Ülkeler, şirketler, kurumlar tüm kaynaklarını en efektif şekilde yönettiklerinde güçlü ve söz sahibi hale gelir, rakiplerinin önüne geçerler. Kaynaklarını yerinde kullanmayan, kıymetini bilmeyen, israf edenler ise her zaman geride kalanlar arasında yerlerini alırlar. Ülkelerin, kurumların, şirketlerin en önemli kaynağı insandır hatta daha doğru ifadeyle en önemli varlığı, değeri insandır. Onları güçlü kılan, daha iyi yerlere getiren, gelirini, refahını artıran da içindeki insanların kalitesidir, liyakatidir. Doğru işe, doğru mesleğe, doğru makama yeterli liyakatte ehil insanı getirmek çok önemlidir. Diğer yandan farklı bir mesleğe üst düzey yatkınlığı olan, sıra dışı yetkinliklere sahip birinin de bu yeteneklerini yeterince kullanamayacağı bir alanda ömür tüketmesine mâni olmak da çok mühimdir. 

Çok üst düzey yetenek sahibi bir insanın gerekli eğitim imkanları kendisine sağlanmadığı için çobanlık yapması büyük bir varlığın, kaynağın gizli israfıdır aslında. Dünyanın en önemli bilim adamlarından biri olabilecek birini öyle bir işte heder etmemek, o yeteneği keşfetmek devletin, eğitimcilerin, ebeveynlerin, çevresindeki tanıdıkların en büyük sorumluluğudur. Örnek mi dünyanın en ünlü beyin cerrahı Gazi Yaşargil köyün en akıllı çobanı olsa idi belki çok mutlu olurdu ama aslında kendisine bahşedilen üstün yeteneği kullanmamış, insanlık için çığır açacak ameliyat teknikleri geliştirememiş olurdu. 

Benzer şekilde üniversite okumak yerine bir zanaat öğrenip, usta olup memleketine faydalı olabilecek birini de zorla lisans diploması sahibi yapmak da bir başka açıdan kaynak israfına örnektir. Ebeveynler ülkenin öbür ucunda ya da büyük maliyetlere katlanarak yakındaki vakıf üniversitelerinde evladını okutmak için büyük paralar harcıyor, evlatlarının geleceğine yatırım yapıyorlar. Fakat dünyanın en elverişsiz ve verimsiz yatırımını yaptıklarını evlatları mezun olup uzun süre işsiz kalınca belki anlıyorlar belki de yine iş imkânı sunmadı diye devleti suçluyorlar. Oysa onların pek çoğu işsizler ordusuna lisans bitirmiş yeni âtıl kaynaklar olarak ekleniyorlar. “Okumak onların hakkı değil mi?” denebilir, elbette eğitim almak bir özgürlük ama mutlu olamadıktan, bir yuva kuracak işe sahip olamadıktan sonra insanın lisans diploması olsa neye yarar?

İtiraf edelim ki ülkemizde pek çoğumuzun zihninin arka planında var olan ama belki de açık etmeye çekindiğimiz bir gerçek var. Bizler bir zanaat sahibi olmayı, ustalığı hayatta kıymetli, geçer bir akçe olarak görmüyoruz, küçümsüyoruz. Önce bu ön yargıdan, yanlış fikirden kurtulmalı, meslek sahibi, zanaat sahibi olmanın önemini gençlere anlatmalıyız. Asla utanılacak değil tam tersine onur duyulacak bir şeydir seramikleri en güzel şekilde zemine, duvara döşemek. Mahir bir ustanın bir arabanın motorundaki sorunu sesinden tanıyıp o arızanın reçetesini çıkarması övünülecek, takdir edilecek bir şeydir. Nereye vuracağını bilen işinde ehil bir ustanın bir çekiç darbesiyle iş makinesini tamir etmesinin hem takdir edilecek bir yanı vardır hem de çok büyük bir ticari kıymeti vardır. İşinde ehil, zanaatında mahir bir ustanın elinde lisans diploması yoktur ama aslanlar gibi de parasını kazanır ve yuvasının geçimini de kolaylıkla temin eder. Kısacası usta olmak iltifat edilecek asla hor görülmemesi gereken bir değerdir. Bu konudaki ön yargımızı önce hep birlikte itiraf edip, onu yıkmanın ve kollektif bir gayretle ustalığı yeniden eski itibarına kavuşturmanın yolunu bulamaz isek arzu ettiğimiz gelişmiş ülke düzeyine asla ulaşamayız. 

