Liyakati Aramayan Layığını Bulur

Hakan Duran

21-06-2026 00:14

 

Yirmi dört yıl sonra gelen fırsatı değerlendiremediğimiz için birçok futbolsever gibi ben de üzgünüm. Ülkenin tanıtımı adına çok önemli bir fırsat kaçtı. Açıkçası iki maçı da izlemedim; içimden bir ses bu hayal kırıklığını önceden kulağıma fısıldamış gibiydi sanki. Bu yüzden canlı izlemek için uykumdan fedakârlık yapma hevesim de pek olmadı.

 

Milli takımımızın 2002 yılındaki dünya üçüncülüğü zaferi ve o başarıyı getiren efsane kadro turnuvayı izleyen herkesin hala aklında. Geçenlerde bir spor yorumcusunu dinliyordum. “2002 Dünya Kupası kadrosuna bugünkü takımdan kaç oyuncu girebilir?” diye soruyordu. Gerçekten düşündürücü bir soru. Efsane bir kadro idi o kadro, hangi mevkisine baksak bugünkü kadrodan birini ilk on bire koymakta çok zorlanırız. Her mevkide o günün en iyi topçuları olduğuna herkes kaniydi o dönem. Sadece dokuz tanesi 2 yıl önce UEFA şampiyonu olmuş takımın yıldız oyuncusu idi. 

 

Bizim en büyük sorunumuz; gerçekçi değerlendirme yapmak yerine kendimizi olduğumuzdan büyük görmek, yeterince sorgulamamak, eleştiriye tahammül edememek ve adam kayırmacılığa prim verip liyakati ikinci plana atmak. 2002’nin federasyon başkanı Haluk Ulusoy ile bugün yaşanan tartışmaların merkezindeki federasyon yönetimini aynı kefeye koyabilir miyiz? Kabadayı gibi açıklamalar yapan, ligdeki takımlara eşit mesafede durmayı, adil bir yönetim sergilemeyi bile beceremeyen bir federasyon başkanımız var. Milli takımı destekleyen bir açıklamayı dahi doğru okuyamayan, turnuvaya odaklanması gerekirken sürekli  etrafa racon kesen bir yönetim anlayışının başarı üretmesi zaten çok zor.

 

Başarı sadece teknik direktörün değil; yöneticisinden malzemecisine kadar tüm ekibin ortak eseridir. Montella’nın başarısız olduğunu söylemiyorum. Ancak bu turnuva, onun teknik adamlık anlayışının güçlü ve zayıf yönlerini de net biçimde ortaya koydu. Takıntılarından, kendine kurduğu (çevresindekilerin de tesiri var) suni bariyerlerden kurtulamadı. İstatistikleriyle milli takımı hak eden pek çok genç futbolcu dururken onlara haksızlık yapıp onları ya milli takıma almadı ya da ısrarla yedekte tuttu. İstatistikleriyle pek çok mevkidaşından çok daha iyi performans gösteren oyunculara gerekli süreyi vermedi. Her fırsatta Türk gibi hissettiğini söylüyor Montella bu pek çoğumuzun hoşuna da gidiyor. Fakat işi ehline, hak edene vermek hususunda bize çok da benzemese sanki milli takım için daha iyi olurdu. 

 

2002 kadrosunu bugünkü gibi tartışmamıştık çünkü bariz şüphelerimiz yoktu. Hak edenler milli takımdaydı, daha da çok hak edenler ilk on birde idi. Bugün milli takımda her mevki için eldeki en iyi oyuncunun tercih edildiğini rahatlıkla söyleyebilir miyiz? Milli takım, “alıştığımız isimlerle, bize yakın adamlarla devam edelim” anlayışıyla yönetilemez. En iyileri, en formda olanları ve en çok hak edenleri seçmek zorundasınız.

 

Peki ne yapılmalı? Bir futbol uzmanı olduğumu iddia etmiyorum. Teknik direktör veya futbolcu geçmişim de yok, futbol uleması da değilim. Fakat hangi alanda olursa olsun bir sistem nasıl kurulur ve sürdürülebilir olarak hayatına nasıl devam etmesi sağlanır bu konuda deneyimim var. Futbolda da başarının çok iyi bir sistem ve liyakatli adanmış insanlarla elde edildiği hepimizin malumu.

 

Öncelikle Türk futbolunun üzerindeki yönetim krizinden kurtulması gerekiyor. Futbolun nefes alabilmesi için vizyon sahibi, liyakatli ve o göreve birilerinin desteğiyle değil, hak ederek gelmiş bir yönetime ihtiyaç var. Böyle bir federasyon yönetimi, sıfırdan bir futbol aklı oluşturmalı; uzun vadeli hedefleri olan bir futbol yönetim kurulu oluşturmalı ve geleceği inşa edecek stratejiler geliştirmelidir. Futbolun bu derece popüler olduğu, genç nüfusa sahip ülkemiz bunu hak ediyor. 

