Türkiye’de bir yazılım şirketinin sıfırdan doğup, on binlerce şirketin dijitalleşmesini sağlayan bir ekosisteme dönüşmesine tanıklık etmek nasıl bir duygudur?

Bu hafta Mars Teknoloji’de sohbet@mars etkinliğimizde Türkiye’de teknolojinin son 40+ yılına şahitlik etmiş duayen bir ismi Tuğrul Tekbulut’u ağırladık. 1984 yılında arkadaşlarıyla kurduğu Logo Yazılım’la pek çok girişimciye ilham olacak “ilkleri” nasıl gerçekleştirdiğini kendisinden dinledik. 

Çok yoğun olduğunu ve bu tür davetlere çok sık katılmadığını biliyordum. Buna rağmen bizi kırmayıp söyleşimize katılması bizim için ayrıca kıymetliydi.

Türkiye’de teknolojinin 40 yıllık serüvenine birebir tanıklık etmiş biri olarak, bu ekosistemde yaşanan başarıları, başarısızlıkları ve çıkarılan dersleri en doğru kişiden dinlediğimizi biliyorduk. 

Dinlediklerimiz hem şaşırtıcı, hem ufuk açıcı hem de pek çok noktada “keşke” dedirten tespit ve öngörülerle doluydu.

42 Yıl Önce Kurulan Bir Hayal

Hikâyenin en başından yani Logo Yazılım’ın kuruluş hikayesinden konuşmaya başladık. 

1984 yılında kurulan Logo Yazılım bugün:

  • 1.600’den fazla çalışanı

  • 1.000’e yakın çözüm ortağı

  • 200.000’den fazla müşterisi

  • 30’dan fazla ülkede kullanılan çözümleriyle

  • ve yaklaşık 6 milyar TL cirosu ile

Türkiye’nin en büyük teknoloji şirketlerinden biri.

Tam 42 yıl önce hiç kimsenin hayal dahi edemeyeceği büyüklüğe ulaşacak bir yazılım şirketi kurmanın nasıl bir vizyona işaret ettiğini sanırım söylemeye gerek yok. 

Bu büyük başarı hikâyesinin en önemli ilklerinden bazıları:

  • Yazılım satılabilen, güncellenen, desteklenen paket bir üründür algısını yerleştirdi

  • Halka açılan ilk yazılım şirketi olarak yazılımın entelektüel bir değeri olduğunu gösterdi

  • Yazılım sektöründe bayi, iş ortağı ve çözüm geliştiricilerden oluşan ilk ekosistemi inşa etti

  • Kendi yazılımı için kendi veritabanını geliştiren ilk yazılım firması

  • UI/UX alanında o dönem devrim niteliğindeki yaklaşımıyla sunduğu üst düzey müşteri memnuniyeti

Başarı Hikâyesi Bir Başarısızlıkla Başladı:

Başarılan ilkler ve yepyeni bir iş modeliyle ulaşılan büyüklükten ziyade asıl çarpıcı olan şey bu büyüklüğe giden yolun nasıl nasıl inşa edildiğiydi. Bu göz alıcı başarı hikâyesinin başlangıcı aslında bir batış hikâyesiydi. Kişisel bilgisayarın (PC) yükselişini ilk fark eden girişimcilerden biri olarak Apple için çözüm geliştirmeye başlamışlar. Fakat sonra işler beklediği gibi gitmeyince bu girişim başarısız olmuş. 

Fakat o batış, Logo’nun temelini oluşturacak en değerli kazanımı sağlamış: 

“Kullanıcı Deneyimi Odaklı Bakış” 

Bu batışta öğrenilen kullanıcı arayüzü odaklı ürün geliştirme deneyimi bir sonraki girişim için en büyük kazanımları ve sermayeleri olmuş. Sektördeki diğer yeni rakiplerinden onları ayrıştıran en önemli farklılık da bu imiş. Tuğrul Tekbulut Steve Jobs’ın daha o yıllarda kullanıcı arayüzüne olan takıntısının, Logo’nun gelecekteki ürün felsefesini şekillendirdiğini ifade etti ve şöyle dedi:

“En iyi kullanıcı deneyimini nasıl oluşturacağımızı Apple öğretti bize.”

Teknoloji Odaklı İşletmeden Pazarlama Odaklılığa Dönüşüm:

İlk kurucu ekip tamamen teknoloji odaklı bir yaklaşıma sahipmiş. Ekibin yönetilmesi öneminin, pazarlama odaklı bir yönetim anlayışının kıymetinin pek çok işletme gibi onlar da farkında değillermiş. Bu farkındalığı kendi isteğiyle onlara gelip danışmanlık yapmak isteyen bir İşletme Hocası sağlamış. Tuğrul Tekbulut o dönem pazarlama algısını şöyle anlatıyor:

“Pazar, pazardaki beklenti, pazar araştırması, müşteri segmenti hiç umurumuzda değildi. O dönem pazarlama dendi mi ya kapı kapı mal satan insanlar akla gelirdi sektörde ya da bir ürünün reklamını çekip TV’de yayınlamak. Pazarlama biliminin ve bir işletme için gerekliliğinin sadece biz değil kimse farkında değildi. Hocamız bizde bu farkındalığı sağladı. Böylelikle o dönem belki de pazarlama bilimini kullanarak hedef pazarımızı analiz edip ona göre çözümler geliştiren ilk firma olduk.”