El emeği, göz nuru işleri güzellerken gelişen teknoloji çağının trendlerini de görmezlikten gelemeyiz. Her şeyi yeniden düşünmemizi gerektiren pek çok kabulü yerle bir eden yapay zekâ devriminin yaşandığı şu dönemde “ustalara, zanaata sahip çıkmak mı bizi kurtaracak dediğinizi” duyar gibiyim. O alanda çalışacak olanlar başka yetenekteki insanlar aslında. Doğru işe doğru yeteneği yönlendirmeliyiz. Bizim hem keşifler, icatlar yapacak bilim insanlarını hem de ustalıkta mahir, eli alet edevat tutan yetenekteki usta adaylarını keşfetmemiz gerekiyor. Yapay zekâ ile şekillenen yeni dünya düzeninde işini kaybetmemesi en garanti görülenler de aslında el maharetiyle ustalık yapanlar olacak, öyle tahmin ediliyor. Ne ondan ne de diğerinden geri durmamamız gerekiyor kısacası. 

Mehmet Akif Ersoy’un okusun okumasın “çocukken her gencin bir meslek öğrenmesi gerektiğini” söylediği rivayet edilir. Herkesin üniversite bitirmesi ne kadar imkânsız ve manasız ise daha başka alanlarda liyakati varken herkesin usta, kasiyer, marangoz, kargocu da olması doğru değil. İnsanın neye kabiliyetinin olduğunu anlamaya çok daha fazla çaba sarf etmeliyiz. Hem veliler olarak bizler hem de öğretmenler. Fakat buna hiç ehemmiyet vermiyoruz. İnsan varlığımızın israf olmasının en baştaki kök nedeni de bu aslında. Burası çözülse bütün sorun çözülmeye başlayacak. 

Usta güzellemesi gibi olacak ama lafımızı sakınmayalım. İşinde mahir bir seramik ustası olmak, kaynak ustası olmak, duvar ustası olmak, marangoz olmak, sıhhi tesisat ustası olmak, elektrik ustası olmak bu ülke için yapılabilecek en güzel katkılardan biridir. İşini seven, çok da güzel kazanan o kadar çok zanaat sahibi var ki. Fakat bir yanda hala sanayicimiz, işletme sahiplerimiz yetenekli usta için ağaca çıkarken bu işleri küçümseyip burun kıvıran on binlerce tahsilli genç işsizimiz var iş bekleyen. 

Zanaat sahibi ustaları, meslek erbaplarını hayatın her anında karşılaştığımızda saygı gösterip onurlandırmalıyız. Çocuklarımıza örnek göstermeli, itibarını hissetmelerini sağlamalıyız. İleride beyin cerrahı, kalp cerrahı da olacak olsalar çocukken yaz tatillerinde bu ustalardan meslek öğrenecekleri fırsatları oluşturmalıyız. Yeni neslin pek sıcak bakmayacağı deneyimler gibi görünse de ülke olarak bu tecrübeyi onlara yaşatmanın, bu tür işlerde çalışarak harçlığını çıkarmanın keyfini onlara tattırmanın bir yolunu bulmalıyız.  

Liyakat sahibi, yetenek sahibi insan kaynağımızı nasıl israf ederiz diye oturup aylarca düşünsek bugün yaptığımızdan daha iyisini yapamayız vesselam. Meslek sahibi, esnaf ve sanatkarlardan oluşan ve kendilerine göre bugün bile hala övgüyle anılan ahilik geleneği bu topraklarda yeşerip neşet etmedi mi? O gün yapıldı ise yine yapılabilir ve sanatkâr olmak usta olmak yeniden eski itibarına kavuşturulabilir. 

Toplumun huzuru da refahı da işinde ehil, liyakat sahibi, hakkı gözeten, hak yemekten korkan nesillerin yetişmesinden geçiyor. Gençleri sevecekleri işlerle, geçinebilecekleri mesleklerle buluşturmak hayati bir mevzu memleketimiz için. Hangi iş olursa olsun insanın severek yaptığı, ailesinin geçimini sağladığı iş en güzel iştir bunu asla unutmamalıyız. Kir, pas, yağ içindeki ellerin aslında memleketi için değer üreten eller olduğunu asla aklımızdan çıkarmamalıyız.  Gençleri sevecekleri, tam liyakatli oldukları alanlara yönlendirmeyi, kendilerini geliştirebilecekleri ortamı oluşturmayı becerdiğimiz gün ülkemiz geleceği daha da güzel olacak inşallah.

Advert