sa:18, ss.95-101.
İnan, Abdülkadir, Tarihte Bugün Şamanizm Materyaller ve Araştırmalar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2015.
İnancık, Halil, "Kocaeli Yöresinin Fethi", Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, c.1, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2015, ss.147-150.
Kadirzade, Kadir İbrahimoğlu, Adetler İnançlar ve Türklerin Soy Kütüğü Meselesi, Çev:Ahmet Doğan, Akçağ Yayınları, Ankara, 2005.
Kalafat, Yaşar, Kocaeli Halk İnançlarında Yaşamakta Olan Mitolojik Bir Kavram Sahiplik Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, c:3, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2015, ss.1743-1770.
Kaya, Azat, Halk Bilimi, Balıkesir Bir Kentin Kimliği, Balıkesir Rotary Kulübü Yayınları, Ankara, 1997.
Kıranlar, Safiye, "İkinci Dünya Savaşı Yıllarında Kocaeli'nin Sosyo-Ekonomik Durumu Üzerine Bir İnceleme", Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, c.3, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2015, ss.1151-1181.
Kültüral, Zuhal, "Pınar Kelimesi ve Türk Kültüründeki Yeri", Temizlik Kitabı, Ed: Emine Gürsoy Naskali- Salih Mehmet Arçın, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2009, ss.415-425.
Narin, Resül, Sakarya Türkmen-Manav Tarihi, Sakarya Yerel Kültür Derneği Yayınları, Adapazarı, 2018.
Narin, Resül, "Tarihsel Süreçte Kocaeli'nde Manav Kültürü Misafirperverlik", Uluslararası Orhan Gazi ve Kocaeli Tarihi Kültürü Sempozyumu- V Bildiriler, c.3, Kocaeli, 2019, ss.1733-1745.
23
Okutan, Aslı Büyük, "Doğum Sonrası İnanış ve Uygulamalardan Temizlik", Temizlik Kitabı, Ed: Emine Gürsoy Naskali- Salih Mehmet Arçın, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2009, ss.7-23.
Ögel, Bahaddin,Türk Mitolojisi, c:2, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014, ss.341-342.
Özcan, Müesser-Aydın Er Rahime, "XX.Yüzyıl Başlarında Salgın Hastalıklarla Mücadelede Aşı Çalışmaları", Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, c:3, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2015, ss.955-963.
Özen, Ramazan, "İnşaat Malzemesi Olarak Ahşap; Avantaj ve Dezavantajları", Anadolu'nun Ahşap Evleri, Ed: Aysun Özköse, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2000, ss.1-18.
Öztürk, Erol, "Evlilik Geleneğinde Hediyeleşme: Tokat Hatipli Örneği", Kültür Tarihimizde Çeyiz, Ed: Emine Gürsoy Naskali-Aylin Koç, Picus Yayınları, İstanbul, 2007, ss.170-176.
Polat, Kemal, "Kırgız Türklerinde Hediyeleşme", Kültür Tarihimizde Çeyiz, Ed: Emine Gürsoy Naskali-Aylin Koç, Picus Yayınları, İstanbul, 2007, ss.191-213.
Sevinç, Necdet, Eski Türklerde Kadın ve Aile, Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yayınları, İstanbul, 1987.
Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2011.
Uğurlu, Kamil- Ençevik Zakir, Eskişehir Şehrengizi: Muhacirler ve Manavlar, Çizgi Kitabevi Yayınları, Konya, 2011.
Yaşa, Recep, "Osmanlının Arka Planında Kocaeli ve Çevresinde Selçuklu Hakimiyeti", Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, c:1, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2015, ss.111-118.
Yaşa, Recep, “Adapazarı ve Çevresindeki Manavlar” I. Sakarya ve Çevresi Tarih ve Kültür Sempozyumu, Adapazarı, 1999, s.289-290.
Yaver, Sadi, Ataman, Eski Türk Düğünleri ve Evlenme Ritleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1992.
Yıldız M.Cengiz - Gündüz Mustafa, Komşuluk Kültürü, Nobel Yayınları, Ankara, 2005. Yoloğlu, Güllü, Türklerin Aile Merasimleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 1999. Yıldız, Gülsen, Sakarya: Türkmen Manav Mutfağı, Beşiz Yayınları, Adapazarı, 2018.
Yılmaz, Cebrail, Aslıhan Akpınar vb., "Başbakanlık Osmanlı Arşiv Belgelerine Göre İzmit'te Salgınlar ve Karantinalar", Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, c.3, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli, 2015, ss.947-953.
Uğureli, Ayşe, "Anadolu Halk Hekimliğinde Köstebek Kullanımı ve Köstebek Ocaklarının Mitolojik Yansımaları", c.6, sa.16, 2019, ss.162-173.
24
Yılmaz Vurgun, Seda, "Dünden Bugüne Bilecik Bölgesinde Yaşayan Yörüklerde Sosyo- Kültürel Hayat ve İktisadi Yapı", Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, sa: 63, Eylül 2018, Erzurum, ss.591-616.
Yılmaz Vurgun, Seda, "Geçmişten Günümüze Bilecik Bölgesi Manavlarının Sosyo-Kültürel Hayatlarının Analizi", Vakanüvi- Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, sa:3, 2018, ss. 490-508.
Vurgun, Seda Yılmaz, "XVIII. Yüzyılın İlk Yarısından XX. Yüzyılın İlk Yarısına Kadar Türkistan'da Kadın", Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, sa:214, 2015, ss. 1-14.