 

Milyarlarca avronun harcandığı, çeşitli desteklerle ayakta tutulmaya çalışılan bir endüstride, yirmi dört yılda yalnızca bir kez Dünya Kupası’na katılabilmek, sistemin doğru işlemediğinin en açık göstergelerinden biri. Sorun tek bir teknik direktör, tek bir futbolcu ya da tek bir turnuva değildir. Sorun, uzun yıllardır sürdürülen yanlış futbol yönetimi anlayışıdır. Sürdürülebilir başarının yolu altyapıdan, milli takıma kadar uçtan uca tüm futbol ekosistemini olabildiğince rekabete açık, hesap verebilir şeffaflıkta, suistimale imkan tanımayan, adamına göre esnemeyen sağlam bir sistemin üzerinde inşa etmekten geçiyor. 

DİĞER YAZILARI Hattın Gayb Alemi: “Bir Ömre İki Hayat Sığdırmak” 01-01-1970 03:00 Şibumi Timsali Bir Lider: Mircea Lucescu ve Gösterişsiz Mükemmellik 01-01-1970 03:00 Tükiye’nin İlk Yazılım Şirketlerinden Logo Nasıl Kuruldu? 42 Yıllık Bir Vizyonun Anatomisi 01-01-1970 03:00 Gerçek Liderlik, Ekibimizi Görünür Kılabilmektir 01-01-1970 03:00 Yarın Pişman Olmamak İçin Bugün  01-01-1970 03:00 "Cadılar Bayramı Fenomeni ve Kültürel Kimlik Erozyonu"  01-01-1970 03:00 Mükemmelliğe Giden Yolda: Teknoloji mi, Adanmış İnsan mı?   01-01-1970 03:00 “Bir gönül yapamazsan, yıkıp viran eyleme” 01-01-1970 03:00 Gösteriş Fetişizmi Çağında: “Ya Olduğun Gibi Paylaş, Ya da Paylaştığın Gibi Ol” 01-01-1970 03:00 "Ustalık mı, Diploma mı? Geleceğimizi Hangisi Kurtaracak" 01-01-1970 03:00 “Psikolojik Güven Ortamı: Tarihten Örnekler ve Liderlik Sınavı" 01-01-1970 03:00 “Fakültenin Kaybı ve Kaynarca Olarak Topyekün Bir Muhasebe”  01-01-1970 03:00 EuroCIS Perakende Fuarından İzlenimler 01-01-1970 03:00 Madrid’de Yapay Zekâ Çağına Yolculuk 01-01-1970 03:00 “Deprem Önce Egolarımızı Sarsmalı 01-01-1970 03:00 “Hakikatin Peşinde Bir Muhatap Arayışı: Yapay Zekâyla Tefekkür” 01-01-1970 03:00 “Yapay Zekânın Gözünden Zulüm ve Adalet Arayışı” 01-01-1970 03:00 Bekle Beni Geleceğim”: Cem Karaca 01-01-1970 03:00 Belagatiyle İlham Veren Lider: "Sureyya Ciliv" 01-01-1970 03:00 Çeyrek Asır Bekledim: "Ben Bitki Değilim" 01-01-1970 03:00 Kariyer ve Vicdan: Doğruyu Söylemek mi, Sessiz Kalmak mı? 01-01-1970 03:00 Görmediğini, hissetmediğini yönetemezsin 01-01-1970 03:00 Aktürkoğlu & Köfteci Yusuf: “İlk taşı günahsız olan atsın!” 01-01-1970 03:00 Sınır tanımayan, “Yeni mezunlar.” 01-01-1970 03:00 Fikret: “Ressam, Mimar, Şair, Marangoz Bir Münevver” 01-01-1970 03:00 Minimalist, Mütevazı, Karizmatik Şampiyon: "Emekli Kıdemli Başçavuş Yusuf Dikeç" 01-01-1970 03:00 Tecrübeyi kazandıran zaferlerimiz değil mağlubiyetlerimizdir 01-01-1970 03:00 Birini Öldürmek İnsanlığı Öldürmekse Peki Biz Niye Böyleyiz? 01-01-1970 03:00 İşine aşık bir şampiyon 01-01-1970 03:00 Başarının Sırrı: “Özeleştirisiz Başarısızlığa Sıfır Tolerans” 01-01-1970 03:00 Yüzyılın Kalp Cerrahıyla Tanışma 01-01-1970 03:00