Çoğu konuda olduğu gibi, engelli insanlar konusunda da,ya çok az şey biliyoruz,ya da kulaktan dolma bilgilere sahibiz. Hatta beş-on yıl öncesine kadar,engeli olan insanlar için “sakat” sözcüğünü kullanıyorduk. Sakat! Sanki imalat hatası gibi!

  Son yıllarda “farkındalık” diye bir sözcük bulundu. Ama sorsan neyin farkındayız? Farkında olan çok az insan var maalesef.

Öncelikle,sözcüklerle fazla uğraşmadan konunun özüne inelim.

   Engelli birey, fiziksel,ruhsal ve duyusal yetilerindeki çeşitli düzeyde kayıplardan dolayı,topluma diğer bireylerle birlikte, eşit koşullarda tam ve etkin katılım sağlayamayan,katılımı etkilenen kişidir.

   Bu tanımı yaptıktan sonra, öncelikle engeli olan insanlara acımaktan ziyade nasıl yardımcı olabilirim diye bakmak lazım. Toplumun hangi kesiminden,hangi yaştan,hangi inançtan olursak olalım, öncelikle böyle bakmalıyız.

Her engellinin engeli kendine göredir; fiziksel engel ile,zihinsel engeli karıştırmamak gerekir. Engelli denince akla, öncelikle fiziksel engeli olan insanlar ve engelli ekipmanları geliyor. Tekerlekli sandalyeler,koltuk değnekleri,bastonlar…Çünkü,fiziksel engel hemen göze batıyor.Oysa zihinsel engeli olan insanların durumları farklıdır; ekipmana ihtiyaç duyan da oluyor,duymayan da. Bazılarının spastik durumları olabiliyor,o durumda ekipman gerekli olabiliyor.

   Aynı dünyayı, aynı ülkeyi, aynı şehri ve aynı mahalleyi paylaşıyorsak,ayrım gözetmeksizin,insan hakları çerçevesinde bütün insanlara,canlılara olduğu gibi,engeli ne olursa olsun, bütün engelli bireylere bu haklar çerçevesinde bakmayı bilmemiz gerekiyor. Adına,ister imtihan deyin,ister sabır,ne derseniz deyin,her canlının yaşam hakkı vardır ve bu durum yasalarca güvence altına alınmıştır. Medeniyet dediğimiz,insanlık merdiveni de budur. Zaman ilerledikçe olaylara bakışımız değişir ve yaşamın değişik yönlerini tanırız. Toplum olarak bunları farkettikçe,yasalar yeniden ele alınır ve yeni yasalar yaşamımıza dahil olur.

   Belki bundan 30-40 yıl önce, engelli hakları diye bir kavram bilmiyorduk,dolaysıyla onların toplum içerisinde ne gibi zorluklar yaşadıklarının farkında değildik. İşte “farkındalık” kelimesi böyle oluştu. Neyi “farkettik” örneğin? Dolmuş ve otobüslere tekerlekli sandalye ile binemediklerini. Ne yaptık? Hepsinde olmasa bile bazılarına,bir düğme ile çalışan rampalar yerleştirdik. Yine ne yaptık? Devlet daireleri ve bazı özel kuruluşların girişlerine rampalar ilave ettik. Görmeyenler için,her yerde olmasa bile bazı şehirlerde,yerlerde,özel yollar yaptık. Yine görmeyenler için,çok çok önceleri başlayan kabartmalı harflerden oluşan,özel alfabeler yaptık. Duymayan ve konuşamayanlar için özel işaret dili geliştirdik…Bu çalışmalar devam ediyor.

   Bunları niye yapıyoruz? Engeli olan her bir birey,toplumun bir parçasıdır. İşte bunun farkında olmamız gerekiyor. Eskiden,aileler,bu gibi çocuklarını evde tutarlardı. Neden? Bunun psikolojik, sosyolojik tarafları olduğu gibi,”engelli hakları”ndan haberimiz olup,yasalara koymadığımız için. Yaşadığımız şehri buna göre dizayn etmediğimiz için.