Kaynak Kişiler
Ahmet Ucak, 1938 doğumlu Araman Köyü.
Fatma Uçak, 1939 doğumlu, Araman Köyü.
Mehmet Uçak 1938 doğumlu, Araman Köyü.
Mehmet Memiş 1938 doğumlu, Araman Köyü.
Gülcan Memiş, 1982 doğumlu, Araman Köyü.
Cemalletin Özcan, 1961 doğumlu, Aslanlı Köyü.
Ceyhun Atik, 1986 doğumlu, Aslanlı Köyü.
İbrahim Özcan, 1939 doğumlu, Aslanlı Köyü.
Güzide Yüçetin, 1927 doğumlu Çaprazlar Köyü
Lütfiye Fidan 1950 doğumlu, Çaprazlar Köyü.
Fehmi Malakçı, 1952 doğumlu, Çavuşlu Köyü.
Fahriye Dilemen 1943 doğumlu, Dere Köyü.
Nahide Demirel, 1942 doğumlu, Deli Mahmut Köyü.
Nuray Demirel, 1964 doğumlu, Deli Mahmut Köyü. Neslihan Efe, 1985 doğumlu, Durhasan Solaklar Köyü. Nagehan Tutar, 1976 doğumlu, Kandıra'ya bağlı Erikli Köyü. Melek Portakal Çeliköz, 1975 doğumlu, Eseler Köyü. Abdullah Köktürk 1955 doğumlu, Güvercinler Köyü.
25
Cemal Aktay, 1946 doğumlu, Işıklar Köyü.
Muzaffer Şengül, 1953 doğumlu, Işıklar Köyü.
Rıdvan Malçok, 1961 doğumlu, Işıklar Köyü.
Vahide Yüçetin, 1953 doğumlu, Işıklar Köyü.
Mehmet Yüçetin, 1954 doğumlu, Işıklar Köyü.
Emine Şenoğlu, 1946 doğumlu, Işıklar Köyü.
Metin Şentürk,1967 doğumlu, Kocaeli, Körfez İlçesi İnedikli Köyü. Ayla Akay, 1969 doğumlu, Kalburcu Köyü.
Ayşe Şahin, 1947 doğumlu, Kalburcu Köyü.
Aliye Arık, 1972 doğumlu, Kısalar Köyü.
Necla Uçak, 1965 doğumlu, Konak Köyü.
İftariye Şenyiğit, 1943 doğumlu , Küçük Hasanlar Köyü. Orhan Duran, 1964 doğumlu, Küçük Hasanlar Köyü. Ümiye Duran, 1977 doğumlu, Küçük Hasanlar Köyü. Yaşar Duran, 1938 doğumlu Küçük Hasanlar Köyü. Şükran Şenyiğit 1967 doğumlu, Küçük Hasanlar Köyü. İbrahim Tiryaki, 1981 doğumlu, Oruçlar Köyü.
Arzu Tiryaki, 1985 doğumlu, Sipahiler Köyü. İsmail Bayram, 1934 doğumlu, Solaklar Köyü. Sacide Erdem, 1962 doğumlu, Solaklar Köyü. Burak Akay, 1995 doğumlu, Yarımca Köyü. Gazeteler
İktisadi Uyanış, Şubat 1951.
Sesim, yıl:1, c:2, sa:19, 5 Haziran 1969. Sesim, c:3, sa:27, 5 Ekim1969.
26
Türk Yolu, sa:453, 27 Çarşamba 1935. Türk Yolu, sa:451, 13 İkinci Teşrin, 1935. Türk Yolu, sa:556, 16 Kanunu Evvel 1937. Türk Yolu, sa:803, 12 Kanunu Evvel 1941. Türk Yolu, sa:808, 12. Kanunu Evvel 1941. Türk Yolu, sa:810, 7 Şubat 1941.
Türk Yolu, sa:839, 20 Mayıs 1941.
Türk Yolu, sa:837, 13 Mayıs 1941.
Türk Yolu, sa: 856, 18 Temmuz 1941. Türk Yolu, sa: 3700, 29 Ekim 1950.
Türk Yolu, sa:3744, 20 Aralık 1950.
Türk Yolu, sa:3752, 29 Aralık 1950.
Türk Yolu, sa:3575, 2 Haziran 1950.
Türk Yolu, sa: 9742, 2 Mayıs 1970.
Türk Yolu, sa:9753, 15 Mayıs 1970.
Türk Yolu, sa:9768, 2 Haziran 1970.
Türk Yolu, sa:12, 6 Mart 1978.
Türk Yolu, sa: 13.588, 9 Temmuz 1981. Türk Yolu, sa: 13.603, 27 Temmuz 1981. Türk Yolu, sa: 13.062, 25 Temmuz 1981. Türk Yolu, sa: 13.695, 17 Kasım 1981. Türk Yolu, sa: 13.938, 2 Eylül 1982.
Türk Yolu, sa. 15.006, 6 Mart 1986.
Türk Yolu, sa: 15.053, 1 Mayıs 1986.
Türk Yolu, sa: 15.057, 6 Mayıs 1986.
27
Türk Yolu, sa:15.074, 26 Mayıs 1986. Türk Yolu, sa: 15.078, 30 Mayıs 1986. Türk Yolu, sa: 15.089, 16 Haziran 1986. Türk Yolu, sa: 15.098, 26 Haziran 1986.
28