Kendi başına açıp solan…

Orhan Barutçu

14-02-2025 12:44

Ömrü bir gün olduysa ne çıkar / kelebeğin

Kendi başına açıp solan / bir kır çiçeğine aşık olduysa

Açtıysa yağmurun bereketine kanatlarını 

Konduysa cennet tadına / rengine / kokusuna

Vardıysa sevmenin ve sevilmenin mutluluğuna

Gökten düşen üç elmayı anlatan o masallar katına

Bütün kirletilmiş / çıkarlar için heba edilmiş ömürlerden uzak

Adını yazdırdıysa

Kelebeklerin  ve kır çiçeklerinin anlatıldığı o tertemiz hayat sayfasına 

Ömrü bir gün olduysa ne çıkar / kelebeğin

Kendi başına açıp solan / bir kır çiçeğine aşık olduysa 

Dünya durdukça / gönüllerde hayat tahtı kurduysa…

 

                        Alper Akçam, 8 Şubat 2025

 

    Gözünü seveyim teknolojinin! Dün gece otururken sosyal medyamı karıştırıyordum, Facebook’taydım yani. Alper Akçam’ı takip ettiğim için, yazının başına aldığım şiiri önüme düştü… Daha ikinci satırında vuruldum! “...kendi başına açıp solan / bir kır çiçeğine aşık olduysa…”

 

    Ne hüzünlü bir satır değil mi? “...kendi başına açıp solan bir kır çiçeği…” Nedense böyle yalnızlıklar,çaresiz yalnızlıklar, çaresiz insanlar hep hüzünlendirir beni…Oysa hep insanların birbirlerine yardımcı olmalarını, birlikte bir şeyler yapmalarını,acı da olsa tatlı da olsa hep paylaşmalarını savunmuşumdur. Çünkü insan sosyal bir varlıktır. Karakter farkları olabilir, yetişme farkları olabilir, dünyaya bakış farkları olabilir. İstisnai durumlar olabilir ama, insan kendisini başka insanlarla tamamlar. Buna inandığım için,yalnız bir hayat süren bir çiçek dahi olsa hüzünlendirir beni…

 

   Düşünsenize, bir dağ yamacında,belkide bir kaya parçasının yanında,kendi halinde açan mavimsi,narin bir papatyayı. Ve bir süre sonra,hiç bir yere gitmemiş,belki bir insan yüzü görmemiş,belki de bir kelebeğin aşkını tatmamış,kendini bahar meltemine bırakmış,güneşle arada bir günaydınlaşmış,yağmurlar,gök gürültüleri ve sonra yazın öldürücü sıcaklığı ve sonra yavaş yavaş soluş! Elveda dünya. Bilmem,ben hüzünlendim…

 

   Aslında,belki de açmadan solan insanlarla paralellik kurup,hüzünlendim. Kimisi çaresizlikten açmadan solar,kimisi yokluktan…Bazen çevreme bakınca, kalabalık içinde olduğu halde,ne çok yalnız insan var diyorum. Yaşam değişiyor. Teknoloji ile beraber,yaşam da kolaylaşıyor. Evet kolaylaşıyor gibi gözüküyor. Paran olmazsa nasıl kolaylaşıyor? Her kolaylık parası olana.

 

   Çocukluğumuzda, teknoloji belki daha geriydi,konforumuz belki daha azdı. Bunu abartıp,taş devrine gidelim; araba yoktu,hatta tekerlek yoktu,adam gibi ekmek kesmek için bıçak yoktu. Elektrik yoktu,hatta ateşin bulunmadığı zamanlara gidelim; güneş battımı doğru kıvrılacağımız yere…Bunları çoğaltmak mümkün. Buna rağmen insanlar mutsuz muydu? Tabiki mutlulardı! Bizim şu anda yaşadığımız teknolojiden haberleri yoktu ve yaşamı öyle kabullenmişlerdi ve ona göre yaşıyorlardı. Yani acı yine vardı,mutluluk yine vardı. Belki insan bedeni daha çok yoruluyordu ama,bu bir kişi için böyle değildi ki,herkes aynı şeyleri yaşadığı için,onlar için yaşam buydu. Ama ne vardı? Yaşamın bu zorluklarına karşı dayanışma vardı. Yiyecek toplamaya grupça gidilirdi. Şimdiki gibi,18 yaşına gelenin, ayrı bir,1+1’e çıkma imkanı yoktu. Belki birkaç aile, buldukları bir mağarada yaşıyordu. Neyse…

