Çok değil, daha dün gibi... Kaynarca’nın Taşoluk ve Okçular köylerinde bir "Kimya OSB" bulutu dolaşıyordu. Havamızı zehirleyecek, suyumuzu, o canım tarım topraklarımızı sanayinin kirli pençesine teslim edecek o projeye karşı ilçede nasıl tek yürek olduğumuzu hepimiz hatırlıyoruz.
Hatırlayın o direniş saflarını; Sakarya Valimiz Rahmi Doğan’dan Büyükşehir Belediye Başkanımız Yusuf Alemdar’ya, Kaynarca Belediye Başkanımız Kadir Yazgan’dan belediye meclis üyelerimize, Ziraat Odası’ndan kooperatiflerimize ve Kaynarca Sivil Toplum ve Çevre Platformu’na kadar her yerel dinamik, bu toprağın köylüsüyle omuz omuza verdi. Dedik ki: "Kaynarca’da kimya istemiyoruz!" Kamuoyunun bu haklı, bu gür sesi o dönem sonuç verdi; geri adım attılar, projeden vazgeçtiler.
Ancak önümüze konulan yeni tabloyu iyi okumak zorundayız. Kimya gitti ama aynı bölge, Cumhurbaşkanı kararıyla doğrudan "Sakarya Kaynarca Endüstri Bölgesi" ilan edildi.
Harita Mühendisi Ata Yoldaş Balta’nın enlem ve boylam değerlerini santim santim işleyerek çizdiği haritaya bakıyorum. Teknik olarak Taşoluk Kadıköy, Taşoluk merkez, Okçular merkez, Sucaflı mahalleleri, Şenpiliç tesisleri ve ormanlık alanlar sanayi sınırının dışında bırakılmış. Görünürde yerleşim yerlerini ve ağaçları koruyan bir sınır çizilmiş. Peki bu durum içimizi rahatlatmaya yeter mi? Asıl büyük tehlike nerede gizli, biliyor musunuz?
Cevap, bu kararın arkasındaki yasal zırhta: 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu.
Biz dün Kimya OSB’ye karşı çıkarken valimizi, büyükşehir ve ilçe belediyemizi, ziraat odalarımızı, yerel meclislerimizi arkamızda bulmuştuk.
Çünkü OSB süreçlerinde yerel yönetimlerin söz hakkı vardı, buranın insanı masadaydı. Ama şimdi durum tamamen değişti. 4737 sayılı kanunun getirdiği o meşhur "bürokrasinin azaltılması, yatırımların hızlandırılması" mottosu, aslında yerel dinamiklerin ve mülk sahibinin tamamen devre dışı bırakılması anlamına geliyor
Bu kanuna göre artık Kaynarca’daki imar planlarını yapma, parselasyonları onaylama yetkisi Kaynarca Belediyesi’nde ya da Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nde değil; doğrudan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda.
Fabrikaların ruhsatlarını, yapı izinlerini, ÇED raporu muafiyetlerini Ankara onaylayacak. "Bürokrasi azaldı" denilerek yerel yönetimlerin, belediye meclislerinin, muhtarların ve en önemlisi bu bölgede yaşayan halkın ifade hakkı elinden alındı.
Daha da fenası, mülkiyet ve kamulaştırma yetkilerinde gizli!
Normal şartlarda bir arazinin kamulaştırılması, kamu yararı kararları uzun bürokratik süreçlere ve yerel onaylara tabidir. Vatandaşın toprağı üzerinde söz hakkı vardır. Ancak 4737 sayılı kanun uyarınca, Endüstri Bölgesi içindeki özel mülkiyete ait taşınmazlar üzerindeki kamulaştırma yetkisi de tamamen merkezileşiyor.
Bakanlık, bölgedeki özel arazileri "yatırımın hızlandırılması" gerekçesiyle acele kamulaştırma dahil en kestirme yollarla devralma gücüne sahip. Yani köylünün, çiftçinin ata yadigarı toprağı üzerindeki tasarruf ve itiraz gücü, Ankara'dan gelen tek bir kamulaştırma kararıyla baypas edilebiliyor. Sınırın içindeki toprağın sahibi, kendi mülkünde bir sabah uyandığında kendini kiracı ya da tamamen devre dışı kalmış bulabiliyor.
Soruyorum size: Yarın bu sınırların içine, adı "kimya" olmasa bile çevreyi kirletecek başka bir sanayi devi gelmek istediğinde; Vali Rahmi Doğan hangi yetkiyle dur diyecek? Belediye Başkanı Kadir Yazgan hangi imar planıyla ya da hangi kamulaştırma davasıyla müdahale edecek? Halk toprağını vermemek için direndiğinde Ankara’daki hangi kapıyı çalacak?
Yatırıma, istihdama, teknolojiye düşman değiliz; bu ülkenin üretmeye ihtiyacı var, biliyoruz. Ancak yerel halkı, mülk sahibini ve yerel idareyi tamamen kör, sağır ve savunmasız bırakan; 4737 sayılı kanunun arkasına sığınarak Kaynarca'nın kalbine hançer saplayacak projelere karşı uyanık olmak zorundayız.
Harita önümüzde, sınırlar belli. Sınırların dışında kalmak yetmez; o sınırların içinde nelerin üretileceğini, kimin toprağının elinden kayıp gideceğini, Ankara’nın bizim adımıza ne kararlar vereceğini adım adım izlemek zorundayız.
Halkın ve yerel idarenin hukuken devre dışı bırakıldığı yerde, gazetecilik görevimiz iki kat daha hayati hale gelmiştir. Kaynarca Haber olarak sürecin en yakın takipçisi olacağız. Ancak gerçekleşen şu toprağımız da geleceğimiz de Ankara’nın bürokratik koridorlarındaki "hızlı kararlara" ve tek taraflı kamulaştırma hamlelerine emanet... - SEDAT BALTA


