Tarihte pek çok idareci hüküm sürmüş, yüzyıllar sonra bazısı zalimliklerinden ötürü hala lanetle anılırken bazısı ise hayırla, özlemle anılıyor. Bazı imparatorlar var ki bugün bile yaptıklarını okuyanların yüreği ürperiyor. Günümüzde de bir imparatorluk adı altında olmasa da bu zalimlik yarışında üst sıraları zorlayanlar var elbette. Örneğin, Gazze'de çoluk çocuk bir halkı açlıkla ölüme terk edenler de tarihte büyük zalimler arasında yer alacak ve hep lanetle alınacaklar. Tarihteki pek çok örnekte görülebileceği gibi ister bir devletin ya da bir şirketin başında olsun liderleri hep benzer bir yol ayrımı bekliyor; ya orada güven ortamını tesis edecekler ya da korku kültürünü hakim kılıp halkın, ekiplerinin, çalışanlarının ahını alacak.

Zalimlikte birbirleriyle yarışan imparatorlar arasında Roma İmparatorluğu'nun 3. imparatoru Caligula'nın kendi halkına yaptıkları listenin açık ara farkla en başını çekebilir. Caligula'nın en yakınındaki adamdan başlayarak halkına nasıl dehşet bir korku saldığını okudukça ürpermemek ve yaptıklarından iğrenmemek imkânsız. Oldukça kısa sayılabilecek 4 yılık bir hükümdarlık dönemine bolca sapkınlığı, vahşeti, katliamı, deliliği sığdırmış biri Caligula. Kendisini yeterince alkışlamadıkları için senatörlerini öldürtmesi, öldürdüğü insanların etlerini başkalarına yedirmesi, kendini Tanrı ilan etmesi, sebepsiz yere ailesinden insanları idam etmesi, halktan masum insanları sırf eğlenmek için hunharca katletmesi gibi pek çok sapıklık döneminde yaşananlardan bazıları.

Onun yaptıklarını okudukça bir toplumda psikolojik olarak kendini güvende hissetmenin ne denli önemli ve hayati olduğunu insan yeniden idrak ediyor. Benzer şekilde şirketler, kurumlar bir başka deyişle insanın olduğu herhangi bir organizasyonda insanların kendini güvende hissetmesi ihtiyaçlar hiyerarşisinde en kritik öncelik. Güvende hissetme algısı ne kadar dibi görürse, o toplum ya da organizasyonun çöküşe sürüklenmesi de o denli hızlı oluyor. Tıpkı Roma'nın o dönemindeki insanlar gibi toplum topyekûn bütün gücünü, potansiyelini, kabiliyetini ve verimliliğini yitiriyor. Tek hissettikleri katıksız bir ölüm korkusu oluyor sonra köşesine çekilip tepkisizleşiyor, kötü sona razı oluyor.

Psikolojik güvenlik diye ifade edilen bu ortam hem şirketler hem de toplumlar için gerçerli bir terim aslında. “Psikolojik güvenlik , kişinin fikirlerini, sorularını, endişelerini veya hatalarını dile getirmesi nedeniyle cezalandırılmayacağı veya küçük düşürülmeyeceği inancıdır.” şeklinde tarifleniyor. Bu ortamın tesis edildiği organizasyonlarda çalışanların hem kendini daha rahat ifade edebildiği, hem de kendini çok daha hızlı geliştirdiği gözlemlenmiş. Bu tür bir ortamın yaratılmasının yüksek kaliteli iş sonuçları elde etmek, üst düzey bir verimlilik ve performans sağlamak için hayati önem taşıdığı da bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış. Benzer şekilde toplumların verimliliği ve refahı için de bu tür ortamların oluşturulması çok kıymetli. Katıksız bir korkunun hakim olduğu Roma gibi bir devlette neler yaşandığı ortada biraz önce bahsetmiştik. Düşündüğünü ifade edebilen, karar ve istişare süreçlerine katılabilen, derdini, şikayetini çekinmeden dile getirebilen, fertler arasında karşılıklı sevgi ve saygının hakim olduğu toplumlarda da üretkenlik, inovasyon, artan refah düzeyi ve toplumsal huzur en büyük kazanımlardan sadece birkaçı.