 

   Oradan daha yakına gelelim. Çocukluğumda,para lazım oldumu kardeşten ya da komşudan,arkadaştan tedarik edilirdi. Öyle dolara da endekslenmezdi. Alınırdı, müsait olunduğunda da geri verilirdi. Fındık zamanı geldimi,herkes kendi fındığını daldan kurtarmaya bakardı, bitiremeyene yardıma gidilirdi. Öyle laf olsun diye falan değil,kendi işi gibi sarılır,atma türküler söylenerek toplanırdı fındık. Tarla bellenecekse,5-10 komşu bir araya gelip,hep beraber bellenirdi. Bu durumların envayisi yaşanırdı…

 

   Günümüzde öyle mi? Yaşam değişiyor. Şimdi para mı lazım,bir başkasından isteyemezsin,banka zaten cebinde! Tıkladın mı hesabında. Faizi mi? Artık onu bir şekilde ödeyeceksin. Ödeyemedin mi vay haline! Evi mi taşıyacaksın? Eskiden komşun,arkadaşın yardım eder, elbirliğiyle hallederdin. Ahmet abinin kamyonunun benzinini doldurdunmu işini görürdün.Şimdi “evden eve nakliyat” var…Yine bunların envayisini anlatmak mümkün. 

 

   İnsanın yalnızlaşmasında teknolojik gelişmelerin rol oynamasının yanında,gelir düzeylerinin değişmesinin de rolü büyük. Özellikle büyük kentlerde,sabit gelirli çalışanların,parayı yetiştirmek gibi bir dertleri olduğu için,yaşam daha bir zor ve yalnızlık da o derece büyük…Halkımızın yüzyıllarca damıttığı güzel tecrübeleri vardır; “Zengin arabasını dağdan aşırır,fakir düz ovada yolunu şaşırır” diye. Yokluk,yalnızlık,insanı çoğu zaman çaresiz bırakır. Aslında pırıl pırıl insanların,açmadan solduğuna tanık oluruz da farkında olmayız. Bir şekilde,herkesin yaşayıp gittiğini sanırız…

 

   Aslında bunun adı çürümedir. Teknoloji gelişse de,yapılacak işler kolaylaşsa da,parasızlık insanları birbirlerine yabancılaştırıyor. Küçük yerlerde bu durum biraz daha flu olsa da, büyük kentlerde bu yalnızlaşma çok daha derin…

 

   Eskiye oranla parçalanmış aileler çok daha fazla. Dayanışmayı,paylaşmayı azalttık, dolayısıyla yaşam sevincimiz de azaldı…Mutlu insanlar gülerler. Etrafınıza bu gözle bir bakın; hoşsohbet konuşmalar ne sıklıkta? Sokakta,gülen insanlar var mı? Ne kadar insan hayatın tadını çıkara biliyor? Çürümemize bir de bu gözle bakalım…

 

   Ben bu yazıyı yazarken saat sabahın 4’ü olmuş. Yani sevgililer gününe girmişiz…Bugün 14 Şubat. Bugün aynı zamanda Dünya Öykü Günü. Öyküleriniz güzel olsun,şiir gibi yaşamaya bakın. İlişkilerinizi çürütmeyin. Paylaşmak güzeldir. Alper Akçam ne güzel söylemiş; 

“ Ömrü bir gün olduysa ne çıkar / kelebeğin

Kendi başına açıp solan / bir kır çiçeğine aşık olduysa…” 

 

   Ömrün uzunluğu değil önemli olan,oraya neler sığdırabildiğimiz,ve nasıl yaşadığımızdır önemli olan. Kendi başına açıp solanlardan olmayın,birine dokunun ki,biri de size dokunsun. Ayak direyin çürümeye…

 

   Sağlıcakla.

DİĞER YAZILARI Asaleti nerede aramak gerek?  01-01-1970 03:00 Kaynarca'da OSB…  01-01-1970 03:00 Diplomalı olduğumuzda eğitimli mi oluyoruz?  01-01-1970 03:00 İlk elden, yaşanmış bir öykü: Arabayı nasıl çaldım?  01-01-1970 03:00 Gidenlerin Türküsü… 01-01-1970 03:00 Kültürlerin oluşmasında sanatın önemi 01-01-1970 03:00 Toplumda 'Farkında' Olmadıklarımız… 01-01-1970 03:00 Engellilerin Engelinin Farkında mıyız? 01-01-1970 03:00