Bu farkındalık, Logo’nun ürün stratejisini tamamen değiştirdi.

İşlerin kara kaplı defterlerle yürütüldüğü o dönemde “Alın Teri” diye bir yazılımla herkesin kolaylıkla kullanıp işini yönetebileceği bir çözüm geliştirme fikri de böyle doğmuş. Mottosu da çok ilgi çekici: “Küçük İşletmeler İçin Hesap KştapDanışman hoca pazarda böyle bir ihtiyacı yaptığı araştırma ile tespit etmiş ve onları o segment için bir ürün geliştirmeye teşvik etmiş. Bu sayede o müşteri kitlesi için hızlıca kurulup işletmeye değer katmaya başlayan harika bir paket çözüm geliştirilmiş. Bu yeni yaklaşım hemen etkisini göstermiş ve çok büyük bir ciro büyümesi sağlanmış. Sonra pazar analizleriyle bir başka segment daha keşfetmişler ve bir üst seviye ticari müşterilerin ihtiyaçlarına özel LKS ürün grubunu geliştirmişler. Pazar ihtiyacını analiz ederek geliştirilen bu ürünler, Türkiye’de paket yazılım kavramının temelini oluşturmuş.

En Kritik Kırılma Noktası: Yepyeni Bir İş Modeli

Yazılımı geliştiriyorlardı ama asıl önemli olan o yazılıma yatırım yapacak müşterileri bu fikre ikna etmekti. Bu müşterilerin iknasındaki zorluğu Tuğrul Tekbulut şöyle özetledi: 

“Raftan fiziksel bir ürünü satmak gibi değildir yazılım satmak. Fiziki bir ürünü satın almada ikna daha kolaydır. Fiziki olmayan, dijital bir yazılıma para vermek için insanları ikna etmek bugün de zordur ama o gün herkese imkânsız görünüyordu.”

O dönem bir arkadaşı Tuğrul Tekbulut’a Ray Croc’un McDonalds’ın başarı hikayesini anlatan bir kitabını hediye etmiş. O kitap geliştirdikleri ürünün kurulan bir bayi ağıyla nasıl satılabilir ticari modele dönüştürülebileceği konusunda büyük bir ilham olmuştu.  Hayalindeki çözüm ortağı ağını kurmak için Anadolu’yu gezmeye başlamış. O gün gördüğü tabloyu şöyle anlattı:

“Her ilin ileri gelen ailesi pek çok firmanın beyaz eşya, mobilya, petrol istasyonu vb bayiliklerini almışlardı, gidip o ailelerin yeni nesil gençlerine bizim de bayimiz olmalarını teklif ettim. Kendilerinin de değer önerisinin içinde bilfiil çözüm ortağı olarak yer alacakları bambaşka bir bayilik modeliydi bu. Geliştirdiğimiz ticari çözümü entelektüel bir meta olarak birlikte satacak, birlikte kazanacaktık. Onlara bu işten bizim kadar kazanabilecekleri, kazan-kazan türünden bir değer önerisi, bir işbirliği modeli sunmuştuk. Kabul gördü ve git gide bu bayi ağı Anadolu’da gelişti, pek çok kuruma bizim sayemizde bilgisayar girdiğini söyleyebilirim. Türkiye’nin Anadolu şirketlerinin dijitalleşmesinin başlangıcıydı bu süreç. Anadolu’daki pek çok şirketin işlerini dijital ortama taşımalarında, verimlilik kazanmalarında, işlerini büyütmelerinde bu ekosistemin sunduğu paket çözümler çok büyük katkı sağladı.”

Mühendislikten Liderliğe Geçiş

Bayi ağının ikna gücüyle işler iyice büyümüş, şirket cironun yanı sıra organizasyonel olarak da genişlemeye başlamıştı. Ekiplerin yönetimi, müşterilerin yönetimi gibi konularda sorunlar yaşamaya başlamışlardı. Yine danışman hocanın yönlendirmesiyle ekipten birinin lider olarak işin başına geçmesine karar verilmişti.

“Mühendislikten patron moduna geçecektim. Geliştiren, icat eden taraftan yöneten tarafa geçmek mühendisliğe tutkuyla bağlı benim gibi biri için elbette zor oldu ama hızla büyüyen şirketin de hem büyümesi hem de ayakta kalabilmesi için yönetilmesi, stratejisinin tayin edilmesi gerekiyordu.”

Logo’nun ilk büyüme döneminin ardındaki bu vizyon ve kırılma noktaları, sadece bir şirketin değil, Türkiye’de bir teknoloji ekosisteminin nasıl doğduğunu anlamak açısından benzersiz dersler barındırıyor. Bu hikâyenin devamında, Logo’nun büyümesini hızlandıran stratejik kararları ve geleceğe dair öngörüleri paylaşacağım.

Keyifli okumalar diliyorum, görüşlerinizi duymaktan memnuniyet duyarım.