Tarihte kötü örneklere sıkça rastlandığı gibi adaletle hükmeden, vicdan sahibi liderler sayesinde refah içinde yaşanan dönemler de olmuş. Bunlardan ilk akla gelenlerden biri Hz. Ömer dönemi olabilir. Onun döneminde bugünün hizmetkar lider profilinin sergilendiğini görüyoruz. Elindeki iktidar gücünün maddi, manevi mesuliyetini üst düzey hissettiğine şahit oluyoruz. Devrinde insanlara halifeye hesap sorabilme cesaretini tanıdığını görüyoruz. Öyle ki yaptığı bir konuşma esnasında üzerindeki gömleğin kumaşının hesabını sorabilecek kadar halk bu konuda kendini özgür hissediyor. Kurdukları istişare, şura meclisleriyle karar mekanizmasında katılımcılığa, paylaşıma önem verildiğini gözlemliyoruz. O döneme ait anlatılarda halkın arasına karışıp tebdil-i kıyafetle onları dinleyip onlara hizmet ettiğini okuyoruz.  Psikolojik güven ortamı tesis ettiklerini bilmiyorlardı belki ama Allah’ın rızasını kazanmak gayesiyle yaptıkları tam olarak buydu. Onların yaptıkları ile halk kendini değerli hissediyor, ortama güven, refah ve huzur hâkim oluyordu.

Herkesin kendini güvende hissettiği, fikirlerini çekinmeden dile getirebildiği, istişareye ortak edildiği bir ortamda başarı, huzur kendiliğinden geliyor. İnsanlık tarihinin en cani, en zalim idarecisinden bir örnekle yazıya başladık ama yönetimin, liderliğin, insanın olduğu her yerde güçten beslenen herkesin az veya çok zalimleşme potansiyeli ne yazık ki mevcut. Hep derin bir sorgulama ile insanın kendini hesaba çekmesi gerekiyor. İşte bu sorgulamalardan birkaçı:

  • Acaba bizler de zaman zaman ölçüyü kaçırıp etrafımızdaki insanlara az veya çok çektiriyor olabilir miyiz?

  • Tutumumuzla insanların potansiyellerini sergileme imkanını elinden alıyor olabilir miyiz?

  • Ekibimizdeki insanlar için hayatı çekilmez mi kılıyoruz yoksa onlara gerçekten güven ve huzur soluklanan bir ortam mı sunuyoruz?

  • İnsanlara kendini ifade etme, fikrini söyleme, yanlışını, hatasını korkmadan itiraf edebilme, en doğruya ulaşmak için istişareye ortak olabilme imkanını acaba sunabiliyor muyuz?

  • Birlikte çalıştığımız insanlara yeterli güven hissini veremediğimiz için onlara potansiyellerini gösterme, üst düzey performans sergileme imkanı vermiyor olabilir miyiz?

Bu sorgulamaların büyük bir açıklık ve yüzleşme cesaretiyle yapılması çok kritik. Çünkü gerçek manada aynaya bakmayı beceremediğimizde kendimizi hep en iyisi, en güzeli olarak görmeye yatkınız. Yöneticiler kendini böyle görürken yönetimindeki ekipler ne yazık ki tümüyle aksini düşünebiliyorlar. Bu yanlışa düşmemek adına ara sıra birebir yapılacak hasbihallerde "kendimizi" filtresiz bir şekilde karşımızdan dinlemek oldukça faydalı olabilir. Onlara kendilerini bu şekilde ifade etme, rahatsızlıklarını veya memnuniyetlerini dile getirme imkanı vermek iyi bir lider olma yolculuğunda önümüzü açacaktır. Yorumlarınızla, tecrübe ettiğiniz örneklerle katkıda bulunabilirseniz hep birlikte istifade ederiz.