İsterseniz konuya gelişme nedir? Oradan girelim. Çünkü OSB (Organize Sanayi Bölgesi) deyince akla hemen gelişme kavramı geliyor.Gelişme kavramına birçok yönden yaklaşılabilir. Gelişme deyince insanın aklına hemen ileri gitmek geliyor. İleri neresi diye bakmak gerekir. 

 

    O halde önce bir sözlük anlamına bakalım. Gelişme, (bir konuda) olan biten, ilerleme, ileriye doğru olan değişme. Kitap böyle diyor. Bakalım bu konuda olan biten ne, ileriye doğru mu değişiyoruz? İnceleyelim. 

 

    Biliyorum, aklınıza birçok soru, birçok yanıt geliyor. Her konuda olduğu gibi, her olayın iyi ve kötü yanları vardır. Bu OSB olayına da öyle bakmak gerekir. Gelişme kavramına, kimimiz iş kapısı açılıyor diye bakabilir. Kimimiz, ilçenin kalabalıklaşacak olmasını başlı başına bir gelişme olarak değerlendirebilir. Kimimiz bu kalabalıklaşmanın, ilçede olmayan yeni mekânların, yeni işyerlerinin, yeni markaların gelecek olmasını bir gelişme olarak görebilir…Tabiki yanlış değildir bunlar. Kaynarca'nın geçmişine bakınca, çok fazla ‘gelişme’ görmeyen insanlar için bu saydıklarımız bir gelişme olabilir. Doğru yapıldığı sürece ben de çok itiraz etmem. Ama bana göre işin bir başka yönü var. 

 

    OSB'leri birçok yerde görüyoruz. Tabiki öncesinde birçok değerlendirmeler yapılarak kararlar alınıyor, inşaasına öyle başlanıyor. Ama bu değerlendirmeler ne kadar doğru ve yeterli yapılıyor? İstimlak ve arazilerin doğru fiyatlandırılması meselesine girmiyorum. Buralarda sorunlar hep yaşanıyor zaten. Bu başlıbaşına bir sorun… 

 

    Türkiye'nin uydu fotoğrafını iyice bir incelerseniz, tarım alanlarının aslında çok sınırlı olduğunu görürsünüz. Akla ilk Çukurova, Trakya, Muş ovası gelir ve hemen Adapazarı gelir. Adapazarı patatesi gelir örneğin. Patates bir simgedir. Bu ovada herşey yetişiyor. Bu yönden Kaynarca çok verimlidir. Toprakları yaz-kış boş kalmaz. Sizi sayısal verilerle boğmak istemem, bu bilgiler internette var. Memleketin ne yerleri var, gezen arkadaşlar görmüşlerdir. Ben biliyorum, Erzurum'a, Bayburt'a kekliğe giden arkadaşlar var burada. Kaynarcalılar maşallah gezmeyi çok seviyorlar; var mı burası gibi verimli bir doğa? Kayadan, topraktan başka birşeyi olmayan ne yerler var… 

 

    Bakın, daha şimdiden Sapanca Gölü'nün su seviyesinin düşmesinden, su sorunundan bahsediyoruz. Yaz aylarında şebeke suyu yetersiz geldiğinden Kaynarca'nın birçok köyü taşıma su ile ihtiyacını gidermeye çalışıyor. Kaynarca köylerinin foseptik suları vidanjörlerle taşınıyor. Bunların tümü arıtma tesisinden geçiyor mu acaba? Şurada bir deremiz akıyor, ne kadar koruya biliyoruz? Daha şimdiden bu sorunları çözememişken ilçeye oranla devasa bir OSB bittiğinde bu sorunları siz düşünün… 

 

    Belki önem verlirse bu sorunlar çözülür ama ana sorun, memleketin bu sınırlı tarım alanlarını sanayiye açmaktır. Bence bu yanlıştan dönmek için hâlâ zaman vardır. Aslında bu, öteden beri yaptığımız düşünsel bir hatadır; yanlış yer seçimleri! Bu büyüme, bu sanayide çalışacaklar için yeni konut ihtiyacı doğuracaktır. Dolayısıyla betonlaşma  genişleyecektir. Ben bunu İstanbul'dan tanıyorum. Bir süre sonra “nerede benim güzel Kaynarca'm?” diye ahlanıp, vahlanacağız. Stresli bir yaşama dahil olacağız. 