   Yaşam hakkı kutsaldır ve her canlının buna hakkı vardır. Dolayısıyla yaşamı devam ettirebilmek için,gereksinimleri karşılayabilmek için, çalışabileceklerin çalışmaya, hayatlarını kazanmaya hakları ve ihtiyaçları vardır ve bu durum yasalarla belirlenmiştir. Çalışamayacak durumda olanlar da,sosyal devlet kavramınca,devlet tarafından, bir anlamda korumaya alınmışlardır. Bu kapsamda belirli oranlara göre maaş bağlanmıştır.Bu durum engelli bireylerin,engel derecesini belirten raporları doğrultusunda gerçekleşir. Bunların hepsi yasalarda mevcuttur. Önemli olan,yasaları ne kadar biliyoruz,ve bu yasalar ne kadar istekle uygulanıyor?

   Her durumda olduğu gibi,vatandaşlık haklarımızı ne kadar bilirsek,uygulanmasını da o derece sağlarız.

   Engelli insanların dünya nüfusundaki oranı %15’tir. Bizim ülkemizde bu oran %12,3’tür. Engelli bireyler ve ailelerini birlikte ele aldığımızda, nüfusumuzun 40 milyonu engellilerin durumundan çok yakından etkilenmektedir.

  Şimdi burada özellikle zihinsel engelli bireyler için özel bir sayfa açmak gerekiyor. Çünkü dışarıdan baktığınızda,eli-kolu sağlam gördüğünüz bu insanların başka sorunları vardır. Bu durumların çeşitleri vardır; down sendromu olanlar vardır,Asberger Sendromu olanlar vardır,otistik olanlar vardır,hafif zeka eksikliği olanlar vardır,vs. Bilim geliştikçe yeni yeni durumlar ortaya koyabiliyor. İşte bunların da “farkında” olmak gerekiyor. Memleketimizde, engelli denince,hemen akla tekerlekli sandalye geliyor ve bu konuda kampanyalar yapılıyor. Tabiki yapılmalı,bu bir gelişme. Önceleri bu da yoktu. Ama durum sadece bundan ibaret değildir.

  Yeri gelmişken şunu hemen söylemek lazım; zihinsel engeli olan insanların,hiç beklenmedik konularda olağanüstü yetenekleri olabiliyor. Çünkü bu insanların işletim sistemleri,normal saydığımız insanlardan farklıdır. Bu konuyla ilgili olarak yapılmış güzel filmler var. En bilineni “Rain Man” dir. Dustin Hoffman’ın muhteşem oyunculuğu ile,izlenmeye değer. Ama artık internet çağındayız, Google’a, otistik filmleri,ya da Asberger Sendromu gibi benzeri anahtar kelimeleri yazdığınızda, bir sürü materyal hemen önünüze düşüyor.

   Zihinsel engeli olan her bir birey,kendine özeldir. Onlara özel insan gözüyle bakmak gerekiyor. Ortak özellikler gösterdikleri durumlar,davranışlar olabildiği gibi,çoğunlukla kendilerine has davranışlar gösterirler. Onlar kendilerini, normal bir insan gibi çok rahat ifade edemedikleri için,bazen vücut diliyle ifade edebilirler. Özellikle,olumsuz durumlar,olumsuz kelimeler, “yanlış yaptın”,”eksik yapmışsın” gibi konuşmalara maruz kaldıklarında,gerilim yaşayabilirler. Yine böyle insanların öğrenme yöntemleri de farklıdır. Öğretilmek istenen bilgi ya da beceri,adım adım ama,adımların bitiş ve başlangıçlarının çok net gösterildiği şekilde olmalıdır. Öğrenme süreci zaten böyledir ama,bu bitiş ve başlangıçlar bu insanlar için daha bir önemlidir. Bazı konuları çok yavaş öğrenebilirler, ancak öğrendiklerinde hep aynı şekilde uygularlar. Çünkü öğrenme sırası ve adımları onlar için çok önemlidir. Burada en önemli şey, eğitimdir. Sabırla ve doğru eğitimle,çok önemli mesafeler kat edilebilir. Okuma-yazma, herhangi bir aleti doğru kullanma,motor yetenekler dediğimiz,bisiklet,yüzme,ya da sevdiği bir spor dalında faaliyet göstermek gibi. En önemli nokta,o kişinin öğrenme şeklini anlamak ve ona göre eğitim vermektir.

