Geçtiğimiz hafta Sakarya’da iki gün arayla iki farklı buluşmaya katıldım.
İki ayrı kurum, iki ayrı makam, iki ayrı konu başlığı…
Ama aslında aynı mesele:
vatandaş, devlet ve aradaki köprü olarak medya.
İlk buluşma Sakarya Gazeteciler Cemiyeti’nde gerçekleşti.
Kamu Başdenetçisi Mehmet Akarca’yı ağırladık.
Benim de başkan yardımcısı olduğum cemiyette yapılan toplantı klasik bir protokol programı değildi.
Daha çok devletin vatandaşı dinleme biçiminin anlatıldığı bir dersti.
TBMM’ye bağlı çalışan Ombudsmanlık kurumu, vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıklarda devreye giriyor ve yaklaşık 6 ay içinde karar verebiliyor. Üstelik başvuru ücretsiz.
262 bin başvuru yapılmış olması başlı başına bir veri:
Vatandaş konuşacak bir kapı arıyor.
Mahkeme öncesi ya da sonrasında hak arama yolu olarak başvurulabilmesi, devlet ile vatandaş arasındaki iletişimin hâlâ mümkün olduğunu gösteriyor.
Ertesi gün bu kez siyaset konuşuldu.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın Sakaryalı gazetecilerle gerçekleştirdiği Medya Buluşmaları programına katıldık.
Arıkan konuşmasında 86 milyona ulaşmanın en kolay yolunun medya ile buluşmak olduğunu söyledi. Ankara’nın gündemi ile sahanın gündeminin farklı olduğunu, emeklinin, çiftçinin, esnafın ve hatta gazetecinin problemlerinin çoğu zaman merkezde konuşulmadığını ifade etti.
Salonda dikkatimi çeken şey konuşmanın içeriğinden çok, konuşmanın zeminiydi.
Çünkü Türkiye’de siyaset konuşulurken çoğu zaman medya konuşulmuyor — oysa konuşulması gereken ilk alanlardan biri medya.
Ben de söz alarak kendisine şu soruyu yönelttim:
Türkiye’de ulusal ve yerel basının kimine göre yüzde 90’ı, kimine göre yüzde 95’i iktidar yanlısı kabul ediliyor. Basın özgürlüğü endekslerinde Türkiye son sıralarda. Medyaya güven yüzde 40’ın altında. Bu medya yapısıyla partiniz görüşlerini vatandaşa nasıl ulaştıracak?
Tam da meselenin merkezindeki soru buydu.
Çünkü siyaset halka ulaşmak ister, ama halk gerçeğe medya aracılığıyla ulaşır.
“Bu soruyu yönelttiğim an ve Sayın Arıkan’ın yanıtı aşağıdaki videoda…”
Bu soru aslında sadece bir partiye değil, Türkiye’de siyaset yapan herkese sorulmuş bir sorudur.
Çünkü mesele muhalefetin kendini anlatamaması değil, vatandaşın doğru bilgiyi nereden alacağını bilememesidir.
Bir gün arayla katıldığım bu iki toplantı aslında aynı tabloyu gösterdi.
Bir tarafta hakkını aramak için kurum arayan vatandaş
Bir tarafta kendini anlatmak için medya arayan siyaset
Ve ortada güven problemi yaşayan medya…
Bugün Türkiye’de en büyük kriz çoğu zaman ekonomi olarak konuşuluyor.
Oysa ekonomiden önce gelen daha temel bir kriz var:
Güven krizi.
Vatandaş devlete temkinli yaklaşıyor
Siyasetçiye mesafeli duruyor
Medya karşısında ise şüpheyle izliyor
Ve bu üç alan birbirine ulaşamadığında demokrasinin sesi kısılıyor.
Geçtiğimiz hafta Sakarya’da olan tam olarak buydu.
Gazetecilik yalnızca haber aktarmak değildir.
Bazen soruyu doğru yere sormaktır,
bazen cevabı doğru yere ulaştırmaktır,
bazen de toplumun birbirini yeniden duyabilmesini sağlamaktır.
Ve belki de mesele şu kadar basit:
Türkiye’de sorun sadece kimin konuştuğu değil,
kimin kime ulaşabildiği meselesidir. - SEDAT BALTA
FOTOĞRAFLAR VE VİDEO İÇİN AŞAĞIYA KAYDIRINIZ.