 

    Kaynarca'ya hiç havadan baktınız mı? Birçok yerde çarpık-çurpuk olan ekili araziler, burada ne kadar düzgün ve verimli. Sanırsınız modern bir Avrupa yerleşimindeyim. Genel anlamda zorluklar yaşayan çiftçi, burada nispeten rahattır. Gerekli araç-gerece sahiptir. Bu bağlamda, kırsal köy statüsü de önemlidir. Bu sorunu bununla birlikte düşünmeliyiz diye düşünüyorum. 

 

    Siz sanayi sitelerinin havasını soludunuz mu? Hava kirliliği nedir bilir misiniz? İstanbul için ne paralar harcandı. İstanbul kendi kömürünü yakamadı, hava kirlenmesin diye. Çünkü sanayi o kadar sıkışık ki, yerleşim o kadar sıkışık ki, doğal gaz bir nebze çözüm oldu. Ama bizler bu yaşanmışlıklardan ders alabiliriz. Hele kimya sanayi dahil olursa buraya, siz o zaman görün gümbürtüyü… Bırakın havayı, suyumuzu kurtaramayız. 

 

    Köylerin toplu taşım sorunu duruyor daha, bu sorunla ilintili olarak. 

 

    Yine dikkat çekiyorum; birçok yerde olduğu gibi, Dilovası daha çok haber olduğu için söylüyorum, orada hâlâ bacalarına filtre taktırılamamış fabrikalar var. Orada yaşayan birisiyle konuştunuz mu hiç? Kirli havanın kentin üstüne nasıl çöktüğünü?... 

 

    Yani bu konuda çok şey yazılabilir, gelişmeye karşı mı çıkıyorsun diye soran da olabilir. Ben gelişmenin doğru olmasının peşindeyim. Elbette sanayileşeceğiz. Modern gereksinimlerimizi neden kendimiz üretmeyelim? Ancak, bu büyüklükteki projeler ülkenin ve bölgenin özellikleri dikkate alınarak yapılmalıdır. 

 

    Bakın bir örnek daha vererek,konunun başka bir yönüne daha dikkat çekmek isterim. Para hırsının sonu yok. Böyle yerler büyüdükçe, etraftaki araziler de parasal olarak değerlendiği için, izinsiz-mizinsiz, elaltı işler gelişiyor,olmaması gereken yerlere yapılar yapılıyor doğanın dengesini bozuyoruz. Ayamama Deresi taşkınını biliyor sunuz değil mi İstanbul, İkitelli'de? Dere yatakları da yapılaşınca, su akacak yer bulamadı. Can ve mal kayıpları oldu. Bu anlamda yaşamdan ders almalıyız. 

 

    Tabiki sanayici işletme kurmak için, ulaşımına bakacak, limanına bakacak, atık için elverişliliğine bakacak, maliyetleri en aza indirmeye bakacak. Kendine göre haklı. Ama bu planlamaları üst akılla, bilimsel olarak devlet yapacak. Bir yola girildi, geri dönüş yok ama, bu yanlışı büyütmemek elimizde. Sanayileşmek için tarım alanlarını kurban etmek doğruysa buyrun yapın… 

 

    İstanbul'dan gele gele buralara dayandı sanayi. Sanayi başka yerlerde de kurulabilir ama, bu toprakları her yerde bulamazsınız. 

 

    Sosyolojik değişime hiç girmeyeyim, konu çok uzar. Ama şunu söyleyeyim; eski ilişkileri çok ararız…

 

    Ne dersiniz, ileriye doğru mu değişiyoruz? Bu konuda tekrar düşünmeye ne dersiniz? 

 

    Değerli Kaynarcalılar, değerli büyüklerim, değerli küçüklerim, değerli arkadaşlarım, yandı gülüm keten helva dememek için, bir daha düşünelim derim. 

 

    Saygılarımla… - ORHAN BARUTÇU Teknik Öğretmen