   Bu ön bilgilerden sonra şu soruyu soralım:Zihinsel engellilik nedir?

   Zeka; doğuştan var olan ve hayat boyunca deneyimlerle gelişen problem çözme gücüdür. Bu güçle,insan kendisini ve çevresini anlar, olayları muhakeme eder,sonuçlar çıkarır ve uyumla hayatını devam ettirir.

   Zihinsel engellilik; doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrasında çeşitli nedenlere bağlı olarak, gelişimsel dönemde ortaya çıkan, uyumlu davranışlarda görülen yetersizliğe ek olarak, dikkat, algılama,bellek ve muhakeme gibi genel zekâ fonksiyonları açısından normalin altında olma durumudur. Zihinsel engelli bireyler kişisel bakım,çevreye uyum,dil, iletişim ve duyusal motor becerilerinde,yaşıtlarına göre geç ve yavaş gelişirler.

   Zekâ geriliği tanısı,şu 3 tanıyla konulur:

1- Genel zekâ işlevinin belirgin derecede ortalamanın altında olması,

2- Yaşadığı toplumdaki kendi yaş grubuyla kıyaslandığında, toplumsal beceriler,sorumluluk, iletişim kurma, günlük beceriler ve kendi kendine yeterlilik gibi alanlarda geriliğin olması,

3- 18 yaşından önce başlaması.

   Zekâ geriliğinin dereceleri şöyledir:

1- Hafif olanlar (eğitilebilir)

2- Orta olanlar (öğretilebilir)

3- Ağır olanlar (bağımlı)

4- Çok ağır olanlar (tam bağımlı)

   Daha geniş bilgiyi merak edenler,ki edilmeli,daha ayrıntılı bilgileri internetten bulabilirler. Biz bu yazımızda hafif derecede zekâ geriliği olan bireyleri tanımaya çalışalım ve onlara nasıl yardımcı olabileceğimizi buna göre düşünelim.

    Bu bireyler çocukken normal çocuklardan hiç bir farkı yoktur. Bu nedenle okula başlamadan önce anne,baba ve çevre tarafından fark edilmeye bilirler. Özelliklerini şöyle sıralayabiliriz;

-Özbakım becerilerini öğrenebilir,kendi bakımlarını yapabilirler. Ancak, zaman zaman bazı sağlık kurallarının hatırlatılması gerekebilir.

-Yaşadıkları kentte kolaylıkla bir yerden bir yere gidebilirler.

-Bisiklet,paten gibi eşgüdüm içeren araçları kullanabilirler.

-Temel gramer kurallarına uygun, günlük konuşmaların üstesinden gelebilirler ancak soyut ve felsefi kavramları tartışamazlar.

-Çoğu, matematik konusunda yetersiz kalmasına rağmen, okuma-yazma öğrenebilir,hatta kaynaştırma sınıflarında,orta dereceli okulları bitirebilirler.

-Telefonu ve yazılı iletişim araçlarını kullanabilirler ancak, anlatımları basittir,soyut ya da önemli günlük olayları yazamazlar.

-Başkalarıyla yarışma ve işbirliği ilişkilerinde bulunurlar,sosyal ve yaratıcı etkinliklere sınırlı da olsa katılırlar. Ancak, karmaşık planlama,dikkat ve düzenleme gerektiren etkinlikleri sürdüremezler.

-İçinde bulunduğu etkinliği başlatabilir,en az 15-20 dakika dikkatini sürdürebilir.

-Kendi hayatlarını kazanabilecek, karmaşık beceri gerektirmeyen işlerde çalışabilirler. Yetişkinlikte,kısmen ya da tamamıyle yaşamlarını sürdürebilecek iş becerisi edinebilirler.

-Kendi başlarına alış-veriş yapabilirler,ancak parayı ekonomik olarak kullanmada,ne kadar verip,ne kadar aldıkları konusunda yardıma gereksinim duyarlar.

-Basit yemekleri ve günlük ev işlerini yapabilirler.

   Tabi bu tespitler geneldir,ve her birinin kendine göre eksik kaldıkları yönler vardır. Dolayısıyla,onların yaşamını kolaylaştırmak için,daha yakından bakmak ve empati kurmayı bilmemiz gerekmektedir.

   Şimdi de,engellilerin yasal haklarına bakalım biraz:

   Anayasamızın 10. maddesi;”Herkes dil,ırk,renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz”. şeklinde düzenlenmiş olup, engelli bireylere pozitif ayrımcılık yapılmasının eşitliğe aykırılık oluşturmayacağı anayasal güvence altına alınmış durumdadır.

   5378 sayılı kanun, Engelliler Hakkında Kanundur.

   Kanunun “istihdam” başlıklı 14.maddesinde, engelli bireylerin istihdamına yönelik ayrımcılık yasağıyla ilgili olarak,iş seçiminden, başvuru formları, seçim süreci, teknik değerlendirme,önerilen çalışma süreleri ve şartlarına kadar olan aşamaların hiçbirinde,engellilerin aleyhinde ayrımcı uygulamalarda bulunulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

   4857 sayılı İş Kanunu’na göre,50 kişiyi geçen işyerinde,işçi sayısının %3’ü kadar engelli çalıştırma zorunluluğu vardır. Bu yükümlülüğü yerine getirmediğinde,her engelli birey için parasal cezası vardır. (2024 yılında 20.900 TL.dır)

   Engelli istihdamında,özel sektörde,çalıştırılan her bir engelli için asgari ücret üzerinden hesaplanacak sigorta primine ait, işveren hisselerinin tamamı devlet tarafından karşılanmaktadır. Bu durumdan faydalanmak isteyen bazı işverenler,ne yazıkki istihdamdan bir-iki ay sonra engelli çalışanı çıkarmak yoluna gidebiliyor,bu konuda maalesef mobbing uygulayabiliyor. Bu konuda aileler dikkatli olmalı,yasal haklarını takip etmelidirler.

   Engelli çalıştıran işyerleri,işyerlerini engellilerin çalışmalarını kolaylaştıracak ve işin engelli çalışana uygunluğunu sağlayacak şekilde hazırlamak,sağlıkları için gerekli tedbirleri almak,mesleklerinde veya mesleklerine yakın işlerde çalıştırmak,işleriyle ilgili bilgi ve yeteneklerini geliştirmek, çalışmaları için gerekli araç ve gereçleri sağlamak zorundadırlar. 

  Yine,3984 sayılı Radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınları hakkında kanunun 4. maddesinde “ kadınlara,güçsüzlere,engellilere ve çocuklara karşı şiddetin ve ayrımcılığın teşvik edilmemesi” ifadesiyle,radyo ve TV’lerdeki yayınlarda ayrımcılık algısı oluşturabilecek durumlar engellenmiştir. Uymayanlar için cezai yaptırımlar mevcuttur.

    Ayrımcılığa uğradığını düşünen engelli birey,kolluk kuvvetlerine (polis -jandarma), Cumhuriyet başsavcılıklarına,TCK 122.madde kapsamında başvurabilirler.

   Engelli haklarına ilişkin sözleşmenin belirleyicisi Birleşmiş Milletler’dir ve 2006 yılında kabul edilmiştir. Ülkemiz bu belgeyi 2009 yılında onaylamıştır. 

    Bu konularda nerelerden bilgi ve hizmet alabiliriz?

-Özürlüler İdaresi Başkanlığı 

-Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu 

-Yerel Yönetimler (belediyeler)

-Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı kurum ve kuruluşlar

-Vakıflar ve Dernekler

-Konfederasyonlar ve Federasyonlar

-Sağlık Bakanlığı’na bağlı kurum ve kuruluşlar 

   Sonuç olarak,yasaların tümünü burada açıklamaya kalkarsak, yazı çok uzar.Bu konuda,toplumda hepimizin duyarlı olup,işte “farkındalık” dediğimiz olgunun içini doldurmaktan başlamamız gerekiyor. Bunu hep beraber başaracağız.Bu konuda bir bilinç oluşturabilmişsem ne ala.